Hoşgeldiniz  

KIRIM HANLIĞI YALNIZ BIRAKILMAYACAKTIR l

Mehmet Zehir | 12 Nisan 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Aydın Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Merkez Müdür yardımcısı Araştırma Görevlisi Cem DÜZEN:

‘’‘Kırım stratejik bir öneme sahip olduğu kadar aynı zamanda tarihsel perspektifte değerlendirilecek Türk-Rus ilişkilerinde, çift taraflı psikolojik bir etkiye sahiptir.

Rusya 1792 Yaş antlaşması ile Kırım’ı ilhak etmesinin ardından birinci hedefi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaktı.

Nitekim Rusya, o antlaşmadan sonraki yüz yıl içinde Osmanlı İmparatorluğu’nu tabiri caizse dilim dilim doğradı.

Günümüzde Ortadoğu ve Avrupa’da kısmen de olsa Rusya ile çıkarlarımızın kesiştiği noktalar olabilir fakat Karadeniz’de Rusya lehine olan her durum Türkiye Cumhuriyeti’nin aleyhinedir.

Bu sebeple Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ne olursa olsun engellenmelidir.

Kırım’ı alarak Karadeniz’de ayağını sağlam basan bir Rusya’nın sonraki hedefinin yeniden boğazlar ve Türk toprakları olmayacağının garantisi yoktur.

Zira Kırım’ı yeniden işgal ederek, Çarlık dönemi politikalarını diri tuttuklarını gösterdiler.’’ diyor.

Konuyu biraz eskiye taşımak, sonra Cumhuriyet Devrine ve özellikle son beş yıla gelmek istiyorum.

Ortaçağ (5-15.yüzyıl arasındaki 1000 yıllık süreç.) Avrupası Katolik Hristiyanlığın etkisindedir. İşte o devrin tanınmış Doğu Slavları’nın tarihi MS 3-8. yüzyıllar arasında Avrupa da tanınan Doğu Slavları olarak tarihe adım atan 9.yüzyılda Varenler tarafından kurulan ve yönetilen Ortaçağ Kiev Rus Devleti diğer bir isimle Kiev Kinezliği olarak ortaya çıktı. 988’de Bizans İmparatorluğu’ndan Ortodoks Hiristiyanlığı kabul edilerek oluşan yapıya Rus Kültürü denilmektedir. Toparlarsak 1033 yıllık bir kültür ile karşı karşıya kaldığımız söylenebilmektedir. Daha sonra bu Kinezlik parçalandı Moğolların büyük parçasını götürdüğü kalanları da bizim Türk Töresi’ni hem yazılı hem de uygulamalı hale getiren devletimiz olan Altınorda ya da Altınordu diye bilinen devletimizin egemenliğine geçti. Asya Bozkırlarında o tarihlerde Türkler at sırtında ordan oraya koşarken yapmış oldukları fetih çalışmaları ile elde ettikleri topraklardan bir türlü doymazken; elde ki ve ele ele geçirilen topraklarında kaybedilebileceğini hesap edememiştir. Bu çok önemli bir ayrıntıdır. Gerek o tarihlerde gerek bugün dahi eldekinin kıymetini bir türlü anlayıp; eldekine yatırım yapmaktan hep kaçmaktayız…!

Altınorda Devleti’nin çöküşünde de Timur’un büyük etkisi olduğu ortaya çıkmış, kaş yaparken göz çıkarmış olarak hem Altınorda Devleti’ni kaybetmemizi hem Türk Töresi’ni yazılı ve uygulamalı olarak ortaya koymayı kaybettiğimizin yanında bir de belayı kendi ellerimizle büyüterek boyunduruğumuz altından kurtulup kısa zamanda 18.yüzyıla gelindiğinde dünyanın en büyük üçüncü imparatorluğunu oluşturdular. 18.yüzyıl sonrasında gerek Osmanlı ile gerek Cumhuriyet Türkiye’si ile yakın ilişkide olan bu Ruslar daha çok Türk Milleti ile yakın ilişkide olmuş ve Türklüğün nefes almasını adeta tıkamıştır.

1877-78 Osmanlı Rus Savaşı ile elde etmiş olduğu Kars, Ardahan topraklarını tam 40 yıl sonra terk etmesinin ardında Ekim Devrimi olması dışında bizim bir atağımız olmamıştır. Bunun dışında ise; bütün Asya’yı kontrolü altına alırken, asıl kontrolü altına aldığı Türk Dünyası olduğu gerçeğini görmemek ihanet körlüğüdür. Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün Türklüğü yok olmaktan kurtarmak için gerek gerçekçi ve uscu davranması gerek yeni cepheler açmanın çare olamayacağını görerek geleceğe yatırım yapmayı önermiş olması ve bu konu hakkında ‘’ ‘” Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir. Ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.” diyerek hazırlıklı olmamızı bir devlet adamı olarak ifade etmiş ve o tarih SSCB’nin (26 Aralık 1991) parçalandığı gün ortaya çıkmıştı. İşte bu tarihe kadar ne yapacağımızı adeta tek tek şöyle “İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun! idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Dış Türklerin bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.” sıralamıştı.

Peki buna biz hazır olduk mu, bunun için doğru işler mi yaptık; yoksa doğru işlerin yapılmasını da engellemek için kandırıldık mı, uyutulduk mu? Bana öyle geliyor ki, kandırıldık ve uyutulduk. Zira çok partili siyasi sisteme geçtiğimiz günden beri Türk Halkı’nın seçimlerde oy vererek iş başına getirdiği milletvekillerini seçen aslında liderleridir, halk bunların hangisinin meclise giderek maaş almasına karar vermektedir. Çünkü halkın milletvekillerini kendisinin seçme hakkı olmadığı gibi, sanıyoruz ki parti liderlerinin de milletvekillerini çoğunlukla kendileri dahi atayamıyordur. Onlara da birtakım kuruluşlar, kişiler fısıldıyor ve listeye koymasını liderler yaparak; liderler, lidercilik oynuyor; parsayı da çok partili sistemi ülkemize getirenler topluyor.

İşte SSCB’nin yıkılışına hazırlanamayan Türkiye’nin kısa özeti budur; sadece eksik olan partiler genel başkanları ve milletvekilleridir.

Bu kapsamda hatırlayalım 1 Mart Tezkeresi önce Irak’a uydurduğu bahaneler ile el koymak için hazırlık yapan ABD’ye Karadeniz Limanları dahil kiralanmış olması yeterli ve fazla gelecek bir örnektir.

Rus Uçağı’nın düşürülmesini organize edenler, Türkiye’yi sınırlarının dışına çıkamamaya mahkûm ettikleri zaman Türk Milleti’nin binlerce yıllık deneyiminin Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in zihninde sahneye çıkması ve ile Rusya adına Rusya Devlet Başkanı Putin ile yapılan adına da ASTANA görüşmeleri denilen görüşmelerle aşıldığının altını hatırlattığımızda sanki sıradan olaymış gibi bakanların bugün Kırım‘ın yutulması karşısında çaresiz kalmaları kaçınılmaz görülmektedir. Oysa çare vardır. Bu çare önce ülkeyi yönetenin bu işlerin adamı olup olmadığı ile başladığını sonrasını da Ulus Devlet mantığı içinde çözülürken ne Rusya’ya ne Amerika’ya taviz vermeden aşılabilmesi için en azından şu anda ki bağımsızlığını ilan etmiş Türk Cumhuriyetleri ile ortak mesaj verilerek Rusya’nın partnerinin Nato üyesi Almanya olduğu; dolayısıyla Almanya’nın AB demek olduğu, AB’nin de ABD olduğunu hesaplarsak bize bu konseptin dışında kalanların yararı olacağını görebiliriz. Bu kapsamda Çin ve İngiltere bizim için üçüncü yolun açılmasında etken olabileceğini, Pakistan’ın Çin ile birlikte bizim yanımızda açıktan olmasını sağlamak için başta ABD olmak üzere bütün EMPERYALİZM karşısında bir cephenin açılması gerektiğinin altını çizmek lazımdır.

83 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle