Hoşgeldiniz  

SORUN ÇÖZME YÖNTEMİ

Mehmet Zehir | 12 Nisan 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Amerikalı bir kadın gazeteci Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’e sorar:
-Bir sorunla karşılaştığınızda sorunu nasıl çözüyorsunuz?

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün yanıtı da binlerce yıllık Türk varlığını sırtında taşımışçasına mükemmel yanıttır.

‘’-Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işe neler engel olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdın mı, iş zaten kendi kendine yürür.’’

Bunu neden anlattım?

Devletimiz çok uzun süreden beri birçok zorlukları yaşarken; bütün insanlarımızda en az devletimiz kadar bu zorlukları yaşamaktadır. Tabii ki bu sorunları sadece bizim devletimiz bizim insanlarımız yaşamıyor…! Bütün devletler, bütün insanlar az çok bu sorunları yaşıyorlar. Son Covit 19 ile birlikte yaşanılan sorunlar katlanarak artmış durumdadır.

Bu nedenle insanlarımız gibi bütün insanlar, devletimiz gibi bütün devletler yaşadıkları sorunlara çareler, çözüm yolları bularak sorunlarını çözmeye bir başka ifade şekliyle en azından azaltmaya çalıştıkları görülmektedir.

Devlet anlayışımız ‘sonsuz geçmişten- sonsuz geleceğe’ olduğu için adları farklı farklı olsa da hepsini Türk Devleti olarak görür, devlet geleneğimizle övünürüz. Devlet geleneğimizle övündüğümüz kadar ve belki de daha çok milletimizle övünürüz.

Bu nedenle sorun çözme metodumuzu da kendimize övgü ve kıdemli buluruz. Ancak bu gerçeğimiz yozlaştıkça bu kıdem sadece dilde kaldığı söz konusudur. Zira atalarımız bizlere o kadar çok öğüt vermiş ki, birçoğuna uymadığımız için aynı sorunlarla tekrar tekrar karşılaşmaya devam etmiş olduğumuzda başka bir gerçeğimiz olarak karşımıza sürekli çıkmaktadır.

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk devrinde her konuda alt yapıların oluşmasına rağmen, ondan sonraki süreçte bu alt yapılara uyumlu gelişmelerin gösterilememesi belki de sadece bize uygun bir akıl tutulmasıdır. Bunlara detaylı olarak girmeye de pek gerek yok ama en azından son 50 yılda, son 25 yılda, son 5 yılda hiç olmazsa birazcık doğru hareket edebilseydik yaşadığımız sorunları bu kadar ağır yaşamazdık diye düşünüyorum.

Gün geçmiyor ki, bir intihar olayı duymayalım, gün geçmiyor ki ahlaksız bir olay duymayalım, gün geçmiyor ki eroin, kokain içenlerin yaşamış olduğu kendilerince şatafatlı bizler için iğrenç hayattan örnekler görmeyelim, gün geçmiyor ki, kaçakçılık, terör, tecavüz, gibi adi ve adli eylemler gözümüzün önüne serilmiş olmasın!

Bunun yanında devletimizin birçok kurumunun yapmış oldukları açıklamalara inandırılığının zayıf olduğu hatta olmadığı artık yüzümüze söylenir hale gelmiştir.

Aynı tespitleri Birinci ve ikinci dünya ülkeleri kapsamında yaptığımız daha pozitif değerleri görebilmekteyiz. Kendimizi bizler her zaman her şeyin en iyisine layık görürüz de başkaları bizi her şeyin en iyisine layık gördüğü söz konusu değildir. Bu bizim aslında başkalarını nasıl görüyorsak; başkaları da bizi aynı şekilde gördüğü ile eş anlamlıdır. Bu nedenle de sürekli ergen çatışmaları ile karşı karşıya kalınmasın diye her konuda bütün devletlerin ve insanların katkıları ile standartlar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu mana da ABD, AB ülkeleri standardizasyon yönünden birçok konuda en üst seviyeye ulaştığını söylemek mümkündür. ABD ve Ab dışında da Japonya, Kore, gibi ülkelerde belirli standartları elde ettikleri görülen ve kabul edilen durumlardır.

Son bir yılı aşkın süredir bütün dünyanın COVİT 19 ile alakalı yaşamış olduğu süreçler ve süreç yönetimleri irdelendiğinde hala en fazla vaka sayısı, en fazla yaşamın sonlanması üzülerek söylemek gerekir ki, ülkemizde gerçekleşmektedir. Bunun yanında aşılama konusunda da tutarsız ifadeler umut vermemektedir.

Konu sağlık olduğu zaman bütün akan suların durması gerekirken; Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı görevinden alınması hiç resmi ağızlardan sorgulanmadı. Sosyal Medyada yazılanlardan anlaşıldığına göre akçalı işlerle alakalı alınması söz konusu olmuş, ancak resmi bir açıklama olmadığı sürece bu tür haberler mide bulandırmaz mı? Nitekim bulandırdığına ister istemez şahit oluyoruz.

Oysa ki bütün her şeyin gerçek bir tanımı mutlaka vardır. O tanım yapılmış olsa; kimse kimse hakkında gereksiz düşünceler içinde olmayacağı gibi, herkes gerçekler üzerinden düşünerek mevcut sorunlarımızın çözülmesine katkı da sunacağı açıktır. Düşünün ki, yukarıda ifade etmeye kalktığım adı ve adli vakalar gerek AB gerek ABD ve gerek Japonya, Kore gibi ülkelerde ortaya çıktığı an, o toplumların oluşturduğu değerler her şeyden önce ilgili kişinin istifa etmesini, Kore, Japonya gibi ülkelerde kişilerin intihar ederek yaşamlarına son vermeyi rezilce ve pişkince yaşamaktansa tercih ettikleri görülüyor. Biz kimsenin intihar etmesini, yaşamına son vermesini, çoluğunu çocuğunu ortada bırakmasını istemeyiz. Ancak istifa etmek, yargıya hesap verir olmak; her türlü çıkardan çok daha itibarlı ve kabul gördüğünü en adi suçu işleyen kişiye sorsak istisnasız kabul eder.

İşte bütün bunların başına döndüğümüzde sorunlarımızın sürekli varlığının nedeni ne diye düşündüğümüzde; sanılmasın ki ders alamayışımızdan kaynaklanmıştır. Elbette ders alamayışımızın payı var, bunu yok saymıyorum. Ancak asıl neden Türklüğün değerlerine sahip olamadığımız gerçeğiyle yüzleşemediğimiz olduğunu altını çiziyor, Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün sorun çözme metodunda, sorunları oluşturan unsurları ortadan kaldırmamız için önce sorun nedir, ne değildiri bilerek işe başlayıp, herkes için sorunu aynı, herkes için sorun değildiri aynı yapmak gerekli olduğuna inanıyorum.

54 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle