Hoşgeldiniz  

KİTAP VE MABET

Hasan Güleryüz | 29 Nisan 2021 | Köşe Yazıları, Tüm Manşetler


Hasan Güleryüz
guleryuz.hasan@gmail.com

Cemil Meriç “İnsanlar kıyıcıydı, kitaplara sığındım,” diyordu. Evet bazen sığınak, bazen bir savaş, bazen bir keşif alanı, bazen insanlığın serüvenine okuma eylemi katılmadır.  Dün, bugün yarın bağlamında beyinler arası iletişim, paylaşım ve yeni zihinsel yaratımdır. Ve beş bin yaşında olabilme halidir!

Biliyorum, her şey kitap değildir … Çoklu orkestranın çalışmasında enstrümanlardan biridir. Seslerden müzik, resim, heykel, bir müzikal ve sözcüklerden kuleler, büyük siyasal tasarımlar ve edebi metinler yaratabilirsiniz… Bir çeşit koşma ve kanatlanmadır. Uzun, yorucu yolculuklar surecinde “kendin” olmandır.

Bir eczaneden nasıl yararlanabilirseniz, bir kitaplıktan ya da kütüphaneden öyle yararlanabilirsiniz. Giderek kendinin okuma doktoru olacaksın! İşin bir başka yanı da kitaplarla kendi mabedinizi, kendi anlam dünyanızı yaratıp, okuma ümmetinizi de oluşturabilirsiniz. Büyük küçük her kentin böyle ticari olsa da aynı zamanda bir mabet ve hazine mekânları vardır.

Bilirim bazıları kitap satmakla tuğla satmak arasında bir fark görmezler. Bazıları ise sır küpü ve definecidir. Şaka değil size bir küçük öykü: Ankara’da bir yayınevine KPSS kitap editörlüğünü (sevmeden) yapıyordum. Altı akademisyen dört öğretmen büyük kitaplık/yayınevi salonunda saat 16.00’da toplanacaktık. Küçük bir gündem hazırlamamız gerekiyordu. Karslı olan …. Beye “Toplantıya siz başkanlık edin!” dediğimde. Üzülerek ve biraz da gülerek: “Hocam ben okuma yazma bilmiyorum ki!” dedi. Gözlerim masmavi yandı söndü! Yaa, Şeyyy… öyle mi? İlginç…

Ankara Zafer’de kıdemli sahaf Gavur Ali beni haşlayan, aldığım kitapla ve benimle alay eden adamdı. Bana bak delikanlı: Senin kim olduğunu biliyorum. Tuttuğun, arka sayfasını okuduğun, karıştırdığın ve aldığın kitaplardan! Ne yazık ki senin okuma öğretmenin hiç olmadı! Çok yazık! Kitapevinden çıktığımda çarpılmış ve şaşırmıştım. Yaşım yirmiydi ve Kıbrıs’ ta savaşı vardı. Elim ayağım titriyordu. Bilenlere sordum, Kim bu adam? Yanıt: “Gâvur Ali’nin dövmediği adam okur olamaz!” yanıtını almıştım! “Haa, öyle mi?” dedim içimden… .

Beni pataklamaktan hızını alamamış, konuşmayı sürdürüyordu: Bir yığın insan buradan Kur’an alır! “Alıp da ne yapacaksın?” diye sorarım. “Bunu da bilmiyor musun bunak!” diye yüzüme bakarlar. Ne yapacaksın? Okuyacak, öğrenecek, sevap kazanacak ve cennete gidecek alçak! Oysa metinler arası okuma yapamadıktan sonra sen o kitabı anlaya bilir misin? Bana da okumaya ilişkin göndermelerde bulunuyordu. Evet, o bir sır küpüydü. Yıllar sonra buldum bu adamı: Elli yıldır Ankara’nın en eski sahafçısıyım. Dükkânıma bir Kültür Bakanı henüz gelmedi!” Ciddi bir okur dahası kültür üstadı olsa gelirdi!

İlk mabedim, Pulur Köy Enstitüsü’nün kitaplığı, ikincisi Erzurum Kitap Sarayı’dır. Siirt Aydın; Trabzon Akademi, Barış, Dost; Hatay Barutçular, Adana Evrensel, Bursa Ezgi; Ankara Dost, Galeri Kültür (kapandı, Telekom oldu), İmge, Evrensel ve sahaflar.

Yazları Trabzon’da Ra, Derya ve İpekyolu’na mitili sererim. Trabzonlulara hangi kitapevlerini bilirsiniz diye sorarım. Boyun bükerler… İkinciyi soramam!

Eski başkente her inişimde yolum Ra’ya (Mısır Güneş Tanrısı ) düşer. Sahibi KTÜ Edebiyat Fakültesi Ramazan’dır. İki de sinema salonu vardır. Gidemedim! Ketumdur Ramazan! Gülümser ve çok az konuşur! Zor da olsa çay ikram eder. Eh az da olsa indirim yapar… Paranız olmazsa, hesabınıza yazar… Ama “kredi kartınız” varsa üç, dört taksit yaparsınız… Daha ne olsun!… Bütün kitaplar ve kitaplık sizin! Yüce gökten zaman isteyin. Ya da zamanı cimri harcayın!

Ra’dan aldığım kitaplardan mı? Fotoğraflarını koydum. Alev Coşkun’un Hasan Ali Yücel Aydınlanma Devrimcisi kitabını okumaya koyuldum! İnönü üzerine yeniden düşünmeme işaret etti. Hem kendine hem de İnönü’ye haksızlık etme, dedi! Şevket Süreyya’nın İkinci Adam’ı ve Şerafettin Turan’ın İnönü kitabına bir bak uyarısını aldım! Tarihi bir kimliğe “yargı” koymak kolay değil! Bilinmeyeniniz varsa bunu hiç koyamazsınız.

Dil, her zaman sevdam… Türkçeyi düşe kalka öğreniyorum… Her dil, tanımın ötesinde bir okyanus. Büyük bir matematik, mantık ve şarkı! Onu yaratan toplumun belleği ve hazinesidir. Her dil ayrıca bir gömü! Altı bin dilin iki bini ölü, altı bin gömü araştırmayı bekliyor…

Sonuna kadar okunmayı sürdürdünüzse bana aferin ve size de alkışlar… Kitap sizin de büyülü dünyanız. Umarım “Sürçü lisan etmedim!”

126 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle