Hoşgeldiniz  

KEDİYE ÇİĞER TESLİM EDİLEREK TÜRK DEVLETİ YÖNETİLEMEZ!

Mehmet Zehir | 27 Nisan 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Türkiye’nin bu edilgen tavrı, devlet politikası olmaktan ayağı yere basarak ivedi değişmelidir. 26 Şubat 2012’de Taksim’de yaptığımız HOCALI SOYKIRIMINI TELİN MİTİNGİ sabote edilmeseydi ardından gelen yıllarda da aynı miting daha güçlü olarak yapılmaya devam edecekti. Peki ne oldu? Öncelikle izinler konusunda devletimizi yönetenlerin tavırları ile karşılaştık.

Sonra Devlet Bahçeli’nin bu mitingin yapılmaması için koyduğu tavır yanında MHP ve ÜLKÜ Ocakları’nın buna katılmasının genelge ile yasaklanmasının oluşturduğu baskılar yüzünden yine de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün açıklamasına göre 370 bin kişi katılması engellenemedi. Bütün olumsuzluklara rağmen; Bahçeli’ye yaptığımız iki teklif ve davet elinin tersiyle itilmiştir.

Yusuf Halaçoğlu’nun ERMENİ TEHCİRİ ile alakalı açıklamalarını çok fazla ciddiye almamak lazımdır. Zira kendileri hazırladıkları Raporları devrin Cumhurbaşkanı olan ABDULLAH GÜL ile paylaşmışlardır. Onun dışında da paylaştıkları kişi de sanırız DEVLET BAHÇELİ’DİR. Abdullah GÜL ile alakalı eski Milletvekili Canan Arıtman’ın açıklamaları ortadır, bunlara Bahçeli’nin verdiği yanıtlar da ortadır. Dolayısıyla Halaçoğlu hangi mantıkla olursa olsun ve teşbihte hata olmaz anlayışına sığınarak diyoruz ki ” KEDİYE ÇİĞER TESLİM EDEREK” büyük bir gaflete düşmüştür.

Sabote edilen HOCALI SOYKIRIMINI TELİN MİTİNGİ’ni organize eden başında bulunduğum MEVZÛBAHİS VATANSA GERİSİ TEFERRUTTIR grubu nedensiz olarak 2013 Haziran ayı başında kapatılmıştır. Böylelikle de örgütsüz Türk Toplumu’nun KAMUTAY’ı olan bu fikir cemiyeti yok edilerek daha sonraki süreçler de bu ülkenin başına adeta zekâ seviyesi düşük anlamına gelecek hakaretle bir başkan atanması sağlanarak PARLAMENTER SİSTEM tasfiye edilmiş, başkanlık sistemi denilen ucube bir sisteme geçilirken daha ucube bir sistem adı olan partili cumhurbaşkanlığı başkanlık sistemine geçilmiş ve her şey bir kişinin iki dudağı arasındaki duruma düşmüştür. Hiçbir kimse bir kişinin kontrol altına alındığında devlet esaret altına gireceğini yeterli şekilde güçlendirememiş; geldiğimiz nokta da ise ülke bizim için cenaze evi, yönetenler için ise düğün evine dönmüş.

Biz her an ağlarken; yönetenler her an gülerek oynuyor.

İşte böyle bir konumda ABD Başkanı Jo Biden, seçildiği günden beri Türk Devleti’nin Cumhurbaşkanı’nı aramamış ama 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK BAYRAMI’mızın kutlandığı gün arayarak 24 Nisan 2021 tarihinde ERMENİ SOYKIRIMI diyeceğini belirtmiş olduğu anlaşılıyor. Ancak hazin olan durum bundan daha vahim! 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nın ANITKABİR törenine CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE ortağı DEVLET BAHÇELİ katılmayarak Jo BİDEN’e en büyük kozu bir kez daha vermiş olmadılar mı?

 Konu esasında Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes  Kaçaznuni, 1923 yılında kurucusu olduğu Taşnaksutyun Partisi’ nin Bükreş’ te yapılan kongresine sunduğu geniş raporunda özetle şöyle anlatılmaktadır:

“Savaştan önce ve savaş koşullarında Rus Çarlığı’na kayıtsız şartsız bağlandık. Emperyalistlerin önümüze koyduğu ‘denizden denize Ermenistan’ gibi hayali bir amacın peşine düştük. Silahlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı. Terör eylemlerimiz batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti. Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu. Güç dengesi Türkler’ in lehineydi, macera yaptık. 1915 yılı yazında ve güzünde uygulanan tehcir (zorla göç ettirme) Avrupalı diplomatların bize söz verdiği bağımsız Ermenistan hayalimizi suya düşürdü. Türkiye ne yaptığını çok iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok. Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Sevr yerine, Türkler’ le anlaşsaydık çok şey kazanırdık. İngilizler karşılıklı katliamları kışkırttı. Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik. Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler. Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım. Evet, intihar etmeyi öneriyorum. Taşnak Partisi’nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor”. (Ovanes Kaçaznuni, “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok”, Kaynak Yayınları, 24.Basım, Kasım 2010, İstanbul, s.s.32-34)

Atatürk de bu konudaki görüşlerini çok net biçimde kamuoyu ile paylaşmıştır. Philadelphia- Public Ledger gazetesi muhabiri Clarence K. Streit, 26 Şubat 1921 tarihinde Mustafa Kemal’e 19 sorudan oluşan bir metin göndermiş, Mustafa Kemal de bu sorulara madde madde yazılı olarak cevap vermiştir. Bu sorulardan 6,7, 8, 13 ve 14. sorular Ermeni meselesi ile ilgilidir. Bunların arasında tehcirle ilgili olanı 7. sorudur.

Amerikalı gazetecinin 7. sorusu aynen şu şekildedir: “Harb-i Umumi esnasında ika edildiği mütemadiyen ağızlıda dolaşan Ermeni taktil(katliamları) ve tehciri hakkında hükümetinizin resmî nokta-i nazarı(görüşü) nedir?”.

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK bu soruya verdiği yanıt, tehcirin sebepleri, uygulaması ve sonuçlarına ilişkin görüşlerini kapsar:

“Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar (abartmalar) dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir (şundan kaynaklanmaktadır): ‘Rus ordusu 1915’de bize karşı büyük taaruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni Komitesi askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal(lojistik) ve yaralı konvoylarımız acımasız bir şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip(yok) ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.’

Bu cinayetleri işleten ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini (gıda sağlanmasını) bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade(yararlanarak) ve bu maksata matuf(yönelik) olarak büyük stoklar husule (meydana) getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.

İngiltere’nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda (suçlamada) bulunamaz…

Bize karşı yapılmış iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.” (Nejdet Bilgi, “Atatürk ve Ermeni Zorunlu Göçü”, Ermeni Araştırmaları 1, Türkiye Kongresi Bildirileri, 1.Cilt, Ankara, 2003, s.s.55-82.)

Görülen durumu üzerine düşüncemiz: Türkler, hiçbir konuyu savunmada kalarak çözemez. Bu nedenle başta Ermeni Soykırımı iddiaları olmak üzere bütün konularda atak olmalıdır. Amerikalılar SOYKIRIM dese ne olur demese ne olur noktasında ki dik duruş kimseye borcun olmamakla mümkündür. Bu durumda çeyrek asırdır ülkeyi yönetenlerin hesabı dürülüp öncelikle dış borç ödenmeli ve ardından dünyanın jandarmalığına soyunulmasıdır.

60 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle