Hoşgeldiniz  

GÜCÜN YETMİYOR İSE O KOLTUKTA İŞİN NE?

Ali Girgin | 24 Haziran 2021 | Köşe Yazıları, Tüm Manşetler


Ali Girgin
aligirgin1975@hotmail.com

40 yıl önce Büyükçekmece ve Çatalca denilince akla hemen temiz hava ve bakir bir doğa gelirdi. İstanbul o zamanlar yeni yapılaşmaya başlamış, son 30 yıl kala büyümesini hızlandırmıştı. İstanbul’da boğazdan Silivri’ye doğru yapılaşmalar hızlanmış, ilk etapta E-5 Karayolu güzergâhında kendilerini hissettirmeye başlamışlardı. İstanbul çok hızlı bir şekilde Anadolu’dan göç alıyor, şehrin yerleşim alanları yetmiyor ve kalacak yer bulmak isteyenler boş arsa ve tarım arazilerine plansız bir şekilde gecekondu tarzı evler yaparak başlarını sokuyorlardı. Gecekondular sıklaştıkça ve çoğaldıkça iş alanları çoğalıyor, sanayileşme büyüyor ve şehir bir karınca yuvasını andırıyordu.

Gün geldi 2000’li yıllarda artık İstanbul yaşanmaz bir hale gelmişti. Şehir ülkenin en büyük ekonomisini ve istihdamını sağlayan bir yer halini almıştı. Şehirdeki yaşamın daha iyi bir hale getirilmesi ve hava alacak bir duruma gelmesi için sanayi bölgeleri şehirden uzak kırsal bölgelere kaydırılmaya başlanmıştı. Bu merkezlerin başında Çerkezköy, Hadımköy, Çorlu ve son örnek olarak da Halkalı Gümrüğü’nün Çatalca’ya gelmesiyle son bulmadı bulmayacakta.

Şehir halen bir keşmekeşlik içinde. Bir ilçeden bir ilçeye gitmek saatlere varmış halde. Milyonluk ilçelerde açık alanlar, deprem alanları, parklar, bahçeler vb. bir elin parmakları kadar ha var ha yok.

Hal böyle olunca vatandaşlarda da huzursuzluklarını ve rahat bir yaşam adına özellikle hafta sonları kendilerini doğal yaşam alanlarına bırakma zorunluluğu hissediyorlar. Hatta kendilerini mecbur bırakıyorlar.

Şehir yaşamındaki bu sıkıntılara çözüm ise doğal alanları halen bakir alanlarla dolu olan ilçeler görülüyor. Şehir yaşamından az da olsa uzak kalmak adına bu ilçelere akın etmekten, ziyaret etmekten ve fakat bu ilçelerde kendilerine ait alanlar yapmayı da göze alıyorlar.

Bu göze alma elbette ki bakir doğasıyla revaçta olan bazı iş imkânlarını da en iyi seviyeye getirmeye başlıyor. Bu iş sektörleri öncelikle emlakçılar, inşaatçılar, prefabrikçiler, sat yap devret modeliyle hareket eden bir tarafı emlakçı bir tarafı siyasi arabulucu sektörleri palazlandırıyor. Bu sektörlerin ardından inşaat sektörünün diğer kolları da palazlanmayı da ihmal etmiyorlar.

Ancak ortaya bir sorun çıkıyor. Bu sorun bu bakir bölgelerde imarın kapalı olma durumu. Şehrin boğucu yaşamından uzak kalanlar buna da çözüm bulmak adına tüm girişimlerini sergiliyorlar. Her türlü aracılar vasıtasıyla tarım arazileri, orman arazileri, mera arazileri, hazine arazileri vb. alanlara gecekondu tarzı prefabrikler, betonarme binalar ve yollarını buldukları ve kimsenin dokunmayacağına emin olduklarında fabrikalar bile yapmayı göze almaya başlıyorlar.

Bunun adı bazen direkt kaçak yapı, kimisi imar barışı ile geçmişte yapılan sahte binalar adına alınan yapı kayıt belgeleri, kimileri geçmişe dönük yapılmış göstererek aldıkları numaratajlar ile resmiyete uydurmaya, uydurdukça ve bu binalar emsal göründükçe akım hızla devam ediyor.

Kimileri ne var bunda diyebilir. Hatta yapılan bu yapılar sayesinde ilçelere istihdam, ekonomisine katkı ve işsizlik önünde az da olsa rahat bir nefes aldırma olarak kaçakları görebilir.

Hatta bazı kesimler ve özellikle tarla ve arazi satışı yapanların çoğunluğunu teşkil ettiği kesim, fabrikaların dahi yapılması gerektiğini, bu bakir ilçelerin İstanbul’un bir ilçesi olarak artık şehirleşmesi gerektiğini ve sanayileşme yolunda aynı Çorlu, Çerkezköy, Kapaklı gibi devleşen bir şehir haline gelinmesi için adımlar atılması gerektiğini dile getiriyorlar. Getirdikleri bu düşüncelerin tamamı kendi menfaatlerine uygun olduğundan dolayı, hatta bazı siyasiler ve yöneticilerin yol vermesi büyük rant sağlanması niteliğinde.

Bu bakir ilçelerin ilk etapta şehirlerde bunalan insanların kaçmak ve kaçarken kendi yerleri olsun diye yaptıkları kaçaklar başlangıçta geleceğe dönük bir beklenti halinde değildi. Bu yapılanmalar ilk etapta rant sağlamak, geleceğe dönük bir yatırım yapmak ve buna benzer düşüncelerle yapılmamıştı. Sadece insanlar kendilerini doğaya bırakmak, temiz hava almak, köy yaşantısı yaşamak için böyle bir harekete baş vurmuşlardı.

Ancak zamanla bu durum tam tersi bir hal almaya başladı. Tüm bu yapılan kaçaklar rant, gelir, yatırım amaçlı olarak alınmaya, kaçaklar yapılarak değerinin üstünde satarım hevesiyle bir ticaret merkezi durumuna düşürdü bu bakir ilçeleri. Yanlış okumadınız. Bu araziler artık birileri için rant alanları. Arazilerin satışından, prefabrik yapımından, havuz yapımına kadar her şey bir rant.

Kimse ben bir yer yapayım burada yaşayayım derdinde değil. Bire aldığım yere yapı yapıp daha sonra 5‘e satayım derdinde. Böyle olunca da bu işin içinde olanlar her türlü riski de göze alıyorlar. Hiçbir yasayı takmıyor aksine kaçaklarını yasalara uydurmaya çalışıyorlar. Yerel belediyelerde bu kaçaklara ses çıkarmıyor aksine bunların kapılarının önüne kadar hizmet etmekten çekinmiyorlar. Çekinmedikçe de bu görüntülere şahit olan halk emsal görerek aynı şekilde hareket etmekten çekinmiyor.

İlk etapta insanların basit bir düşünceyle, basit bir hafta sonu hayali istekleri ne yazık ki son beş yıl içerisinde bir ranta dönüştü. Bu rant belirli kişiler ve siyasilerin elinde. Siyasiler diyorum çünkü yapılan kaçakları ne yazık ki yıkan ne bir kurum ne de bir siyasi mekanizma var. Dediğim gibi bu rant belirli kişilerin elinde. Ve milyarlarca doların üstünde bir rant. Geleceğin yok edilmesi adına kurulan bir rant. Geleceğin bakir bölgesiz hatta ve hatta nefes alınmayacak bir hale getirilmeye çalışıldığı bir rant. Geçmişin mirasını bitirip çocuklarımıza bırakamadığımız bir rant. Kısacası yaşam alanlarımızı aynı İstanbul’a benzetmek adına bir rant.

Özellikle yerel belediyeler bu rantları kesebilir. Mesela en büyük yüz ölçümüne sahip ilçe olan Çatalca Belediyesi bunda öncü olabilir.

Hadi Mesut Üner yüreğin yetiyor ise gel kaçakları Gökçeali’de fabrikalardan başlayarak yıka yıka temizleyelim. İlçede bir tane kaçak bırakmayalım. O kendisini aracı olarak gösterenlere göz açtırmayalım. Yıkamıyor isen tüm numaratajdan verilen numaraları iptal edip bu kaçakların her türlü su, elektrik, doğalgaz, telefon bağlantılarını keselim. Gökçeali olmazsa memleketin Muratbey’den başlayalım.

Var mısın?

Yoksan demek ki sen tüm Çatalca halkının değil sadece bu kaçaklardan rant sağlayanların belediye başkanısın. Ben böyle düşünüyorum. Öyle hazine arazilerindeki kaçakları yıkmakla belediye başkanı olunmaz. Kişilere ait özel tapulardaki kaçak fabrikaları, villaları, köşkleri, at çiftliklerini, havuzları, prefabrikleri radikalce yıkmaktan geçer.

Senin bunlara tabi gücün yetmez.

Yetmiyor ise o koltukta işin ne?

SAYGILARIMLA…

416 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle