Hoşgeldiniz  

MANTIK YÖNTEMİ

Mehmet Zehir | 02 Nisan 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Türklerin hayatın bütününe binlerce yıllardan beri us, mantık, bilim ve sanat içinde göstermiş olduğu uyum ve katkı ayrı ayrı ele alınıp çok detaylı olarak incelendiğinde görülecektir ki hiçbir şey Türkler de tesadüflere dayanmamaktadır. Bu nedenle sürekli öğrenme, sürekli öğrendiğini geliştirme, sürekli öğrenip geliştirdiğini deneyimleme ve sürekli öğrenip geliştirdiğini sanatsal olarak yaşatarak salt değerlerinin korunması ile insanlığa, doğaya ve tarihe karşı sorumluluk üstlenmeyi seçmiştir.

Başka toplumlarda bunu yapmış olduğu ileri sürülebilir. Ancak yazının bulunduğundan beri geçen tarihe baktığımızda yaklaşık 5400 yıllık yazılı dünya yaşının adeta tek başına 4500 yılına direk tamgasını vuran Türk Soyu haklı olarak us, mantık, bilim ve sanat ile doğa ve insanlık tarihine mührünü vurduğu söylenebilir.

Her öğreti bir disiplindir. Disiplini kaybettiğinizde tekrar disiplin altına girebilmeniz, disiplin kazanabilmeniz çok uzun süre ve çok ağır bedeller ödetebilir. Bu konuda sanırız ki Türkler çok ağır bedeller ödemek durumunu en fazla yaşayan toplum olmuştur. Bunu tarihi incelediğimizde açıkça görüyoruz. Tabii yazının bulunmasıyla ortaya çıkan yaş 5400 yıl olarak literatürde kabul görmekte olsa bile, gerek yazıyı bulduğu iddia edilen Sümerli bir emekli öğretmen Sümerlilerin çağının bitmesinden 250 yıl önce yazdığı kendi yaşam öyküsünde ‘’ biz buraya gelmeden önce yazıyı biliyorduk, bize daha önce yaşadığımız yerde karabaşlar diyorlardı’’ diye Ludingirra’nın Gelecek Çağlara yazdığı mektubunda diyordu. Bunu bir kenara not edip Türk tarihi’ne başka bir yerden baktığımızda İskit Türklüğünün en az 20 bin yıllık Türk tarihi ve dünya tarihi için var olduğunu bunu en azından günümüz Türkiye’sinde 12.500 yıllık geçmişi tespit edilen Göbeklitepe ve diğer yapılan kazılarımızla ifade edebiliriz.

Konumuza dönersek, Türklerin tarihsel olarak doğa ile içiçe yaptıklarını kullandığımız alfabemizle de destekleyebiliriz. Zira Türk Dili’nin kullandığı bütün tamgalar tabiatın kullandığı seslerden oluşmuş olması ve bu konuda diğer bütün dillerden ayrı olmamız bize ve bütün dünyaya Türklerin geçmişleri hakkında çok fazla bilgi vermektedir. Bu bilgiler ışığında dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan kazıların Türk dili ile okunması mümkün olduğu için o yerlere bilinen manada Türk gittiği kabul görmese de, ortada ki eserler madem Türkler buraya gelmedi o halde bu eserler nasıl oluştu sorusunu koymaktadır. Bunu Naacal Tabletleri ile de ifade etmek mümkündür.

O halde şöyle bir soruya yanıt arayalım: Peki bize ne oldu?

Bize her şeyden önce inan, sezgi, tanrıbilim gibi bilimdışı birtakım eylemler bir şekilde bulaştı ve bulaşıklık geliştirilerek yaygınlaştırıldı. Birçok dine atalarımızın girmesini sağlayan tek tanrılı ve çok tanrılı dinleri kabul etmek zorunda kalan ve dolayısıyla ilk ayrışmaları da bu nedenle din üzerinden yaşayan Türkler, çağlar ilerledikçe yine din üzerinden birçok parçaya bölünerek zaman içinde parçaların birbirlerini düşman olup kanlı savaşları kendi arasında yaşadığını ve daha ileri gidip soyunu terk etmeyi bile içselleştiren birçok dönemi yaşamış olduğumuzu düşündürtmektedir. Bunların doğru olmama ihtimali yoktur. Konuyu Felsefe birçok başlıkta ele almıştır. Aşağıya aldığımız çıkarımlar bu başlıkların kısa özetleri gibidir.

‘’Tek bir ideal dil olduğunu bu dilin mantıksal gramerini gerçeğinde yapısını yansıttığını ileri sürmüşlerdir. Bu gramer ve onun belirlediği dil bütün paradoksları ortadan kaldıracaktır. Bu anlayışa göre dil, çeşitli tuzaklar kurarak insan düşüncesini yanıltmaktadır. İdeal dil bu tuzaklardan arınmış bir mantık dilidir. Atom deyimiyle bu gramerli dilin meydana getireceği mantıksal kuruluşları dilegetirir. Bu kuruluşlar mevcut tuzakçı kavramların yerine açıkça kavranabilir mantıksal kavramlar koyacaktır.

Öğrenim konularını mantıklı bir düzen içinde ve kendi aralarındaki ilişkileri ön plana tutarak düzenleyen ve öğrencileri öğrenme gücüyle konuların göreli zorluklarını dikkate almadan sıraya koyan öğrenme yoludur. Prof.Dr. Özer Ozankaya Toplumbilim Terimleri Sözlüğü’nde ‘mantıksal yöntem’ deyimi ile niteleyerek ‘’ bir olgunun ya da sürecin anlıkla gelişkin bir örneğinin kurulması ve bunun türlü yanları arasındaki ilişkilerin yansıtılması yöntemi’’ olarak tanımlamıştır. Buna göre Mantıksal düşünmeyi yadsıyanların özellikle tanrıbilimciler ve usaaykırıcılar düşünmeyle gerçeğe varılamayacağını savlarlar. Mantıksal düşünme yerine sezgi, inan vb. gibi tanrıbilimsel yöntemleri koymaya çalışan bu gerici savlar bilim tarafından çürütülmüştür. Dilimizde ‘alogizma’ olarak yazılımıyla dilegetirilmektedir. Prof.Dr.Özer Ozan Kaya aynı sözlükte bunu ‘’doğruya ulaşmanın bir aracı olarak mantıksal düşünme gerekliliğinin yadsınması; mantığın yerine sezginin, inancın ve açınlamanın konması,’’ olarak tanımlamıştır. ‘’

Yukarıda Prof.Dr. Özer Ozankaya’nın yapmış olduğu şu açıklama ‘’ Mantıksal düşünme yerine sezgi, inan vb. gibi tanrıbilimsel yöntemleri koymaya çalışan bu gerici savlar bilim tarafından çürütülmüştür. Dilimizde ‘alogizma’ olarak yazılımıyla dilegetirilmektedir.’’ toplumun oluşturabileceği baskılar karşısında adeta teslim alınmış olduğunu göstermektedir. Zira yapılan tanımlamada kullanılan sözcük, konuya çok aşına olanlar dışında bilinmemekte olması oldukça düşündürücüdür. Hatta bu noktada aklıma şu geldi. Yıllarca Milli Güvenlik Kurulları’nda ‘irtica ‘vurgusu yapılarak doğal olarak gericilikten bahsedildiği bilinirdi. Elbette irtica denildiğinde gericilik anlıyorduk ama başka bir anlamı daha olduğunu 15 Temmuz 2016 olayları sonrasında medyadan öğrendik ki bu sadece irtica diyerek gericiliği kastetmiyor, bu aynı zaman ‘’Fetö’’cülüğü de içeriyormuş olduğunu anladık. Yani açık açık Fetö tehlikesi var diye neden söylenmiyordu diye düşünülebilir ama bunu açık o gün ifade etmek kime yarar kime zarar sağlardı diye de düşünmek gerekmeseydi sanırım ‘irtica’ kamuflajı kullanılmamış olurdu.

Buradan yapacağımız en önemli çıkarım bu nedenle şu olmalıdır: Türk toplumunu saran bu gericilikten kurtulmak için toplumun yapacağı eylem topluma zarar verirken; bu gericiliğin temsilcilerinin hiçbir şeyini ellerinden alamayacağı açıktır. Bunu ancak stratejik, pragmatik ve diyalektik kavramları içinde çözebileceğimizdir.

15 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle