Hoşgeldiniz  

DE (KAMÂLİZM, TÜRK DEVRİMİ, TÜRKÇE YAŞAM, CUMHURİYET)

Mehmet Zehir | 02 Nisan 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

‘’Başında ‘De’ eki bulunan sözcükler genel olarak bir olumsuz durumu ifade ederler. Hepsi Latin kökenden gelen batı dillerinde yer alan, başına “De” eklenerek bir durumu ya da oluşumu açıklama yöntemi, batı merkezli sosyal ve siyasal bilimlerde de yer almıştır. Bu nedenle, sosyal ya da siyasal bilimlerde bir olumsuz durum, yokluk, uzaklaşma ya da kavramın tamamen tersi bir durum varsa, bu yönden bir açıklamanın yapılması bilimsel olarak mümkün olmaktadır.’

Prof.Dr. Anıl Çeçen DE-KEMALİZASYON başlıklı yazısında birçok kavram için kullanmış; içlerinde katıldıklarım var, katılmadıklarım var.

Özetle; başında ” de” olan sözcükler olumsuzluk anlamı kendisinden sonraki sözcüğe getirmek için kullanılır.

Ancak Prof.Dr.Anıl Çeçen hiçbir yazısında Kamâlizm sözcüğünü kullanmadığı için onunda Kadro Dergisi Başyazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ü anlamadığını düşünmeme sebep oldu.

(Dipçe: Genel manada okuduğum takip ettiğim çok yararlandığım bir akademisyenimizdir, eleştirilerimden farklı manalar çıkarılmamasını arzu ederim. Zira birçok yazarın birçok görüşüne katılmamam onları yok saydığım anlamına gelmez ve beni de rahatsız eder.)

Malûm Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kemalizm’i kast ederek Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’e:

-Efendim, dünyada her lider yaptıklarıyla anılır, sizde yaptıklarınıza bir isim verseniz çok iyi olmaz mı, geleceğe de bunları bu isim taşır dedikten sonra;

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk şöyle yanıtlar:

-“Altında kalırız çocuk”

Bu konuşmadan çok kısa zaman sonra Yakup Kadri Karaosmanoğlu 27 Ekim 1934’te Tiran Büyükelçiliğine atanır, ardından koskocaman Kadro Dergisi kendiliğinden bir mum gibi söner; yani kendi kendini sinerji yaratamadığı için kapatmış olur.

Diğer yazarlarına bakın hepsi sizin için belki de ceviz kabuğu gibi yazarlar olabilir!

Benim için asla.

Ama buna rağmen hepsinden birçok kitap, makale okumuşluğum vardır.

Yani Kadro Dergisi’nin ortaya koymak istediği Kemalizm ve Devletçilik anlayışları Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülkülerle örtüşmediği için Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün pragmatizmi gereği tasfiye edilmiştir.

Hâlâ bunları isim vermeden savunmak anlamına gelen her türlü ideoloji, doktrin, kalıp, tabu, dogma, donma… Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ü anlamamaktır. Yanındayım derken farkına varmadan karşısında olmaktır.

Böyle olmasaydı, 9 Mayıs 1935 CHP’nin 4.Kurultay’ında ‘’Yalnız birkaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarlarımızın ana hatları burada toplu olarak yazılmıştır. Partimizin güttüğü bütün bu esaslar  ‘Kamâlizm‘ prensipleridir’’ niçin desin, neden pişmiş aşa su katsın değil mi?

Peki bunu neden yapmıştır?

Kanaatimiz şudur: Öncelikle Kemalizm, Kemalist, Kemalciler gibi adlandırmaları öncelikle düşmanlarımız ifade etmişler; ardından Saltanat ve basın aynı dili kullanmıştır. Daha sonra ise Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün yanındakiler aynı söylemleri söylemeye devam etmişlerdir. Ancak Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk hiçbir yerde kullanmamıştır.

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk, yapmış olduğu her şeyi içinden çıkmış olduğu Türk Milleti adına yapmış olduğunu içselleştirdiğinden duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülkülerininde Türk Milleti’nin değerlerinden olmasını ve hatta Türk Milleti’nin sahibi olduğu değerlerden olmasını istemiştir. Bu nedenle de öncelikle Türkçe kök sözcükler konusunda gelişmeler olması için her türlü çalışmayı ortaya koymuştur. Bu kapsamda kendisine Türkçe asker ve kale anlamlarına gelen Kamâl ismini koymuş bütün bunun dışında kalan isimleri bir daha kullanmamıştır. Soyadı Kanunu ile de TBMM kendisine Atatürk soyadını verdiğinden sonra çıkartmış olduğu nüfus cüzdanın da bu durumu sabitlemiştir. (Açık kaynaklardan bile bilgi edinilebilir) İşte yukarıda bahsi geçen 9 Mayıs 1935 tarihli konuşma bu nedenle literatüre kendi ağzıyla kazandırılmıştır.

Neden ideolojilere, doktrinlere, kalıplara, donmalara, dogmalara, tabulara, …, karşı olduğunu yapmış olduğu diğer konuşmalardan çıkarabiliyoruz.

Bunun sonucu olarak Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bütün duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülküleri doğaldır, tabiatla uyumludur, insanidir, toplumcudur, rahatlıkla diyebilmekteyiz.

Yani mesele sözcük meselesi değildir, hele Atatürkçülüğü, Atatürk yolu gibi sonradan uydurulan hiçbir şeyi orijinali varken ciddiye almayı Uluğ Başbuğ Kamâl adına asla doğru bulmuyorum.

Türk Devrimi, ne Rusların ne Fransızların devrimleri,… gibi darbe veya iç savaşlar sonrasında çıkmamış birçok kurultay ile meclisini kurarak ve o meclisin verdiği İstiklâl yani bağımsızlık, yani hürriyet, yani özgürlük fikri savaşı savaşı ile bilinçlenmiş ve olgunlaşmış ve bunun sonucunda ” ben savaşın sanatını severim” fiili kurtuluş savaşı ile konumunu belirlemiş bunu bütün dünyanın önünde kabul ettirdikten sonra kurulmuş bir Cumhuriyet olarak; ben bütün hayata alternatifim diyen bir devrimdir.

Bu devrimi ve bu cumhuriyeti bu şekilde anlamayanların Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ü kendilerine kalkan yapmış olmaları Atatürk ile Türk Milleti arasına koydukları duvardan başka bir şey değildir.

Eğer amaç ayağa bir daha oturmamak, çömelmek için kalkacaksak; ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin neden ilelebet payidar olacağını’’ iyi anlamak lazım ki savunabilelim; öldük, bittik… , gibi toplumu çaresizliğe sürüklemeye çalışanlara karşı kesinkes bir ihtarımız kendi otokontrolümüz içinde olsun.

Asıl konuya dönersek; sözcüğün önüne gelen ’de’eki Prof. Dr. Anıl Çeçen’in dediklerinden daha çok  Kamâlizm, Türk Devrimi, Türkçe yaşam, Türk Cumhuriyeti ifadelerinin başına getirildiğinden kimse bunları dile getirmemektedir. Hele akademik çevreler bu ifadelere adeta bir takım Türkçü’nün Türklüğe romantik bakması gibi baktığından hiç şüphem yoktur.

26 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle