Hoşgeldiniz  

STRATEJİNİN YAZILI KAYNAKLARI

Hasan Güleryüz | 03 Mayıs 2021 | Köşe Yazıları


Hasan Güleryüz
guleryuz.hasan@gmail.com

Türkler, Farslar ve Araplar

Stratejinin Yazılı Kaynakları, araştırmacı yazar, Osman Karadağ’ın çok önemli bir strateji kitabı. Strateji,eğitimde bir eyleme girişirken birden çok yöntem ve tekniğin eş zamanlı ya da ardışık kullanılmasına olanak sağlayan bir uygulama biçimidir. TDK Türkçe Sözlükte ‘izlem’ yol, yordam anlamına gelmektedir. Aynı zamanda toplumsal ya da bireysel ve devlet açısından pek çok unsuru etkin şekilde kullanma bilimi veya sanatı olarak da açıklanmaktadır. Latince kökenli sözcük, ordu yönetme sanatı anlamına da gelmektedir.

Kitap, Türklerin tarih sahnesinde varoluşu, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik uygulamaları, bağımlı ve bağımsız değişkenler açısından dikkate alınarak incelendi. Türkler bölümünde: Türkler, Farslar, Arapların ilişkileri, bozkır kültürü ve göçebe yaşamı, din, doğu batı ve oryantalizm, savaş sanatı, İslâm’da savaş konularıyla giriş yapılıyor. Göktürkler, Selçuklular, Anadolu Beylikleri, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti üzerinde önemli saptamalar yapıyor ve çıkarımlarda bulunuyor.

Yazar Türklerin, Asya’dan Anadolu’ya, Balkanlara göçlerin çök önemli nedenlerini ele alıyor. Anadolu Türkleri bu coğrafyaya gelirken, Farsilerle ve sonrasında Araplarla zorlu ilişkileri, kültürel kısıtlama, çatışmalarla günümüze gelinmiş ve çatışmalar iç bünyemizde de devam etmektedir.

Türkler, Orta ve batı Asya’da Çinliler, Ruslar, Persler, Araplar, Hintliler ve Bizanslarla ilişkileri olmuştur. Halkların coğrafya üzerinde varoluşu otlak kavgası, yağma, işgal etme gibi savaşlarla, savaş öykülerini dinleyerek büyüdük.

Savaşların doğru dürüst eleştirisini de yapamadık. Her toplum, her savaşı kendi çıkarı açısından değerlendirir kutsarken gerçekler hep göz ardı edildi.

Kitapta oldukça ansiklopedik anlamda ve değerli bilgilere yer verilmiştir. Türklerin yaşadığı coğrafya, anayurtları İdil-Ural tezi, kökenleri ele alınmaktadır. Türklerin,

1. Anadolu mirası,

2. Türk-Moğol Mirası,

3. Yedinci yüz yıllarda oluşan İslam mirası üzerinde durmaktadır. Sy.52. Türk Dini Şamanizm ele alınıyor ve Türklerin Müslüman olma süreci ele alınırken: “İslamiyet niteliği gereği cihat(savaş) anlayışı içinde, silahla (Türklere) gelir. Onu kabul edeceklerin bundan böyle Arap İmparatorluğu’nun uyruğu olmaları gerekiyordu. Türk dili ve tarihsel gelişiminde: “Türk, ailesine Türkçe, Allah’ına Arapça, sevgilisine Farsça seslenir.” Sy:60

Büyük Arap, Fars saldırılarına rağmen Türkçenin yapısı, söz alışverişi üzerinde ayrıntılı duran yazar, Türkçe’nin kaybolmamasında:

1. Ordunun dilinin Türkçe olması,

2. Moğol istilasında Moğol komutanların birçoğunun Türkçe bilmesi,

3. Selçuklu ve Osmanlı medreselerine kız alınmaması nedeniyle, çocuklar annelerinden zorunlu olarak Türkçeyi öğrenmiş olmaları şeklinde yorumluyor. Bunu doğuda Kürt kadınlarının Türkçe öğrenememesi nedeniyle Kürtçe ayakta kaldığını da çıkarabiliyoruz.

4. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla devlet dilinin Türkçe olması ve Türkçenin edebiyat ve bilim dili olmasının yolu açıldı. Sy:63

Göktürkler üzerinde çok önemli açıklamaları ve çözümleri olan yazar, Çin-Bizans ticari ilişkileri ve İpekyolu ticareti ele alınıyor. Ardından Hazarlar ele alınıyor. On birinci yy’larda düzenlenen Divani Lugat-it Türk ve Kudadgu Bilig üzerinde duruyor. Bu iki kitaba eleştirilerde bulunur.

Kudadgu Bilig: “Kafirlerle düşüp ölsen bile ölmezsin, bu yüzden silahlarını kafire yönelt, kafirin evini, harkını yık, putunu kır, yerine mescidi koy Oğlunu kızını kullarını köle al. Ne hazine bulursan sen kendine al, Müslümanlığın önünü aç, şeriatını yad ellere yay.” der. Sy:99

Divanı Lugat-İt Türk: “Seller gibi aktık, şehirler üzerine çıktık, put evlerini yıktık, putlar üzerine sıçtık! Müslümanların töreleri budur, bir gavur ülkesine girdikleri zaman, putların üzerine yestehlerler.” Sy:100

Dönemin zihin ve savaş dünyasına ilişkin göstergelerdir.

Türklerin İslamiyet’i kabulünden önce yazılı bir hukuk sisteminin olmadığı anlaşılıyor. Osmanlı Türkleri Anadolu’ya göçtükleri sırada onlar için toprak bir otlaktı. Sy: 122

Medreseler bin yıl Türkçeyi ve kız çocuklarını içeri sokmadılar. Bunlar cehaletin faziletiydi! Selçuklular, bir Türkmen imparatorluğu olmaktan çok bir “Fars-Arap” imparatorluğudur. Melik+şah: Melik Arapça, Şah Farsçadır. Selçuklu yöneticileri Farsça adlar alırlar. Alaaddin Keykubat, Alaaddin Keyhüsrev vb. Türkçe Kağan bırakılır, hakan unvanı kullanılır. Sy: 122,125

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri de ayrıntılı ele alınır. Elbette, bu yaklaşımlara farklı biçimde yorumlar da getirilebilir. Baktığınız yere, baktığın yerden, baktığınız ölçülerden farklı alanları görebilirsiniz. Beş yüz sayfa kitabı ayrıntılı değerlendirmek, bir on sayfalık metni gerektirir. Bu nedenle kısaltarak veriyoruz.

II. Bölüm Farslar(İranlılar)

Farslar, Persler, Hin Avrupa dil gurubuna bağlı bir halktır. İran, Aryanların ülkesi anlamına geliyor. İlk uygarlık birikimleri Elamlara kadar iniyor. İran’ın coğrafyası, mitolojisi, Zerdüş ve öğretisi, Pers dili, Reformcu Dara ayrıntılı ele alınır. İran’da kurulan Safevi Devleti, İran’daki Türk varlığı değerlendirilir. Derinlemesine çözümlemeler yapılır.

III. Araplar

Bu bölümde Samilerin Anayurtları, Yemen uygarlığı, İslam öncesi Arabistan yarımadası ve kültürü, Arab’ın toplumsal yapısı ve İslamiyet, Kuran hükümleri, İran, Bizans, Yahudi, Hristiyan ilişkileri ayrıntılı olarak ele alınır. İran, Türk bağlantısı, dairesel büyüme konularıyla İslâm’ın yayılışı ve kurulan düzen değerlendirilir. Emevi Devleti Yunan- Suriye yöntemini, Abbasiler daha çok İran(Sasani), Irak devlet yönetme geleneğine göre yapılanıyor. S.421.

Bu sürece daha sonra Türkler de dahil oluyor. Arap aydınları, Türklerin İslamiyet’i gerilettiği, ona katkı yapamadıkları kanaatini taşıyor. Selçukluların Arap egemenliğine girmesi, orada yükselmesi süreci ele alınıyor. Arap Türk yayılmacılığı karşılaştırılırken: Türkler yerleşme, yerleşilen yeri vatanlaştırma için aileleriyle yayılıyor; Araplar, egemenlik kurmak fidye almak ve yağmalama saptamalarında bulunuyor. Abbasi döneminin önemli düşünürü Gazali: “ Zeka yetersizliği bakımından Türk, Arap Bedevisi ve Kürt insanları arasında fark yoktur,” diyor. S: 408.

Arapların başarı ve başarısızlıklar ele alınırken, çevresel dünya da ele alınıyor. İslam uygarlığı, Arap egemenliğinde çıkarak bu uygarlığa Türklerin, farsların katlı vermesi ve yeni bileşimlere ulaşması olarak yorumlanıyor. İslam uygarlığının gerileme ve çöküş nedenleri üzerine stratejik ve ekonomik çözümlemeler yapılıyor. İslam’ın kökeninde ticaret yatar. İslam hukuk ve toprak sistemi, bilimin gerilemesi, İslam düşüncesi detaylarıyla inceleniyor.

Sonuç:

Stratejinin yazılı kaynakları, düşünce üretmek isteyen, siyaset yapacaklara ve Türk dünyası üzerine çalışma yapacaklar için önemli bir başvuru kaynağı niteliğini taşımaktadır.

Özellikle, Türklerin Anadolu’daki var oluşlarında, Arap, Fars etkileri çok derindir. Ülkede bu kültürlerin temsilcileri, politik önderleri de vardır. Türklerin üzerinde yaşadığı coğrafyanın ayrı bir mirasına sahipken bir de Yunan, Batı ilişkileri vardır. Bu olan bitenler Türklere daha büyük bir sentez yapma imkânı sunuyor. Ayakta kalmak, bu coğrafyada var olmak için yaratıcı bileşimlere gerek vardır. Kitabın yerli yabancı yüz elli kaynaktan yararlanılmış olduğu ve bu nedenle de araştırmacılar için temel kaynak niteliğini taşıdığını söyleyebiliriz.

Kaynak:

Karadağ, Osman. (2020), Stratejinin Kaynakları, Destek Yayınları, İstanbul.

187 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle