Hoşgeldiniz  

DEVLET VE DEVLETÇİLİK

Mehmet Zehir | 22 Nisan 2021 | Köşe Yazıları, Tüm Manşetler


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Her emekli olan kişi, görev başındayken gerekenleri gerektiği gibi yapsalardı; sorunlar birikmezdi. Bu kapsamda devletin projelerini bildikleri halde, sahneden bol alkış, beğeni rant elde etmek için kullandıkları şahin ve ağdalı dilleri kuralları da zorlayarak biçimlendirilmiş olması nedeniyle ”devlet sağ olsun” deme erdemine ulaşabilmek başka olaylar için örnek teşkil edecekti!

Ancak görülüyor ki, devlet adamı vasfını vermek istediklerimiz bile bundan çok uzaktalar. Acaba sormak istiyorum, şana, şöhrete, paraya ikbale mi ihtiyaçları vardır? Gerçi devletin zamanı boldur, ‘vatan sağ olsun ‘ erdemini bütün hücreleriyle söyleyecek milyonlarca vatandaşı vardır.

Malum devlet 1 lira parasını almak için 1000 lira masraf eder ve o parayı sonuçta alır. Yani devlet sadece yarına bırakır, asla yanına bırakmaz. Bu nedenle devlet ne zaman ve kime yal ne zaman kime nal çakacağını iyi bilir. Devletçilik bu mudur elbette değil, devlette elbette bu değildir.

Ancak devletçilik ve devlet o kadar yozlaşmıştır ki, devleti ve devletçiliği içselleştirmek ciddi sıkıntıya düşmüştür. Bunun nedeni bizde devlet ve devletçiliği iktidar olanların en fazla bozduğu görülse de onları iktidar da tutan halkın kabahati belki de iktidarlardan daha çoktur. Tabii devlet denildiğinde ne anlamak gerekiyor sorusu en baş soru olarak halk arasında konuşulması gayet doğaldır.

Çünkü Türk Devrim Kanunları’nda ki Devletçilik ilkesi Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün ifadeleri ile şekillenmiştir.


DEVLETÇİLİK


”… Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır. Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayalı kolektivizm, komünizm gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz “devletçilik” ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir. Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir…”


Bu açıklamaların sonucu olarak Devletçilik, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi devletin ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesini öngörür.


DEVLET

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devlet siyasal bir birliktir. Bunun için her şeyden önce devleti kuran bireyler arasında kültürel bir birlik lazımdır. Ancak kültürel birlik devletin yaşaması için yeterli değildir. Tarihte görülen birçok iç savaş, kültürel birliğin devlet kurulmasında yeterli olmadığını göstermektedir.

Devlet kavramı insanlığın tarihiyle yaşıttır. Geçen yüzyıllar boyunca bu kavram gittikçe genişlemiş, üzerinde işlenmiş, bugünkü halini almıştır. Bu tariften de anlaşılacağı gibi devlet, ferdi, tabii ve siyasi unsurdan meydana gelir. Bu unsurlar sırayla “nüfus, ülke ve hâkimiyettir. Nüfus, devletin, birinci gerçek unsurudur. Halkı olmayan bir devlet düşünülemez. Bir devletin var olması için nüfusun az veya çok olmasının önemi yoktur.

Devletin doğuşu, insanlık tarihindeki ayırıcı bir geçişi göstermektedir, çünkü devlet oluşumunda söz konusu olan politik gücün merkezîleşmesi, toplumsal değişim süreçlerinde yeni dinamikleri ortaya çıkarır.

Bütün bu teorilerden sonra ortaya çıkan ve kabul gören devlet anlayışı devletin tüzel kişiliği ve egemenliği halkının bütünlüğünün refahı içindir. Bu mana da devletin sahibi bütün vatandaşlarıdır. Bütün vatandaşların düşüncelerinin karşılık bulduğu devlet sosyal devlettir.

O halde eğer devletimiz sosyal devlet olamamışsa; ya da sosyal devlet özelliklerini kaybetmişse, yeni yeniden sosyal devleti hâkim kılmak için bütün vatandaşlara görev düşmektedir. Bu görevi yapmaktayken adeta Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün her konuşmasında dediği ” Ne mutlu Türk’üm diyene” dediği gibi her vatandaşında her konuşmasında ” vatan sağ olsun” demesi ve bunu içselleştirmesi beklenen davranıştır.

94 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle