Hoşgeldiniz  

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞAYACAK VE YAŞATACAK…

Nazlı Gülce Başak | 14 Nisan 2021 | KADIN AKTÜEL A- A+

“Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da bilinen adıyla “İstanbul Sözleşmesi” devletin şiddetle mücadelesi noktasında alması gereken önlemleri düzenleyen bir sözleşmedir.

Sözleşme 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da, bakanlar komitesinde imzaya açıldığından “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılır ve bu bir uluslararası teamüldür. Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması, şiddetin cezalandırılması ve devletin bu kriterlere uygun olarak politikaların hayata geçirilmesi sözleşmenin temel amaçlarındandır. Aslında “İstanbul Sözleşmesi” ile bahsettiğimiz haklar, temel insan haklarıdır. Bu haklar kişilerin yaşam hakkı, işkence yasağı, maddi ve manevi varlığının korunması gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da düzenlenmiş temel hak ve özgürlüklerdir.

20 Mart 2021 sabahı hepimiz boğazımızda bir yumruk ile uyandık. Bu kadar önemli temel hak ve özgürlüklerimizi garanti altına alan ve “kadına karşı şiddetin” bir insan hakkı ihlali olduğunu tanımlayan, bağlayıcı nitelikte olan İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı Kararı ile fesih edildiğini öğrendik. Oysaki bir önceki akşam İstanbul Sözleşmesi’nin önemini anlatan çok sevdiğim bir meslektaşımın söyleşisine katılmış, uygulanması gereken birçok maddesini konuşmuştuk. Bu kadar hızlı değişimleri yaşarken başımız dönüyor. Şiddet ile mücadele ederken bir anda sanki her yer kapkaranlık oldu.

19 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararında İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilme haberini basından okuduğumda, uluslararası andlaşmaların, bu şekilde, bir gecede ortadan kaldırılamayacağını birçok hukukçu meslektaşım gibi düşündüm. İnsan haklarını savunan, bu bağlamda canını dişine takan hak, hukuk, adalet mücadelesi veren her yurttaş, özellikle kadınlarımız taraf olduğumuz bu uluslararası sözleşmenin feshedilmesine kayıtsız kalamaz.

Anayasamızda yer alan Madde 90’a göre, “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.” Yine Anayasamızdayer alan Madde 104’e göre ise, “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.” Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle, dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.”

İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülkeler arasında yer aldığımız halde, bir gecede, neden sözleşmeden çıkalım? Ayrıca temel hak ve özgürlüklerin düzenlendiği “sert çekirdekli” haklar dediğimiz dokunulamaz hakları düzenleyen İstanbul Sözleşmesi’nden, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çıkılması mümkün değildir. Uluslararası andlaşmalar, kanun niteliğindedir ve TBMM’de oylama yapılmadan kanunun kaldırılması söz konusu olamaz.

İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan; önleme, koruma, kovuşturma ve destek mekanizmaları oluşturma başlıkları ile kadına karşı şiddetle mücadelede çarelere ulaşılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede alınan tüm önleyici ve koruyucu tedbirler, taraf devletlerin, ne şekilde bu hususlarda önlem almaları gerektiğinin yolunu çizmektedir. Bu sözleşmede; özellikle alınması gereken tedbirlerin caydırıcı olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bunun için toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi adına, taraf devletlerin kontrol altında tutması gereken uygulamaları somut anlamda hayata geçirmesi önem taşımaktadır.

Tüm yapılandırmaların ışığında şiddet ile bu kadar mücadele edilirken, sözleşmenin amacı şiddeti ortadan kaldırmak iken şimdi nereye döndük ve neleri tartışıyoruz… Hukuk, yasalar ve uluslararası andlaşmaları uygulayabildiğimizde etkin kılınacaktır. Devlet, mağduru koruyabildiği sürece işlevini koruyacaktır. Bunun için ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, Anayasanın 90.Maddesi uyarınca ulusal yasalarımızın can damarıdır.

İstanbul Sözleşmesi sadece kadını değil, şiddete maruz kalan herkesi, ısrarlı takip mağdurlarını, erkekleri, çocukları, aile içinde şiddete uğrayan herkesin şiddetsiz bir ortamda yaşaması için işleve geçmiştir. Ayrıca toplumda yaşanan şiddet olayları, bilinçlendiğimiz ve farkındalığımız arttığından 2011 yılından bu yana aydınlanmıştır. Şiddetin ne olduğunu, toplumdaki sosyolojik ve psikolojik yöndeki iletişimsizliklerin farkına vardık. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmayı konuşmak yerine, toplumdaki değişimleri, “gelenek” adı altında tanımlanan yaşam hakkını ayaklar altına alan töreleri masaya yatırmamız gerekmektedir. Şiddet insan onurunun ayaklar altına alınması ve aile birliğine zarar veren bir olgudur. Süregelen şiddetin içinde ne sağlıklı bir çocuk yetiştirmekten ne de aile bireylerinin birbirine saygısından bahsedilir.

Şiddetle mücadele hepimizin mücadelesidir. İstanbul Sözleşmesi toplumdaki herkese karşı şiddeti önlemek için vardır. Şiddet mağdurlarının hakları daima garanti altındadır.

Biz varız…

Bizler; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel harcında bulunan, insanımızın kalbinde ve ruhunda karşılığını bulan İstanbul Sözleşmesi’ni yaşıyoruz, yaşayacağız ve yaşatacağız…

Av. Nazlı Gülce BAŞAK

112 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle