Hoşgeldiniz  

ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEK NE DEMEK I

Hasan Güleryüz | 20 Nisan 2021 | Köşe Yazıları


Hasan Güleryüz
guleryuz.hasan@gmail.com

Öğretmen yetiştirme kavramı ilk bakışta sıcak, sevecen görünse de eleştirel bakınca “ürkütücü, düşündürücü” bir içeriği ve bilinmeyenleri barındırıyor! Demek ki, öğretmen yetiştiriliyor! Yetiştiriliyorsa, bir yetiştireni, yetiştirenin amacı ve de yetiştirenin işi çekip çevirecek yetkisi, ekonomik gücü vardır. Kamu adına yapılan planlama ve eylemde elbette kamu yararı asıldır.

Eğitimin kalitesiyle bir ekonominin başarısı arasında güçlü bir bağıntı vardır. Bu sadece bir hipotez değildir; ölçülebilir bir durumdur. …Eğitim sistemimizdeki yetersizliklerin büyük bir ekonomik durgunluğa eşdeğer etkisi var ve bu etki kalıcıdır. Toplumun değişim dönüşümünde eğitim önemli bir araçtır. Bu aracın çalıştırılmasında en önemli öge de öğretmendir. Okulu, programları yapmak, kitapları yazıp basmak yetmiyor, bu işi kim nasıl yapacak? İşte burada istenen nitelikleri taşıyan öğretmenin yetiştirilmesi ortaya çıkıyor.

Konfüçyüs ve Sokrates’ten beri eğitimciler eğitimin iki amacını fark etmişlerdir:

1. Geçmişin anlam ve önemini iletmek ile

2. Genç insanları geleceğin engellerine hazırlamak.

Ömür boyu öğrenmek, sürekli öğrenmek demektir. Bu süreç içinde öğrendiklerimizi unutmak ve bağlam değiştikçe yeniden öğrenmektir. Süre giden yansıtıcı düşünme, öngörü ve harekete geçme süreçlerini içerir. Öngörü, gelecekte neye ihtiyaç duyulacağını veya bugünkü hareketlerin gelecek için nasıl sonuçlar doğuracağını tahmin etmek amacıyla “analitik” veya “eleştirel” düşünme gibi bilişsel yetenekleri kullanır. (Schleicher,2019:33,34)

Eğitim geçmişin kazanımlarından beslenirken, geleceğe dönük olarak kişiye sorun çözme becerileri kazandırma, engelleri aşma kapasitesi kazandırma eylemidir. Eğitimin niteliğiyle ekonomi arasında yüksek düzeyli bir ilişki vardır. Eğitimin bir amacı da sadece kendini tekrar değil, geleceği okuma, toplumsal gidişin önünü, yönünü görme, çıkacak olası problemleri aşmada kişiye öngörü, çözüm gücü ve becerisi kazandırmaktır. Burada “eğitim”, kuramsal öngörüleri ve programlarıyla toplumun önünden giden stratejik bir kurum, yapı olarak görülmektedir. Düşünme, çalışmada çözümleyici ve yaratıcı yöntemler kullanılıyor. Bu stratejilerle eğitim tutucu değil, değişimci ve öngörüsü olan dirik bir yapıdır. Bu yapının arkasında yönetsel ergin, onun kurduğu sistemin itici gücü vardır. Bu güç değişince, gücün istemlerine göre, eğitime ve öğretmene bakışı da değişebiliyor.

Eğitimin bu özellikleri kazanabilmesi için yerleşikliği, araştırma, inceleme ve denemeye gereksinimi vardır. Elbette, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte yeni bir öğretmene gerek vardı. Bu öğretmen, Cumhuriyetin programını, öngörülerini köye taşıyacaktır. Bu yapının üretime dayalı ekonomik bir boyutu da vardı. Bunda ne kadar başarılı olduğunu, geribildirimle nelerin düzeltilmesi gerektiğine ilişkin bir çalışmanın yapılabilmesi için de zamana gerekliydi.

Köy Enstitüleri, esasen kırsal ağırlıklı nüfusun beşerî sermaye donanımını olabildiğince az masrafla geliştirme amacıyla kurulmuş, bununla beraber olarak “Sadık yurttaş yetiştirme!”, böylece rejimin rıza üretim tabanını genişletme” niyeti güdülmüştü. Köycü popülizm üzerinden “Türkleştirmeyi ikmal etme” amacı da gözetilmişti, tabii!. (Bora, 2020: Birikim, 372.sayı. )

Bora, ironik ve çokbilmiş bir dil kullanarak “Az masrafla okullar kurarak ekonomik sermayeyi geliştirmek, ‘sadık yurttaş’ yetiştirme” ve köycülük popülizminden hareketle “Toplumu Türkiyelileştirme ve Türkleştirmeyi gerçekleştirmek” adımı olarak görüyor. Üst ve ultra bir otorite(!) olarak Şerif Mardin 1977’de, öğrencileri “Beşinci sınıftan itibaren küçük ukalâ ideologlar!” haline getiren bir eğitim sistemimiz olduğundan söz etmişti ya, diyerek bu küçümsemeye de katılıyor.

Biraz sonra da sisteme haksızlık olmasın babından:

Sırf “emek süreciyle öğrenmeyi birleştirme düsturu” uğruna, peşine düşmeye değer. Yüksek teknoloji çağında bir fantezi değil, aksine “insanı insan yapan melekeleri canlı tutmak için önemlidir” bu. Bedenini çalıştırarak ve onu tanıyarak, elini kullanarak öğrenmek! (Bora, 2020, Birikim Nisan 372)

Emeğin kullanımı, insanın doğayla ilişkiye geçmesi, bedenin çalışması, ellerin kullanılmasına yol açtığı için değer verilebilir değerdedir. Bu eğitim süreci içinde ekonomik ve düşünsel anlamda, gelişen, değişen toplum, siyasal olarak “yöneticilerini”, doğayı, üretim ve tüketim biçimini de değiştirecektir. Böylece değişim süreci, sürekli değişmeye dayalı olarak “sürekli devrim” devam edecektir.

Bu anlatılan zincirleme diyalektik toplumsal değişim yasasıdır. Ancak değişim sürecini öğretmenin başlatması, işin ez zayıf halkası olduğu söylenebilir. Çünkü öğretmen doğrudan ekonomiyle, teknolojiyle bağlantılı bir altyapı ve organizasyondan yoksundur. Eğitim eninde sonunda doğal olmayan bir kurgudur. Bu doğal olmayan kuramsal yapıdan sürekli devrim, sürekli değişim ve sürekli dönüşüm çıkabilir mi? Değişim ve dönüşümde güç, gücün ekonomik üretkenliği, toplumsal bilinci, örgütlenme yapısı ve ideolojisi önemli belirleyicilerdir.

Toplumların daha mutlu olabileceği, üretimden daha çok pay alacağı değişim ve dönüşümlere doğru yönelişi kaçınılmazdır. Değişmeyen tek dirik yapı ve anlayış değişmenin değişmemesidir. Değişime direnirseniz, beslenemez, su içemez, üreyemez, kendinizi koruyamaz ve de “Neandertaller” gibi yok olursunuz!

“Yeni devrin, Cumhuriyet devrinin Türk Milletinin ilerleme ve yükselme devri olduğunun en maddi delili, “Maarif alanındaki başarılardır.” Bu başarıları sağlayan amillerin başında en başta Sayın Milli Şefimiz, Reisicumhur İnönü’nün, yurdun her köşesinde öğretimin her türlüsünü yakından görmeye çalışmak suretiyle gösterdikleri yüksek ilgi ile Cumhuriyet Hükümetinin maarif davalarını halletmek için “planlı” ve “programlı çalışmanın” yol tutmasının büyük önemi vardır. Köyüne iğreti ve sığıntı bir unsur olarak değil, “Cumhuriyetçi” ve “İnkılâpçı” bir önder hüviyetiyle yerleşmek üzere giden “yeni öğretmeni” burada rahatça barındırmak için oturacağı evini kurmak düşünülmüş ve 1083 öğretmenevi inşa ettirilmiş, 136 ev de onarım suretiyle tamamlanmıştır. (T.C.M. V, 1945:1)

Belgede açıklandığı üzere Yeni devrin, “Türk Milletinin “ilerleme” ve “yükselme devri” olduğu ve bunun da maddi kanıtı, “Maarif alanındaki başarılardır.” biçiminde ifade edilmektedir. Yukarıdaki açıklamaları destekleyen belge: “Cumhuriyet Hükümetinin Maarif Davalarını halletmek için “planlı” ve “programlı” çalışmanın yol tutmasında, “Cumhuriyetçi” ve “İnkılâpçı” bir önder olarak öğretmen baş etken olacaktır.

Bu öğretmenin arkasındaki güç de başta sayın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Maarif Vekaleti ve Devletin diğer kurumlarıdır. Öğretmen, “Yeni Devrin” önemli bir uygulayıcısı, bilgi taşıyıcısı, beceri kazandırıcısı olacaktır. Burada yeni sistemin, ekonomik ve sınıfsal gücün temsilcisi olarak politik aktörler görülüyor. Politik aktörler, çekilince yapının bir diğer ifadeyle kurulan sistemin tıkanması söz konusudur.

KENDİ KENDİNİN ÖĞRETMENLERİ

Herakleitos’e; “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz!” derken, kendini tekrar edemezsin, nehir akıyor, sürekli değişime ve yenilenme sürecine işaret ediyordu. Marx’da, “Bize gelene kadar yapılanlar dünyayı anlamaya, tanımlamaya yönelik çalışmalardı; biz dünyayı anladık, bu bize yetmiyor, biz dünyayı değiştirmek istiyoruz!” diyordu. Biz derken, kimi kastediyor? Yeni bilişsel(zihinsel) bileşimi(sentezi) yapanları. Bu yeni bir ekonomik sınıf olacağı gibi, yeni entelektüel bir katman da olabilir. Marx, dayandığı ekonomik katmanı, doğrudan emek harcayarak üreten “işçi sınıfını” ve onun ortaklarını tanımlıyordu. Kendisi entelektüel bir güç ve “ütopya” kurucuydu. Ütopyası Manifestoyla ilan edilmişti.

Öğretmen, değişimci katmanla iş-birliği yaparak, değişim sürecinin etkili bir dişlisi olarak görülmektedir. Oysa ki, sistemin bir dişli olarak öğretmenin iş görmesi diğer dişlilerin çalışma hızına, uyumuna, hızdaki kararlılığa bağlıdır.

Öğretmen, egemenin gücüne, desteğine, bu güçler ifadesi olan “programlar, yasalar, tüzük, yönetmelik” ve “genelgelere” göre iş yapar. Öğretmen: “Durumdan görev çıkaramaz!” Bu “Durumdan görev çıkarma”, sisteme müdahale, dahası çatışma olarak algılanır. Sistem buna “müsaade” değil, “müdahale” eder.

Öğretmen, “sistemin açık” ve “kullanılamayan hedefleri, hedef sınırları” sistemin gücü olan yasa, yönetmelik ve diğerleri destek verdiği ölçüde, öğretmenin bilim, sanat ve öğreticilik gücü kadar “sınırları” zorlayabilir. O sınırlarda geliştirici bazı çalışmalar yapabilir. Bu bir anlamda onun sınırlı özgürlük, örtük program ve yaratıcılık alanıdır.

29 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle