Hoşgeldiniz  

Çık şimdi işin içinden

Ali Girgin | 29 Ocak 2021 | Köşe Yazıları


facebooktwitter
Ali Girgin
aligirgin1975@hotmail.com

Çatalca’mızın asırlık sorun olarak iddia edilen ilçenin en önemli sorunlarından biri olan kırsal mahalleler sorunu Çevre ve Şehircilik Bakanı ve 17 milletvekilimizin imzası ile meclise sunulan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa ek madde kanun teklifi, Mecliste kabul edilerek yasalaştı.

Artık vatandaşlarımız su fiyatından vergiye, imar harçlarına kadar birçok indirim ve muafiyete sahip olacak. Kısacası köyken mahalle olan yerleşim alanlarımızda ikamet eden vatandaşlarımızın cebine yansıyacak. Tasarruf etmesi sağlanacak.

Bu konuyla ilgili bu hafta içinde bir köşe yazısı yazmıştım. 2004 yılından başlayan bu yasanın neler aldığını ve neler götürdüğünden bahsettim. Bu yazıma istinaden Çatalca’nın merkezi ve dışında Büyükşehirin kalabalık yerleşim alanlarında yaşayan birkaç kişinin düşüncelerine şahit oldum. Her biri bu yasanın neden kendilerine de işlenmediğini dile getirdiler. Yapılan bu yasa teklifinin şehirlerde yaşayan vatandaşlarla kırsal mahalleler arasında eşitsizlik ilkesiyle yapıldığını öne sürdüler.

Kendilerinin kalabalık yerlerde yaşam mücadelesi verirken on binlerce lira kira bedeli ve stopaj verirken, ortak kullanım alanlarının az olmasından, imar harcı ve diğer vergileri en üst seviyeden öderken, yeşil alanların eksikliğinden dolayı çocuklarını gezdirecek yerlerinin olmadığını dile getirirken, suyu damacana ile yüksek fahiş fiyatlarla alırken, doğalgaz masraflarının altında ezilirken, arsa değerlerinin yüksekliğinden dolayı bir daire alabilmek için yüz binlerce lira kredi çekmek zorunda kalırken ve bu kredileri çoluk çocuklarının boğazından keserek ödemeye çalıştıklarını dile getirirken, her türlü vergiyi ödemediklerinde hacizlerle karşı karşıya kaldıklarını dile getirirken köyken mahalle olan ve kendileriyle aynı hizmeti alan köylülere indirimler, muafların yapılmasına anlam veremediklerini söylediler.

Köyken mahalle olan yerleşim alanlarının edinimlerinin Büyükşehir Yasası ile tüm İstanbul’un ortak kullanım alanı olarak kabul edildiğinin de altını çizerek bu edinimlerden tüm İstanbulluların faydalanması gerektiğinden de bahsettiler. Kendilerine gelen tüm hizmetlerin su, yol, doğalgaz, kanalizasyon vb. tüm hizmetlerin bu kırsal mahallelere geldiğinden, tüm İstanbul’un ortak edinimleri olan orman, su, mera vb. alanların da bu kırsal kesimdeki yaşayan halkın tasarrufuna büyük bir çoğunlukta verildiğini de dile getirdiler, Tüm bu hizmetler ve tasarruf hakların büyükşehir mahallelerinde olmadığını, verilmediğini, bundan dolayı kırsal kesimlere indirim ve muafların gelmesinin yanlış olduğunu vurguladılar.

Kırsal alanlarda bulunan su kullanım rezervlerinin tarım yapan kırsal kesim vatandaşlarının bedavaya kullanırken, çeşmelerden bedava içme suyunu kullanırken, bazı köylerin edinimlerinin ilçe belediyelerine geçmeden kooperatif kurup bu kooperatiflere aktarmasının ardından edinimlerin gelirleriyle kazanç sağlarken özellikle Çatalca merkezde ve Büyükşehir sınırları içerisinde oturanların hak sahibi olamamasının anlamsız olduğunu vurguladılar.

Çatalca merkezde oturan bir vatandaşın bir ev sahibi olmak için 700 bin lira ev almak zorunda kaldığını ve bir o kadarda krediye faiz ödeyerek 10 yıl boyunca çoluk çocuğunun boğazından keserek bu kredileri ödemeye çalışırken kırsal kesimlerdeki mahallelere imar harcı indirimleri ile merkezde yapılan bir evin onda birine binalarını mal etmelerinin haksızlık olacağını dile getirdiler.

Çatalca merkezde 70 lira su parası veren bir vatandaşa karşılık kırsal kesimdeki vatandaşın su fiyatlarının indirilmesinden dolayı 10-20 lira su parası ödemesi, susuzluk zamanı ilçe merkezlerinden su tasarrufu istenirken bu bölgelerde derelerden, çeşmelerden akan sulara tasarruf konmayarak kırsal kesim halkının tasarrufuna bırakılmasına da anlam veremediklerini ifade ettiler.

İlçe merkezinde vatandaşlar ve esnaflar tabela, emlak vergisi, arazi vergisi, stopaj vb. vergileri yüksek fiyatlarla öderken İstanbul’un en değerli arazi fiyatlarına sahip olan bu alanlarda bu vergi ve faturalardan indirim yapılmasının tezat oluşturduğunun da altını çizdiler.

Tüm İstanbul halkının ortak edinimi olan ormanlarda makta kesimi yapılırken köy halkından ve müteahhitlerden başkasına pay verilmemesine de anlam veremediğini ifade ettiler. Ayrıca kendilerine verilen makta payı hakkını lüks yaşam adına müteahhitlere satarak çalışmadan kazanç sağladıklarını ve buna dur denilmediğini söylediler. Hayvancılık yapanların bedava şekilde mera arazilerini kullanmalarına, ortak kullanım alanları olan sahil, piknik alanları vb. yerlerde sırf bölgedeki doğayı korudukları ifade edilerek öncelik sağlanması ve bazı yerlerde tasarruf hakları verilmesine karşılık, Büyükşehir yasası ile doğayı bölgeyi koruyan kurumların olduğunu ve bu bölgenin korunmasının amacının tüm İstanbul’un hakkının korunması olduğunu vurguladılar.

Kırsal kesimlerde bölgeyi ve yerleşim alanlarını korudukları ifade edilse de ne kadar korumadıkları tarım ve orman arazilerine ses çıkartmayarak, tarlalarını parsel parsel yapıp satarak gösterdiklerini de ifade ettiler.

Onlarca daha örnek vererek bu yasanın mahalleler arasında ayrıcalık yarattığını, bu ayrıcalığın önüne geçilmesi gerektiğini belirttiler.

Çözüm olarak ya bu köyken mahalle olan kırsal mahallelerin tekrar köy statüsüne dönüştürülmesi, ya da ilçe merkeziyle eşitlik ilkesine uyulması adına tüm Çatalca’nın kırsal ilçe statüsüne sokulması gerektiğini savundular. Ya da tüm Çatalca’nın bu haklardan faydalanması ve Büyükşehirdeki tüm ilçelere karşı eşitsizlik olmaması adına Büyükşehir sınırları içerisinden çıkarılması gerektiğini belirttiler.

2004 yılında bu yasa gündeme geldiğinde mahalle olacaklarından dolayı arazi fiyatları yükselecek, Büyükşehir Belediyesi’nden ve ilçe belediyesinden hizmet gelecek, Etiler’e nasıl hizmetler geliyorsa kendilerine de geleceğine inanan, maddi olarak sıkıştıklarında yüksek fiyatlarla tarla satıp sıkıntılarına çare olacağını düşünen ama mahalle olunduğunda yaptırımları düşünmeyenlerin ve o zaman diliminde köy olarak mı mahalle olarak mı kalmaları gerektiğini gelecek adına düşünmeyenleri örnek gösterdiler. Hem lüks içinde yaşayayım, hem tüm hizmetler nasıl tüm İstanbul’a geliyorsa öyle gelsin, arazi fiyatlarım düşmesin ama imar harcını, su faturasını, vergileri az ödeyeyim muaf olayım minimum derecede harcamalarla yaşam sağlayayım düşüncesiyle bir yere gelinmediğini belirttiler.

Bu yasanın esas amacının İstanbul ve Türkiye’nin odun, hayvansal ve zirai ürünlerinin kırsal kesimdeki köylülerinin üreterek ülke ekonomisine katkı sunması için rahat bir yaşam içinde gerçekleştirmesi adına olduğunun da altını çizdiler. Ancak tüm bu düşünülenin aksine kırsal kesimlerde ne tarımın ne hayvancılığın, ne de orman ürünlerinde üretim adına faaliyetlerin olmadığını, olsa da çok az olduğunu, bundan dolayı da üretim olmayan, aksine çoğunluğu tarla ve arazi satışları ile ayakta kalmaya çalışan veya lüks yaşamı seçen yerleşim alanlarında bu muafiyet ve indirimlerin olmaması gerektiğini vurguladılar.

Aslında ifade etmek istedikleri nokta tapu kaydında İstanbul yazan her yerde tarımın da, hayvancılığın da, ormancılığın da vb. bittiğinin, biten yerlerde halen bunlar varmış gibi gösterilmeye çalışıldığının, şehirleşme yolunda engelleri bunlar örnek gösterilerek yavaşlatıldığının, kalabalık şehirlerde yaşayan halkların verdikleri vergilerle bu alanda üretime katkısı olmayan kırsal kesimlerin açıklarını kapatmaya çalışıldığının altını çizdiler.

Tabi bu söylemler kırsal kesim dışında oturan, çoğu asgari ücretle çalışan ve ay sonunu zor denk getiren, borç batağı içinde yaşayan esnaf ve evinde su parası ödeyemeyen ve kapanan kişilerden oluşuyor. Doğruluk payları var mıdır? Vardır. Hatta bazı noktalarda yüzde yüz haklılardır. Ülke ekonomisine katkı sağlamaktan uzak, tarım arazilerinin kaçaklarla dolmasına ses çıkartmayan, minimum seviyede harcamalarla, her yıl gelen devlet destekleri ve yerleşim alanlarındaki ortak kullanım alanlarındaki kendilerine verilen tasarruflarla gelir elde edenlerin, ortak kullanım alanları ve suyu istediği kadar kullanım hakları olanlara karşı indirimler ve muaflar gündeme gelirken, aldığı asgari ücretin büyük bir bölümü devlete vergi adına giden ve su parasını ödeyemediğinden dolayı suyu kesilen bir vatandaşla kırsal kesimin eşit olduğunu kimse dile getiremez. Kuraklık kapıdayken asgari ücretliden evinde su tasarrufu istenirken kırsal kesimlerde derelerden, artezyenlerden, göllerden sulu tarım, hayvancılık, gelir elde etmek için harcanan yüz milyonlarca metreküp su için tasarruf yapılmamasında da eşitlik olmadığı kesin. Şehir merkezinde 700 bin lira ev alıp bir de üstüne 700 bin lira kredi faizi ödeyip bunu 10 yılda çocuklarının boğazından keserek kredileri ödemeye çalışan bir ailenin karşısında 1 milyon 400 bin liraya karşılık kırsal kesimde 250-300 bin liraya muaflar indirimlerle villa yapılması da eşitlik değildir. Büyükşehir sınırları içerisinde toplanan çöpten, emlak vergisi, tabela vb. vergilerin yüksek derecede veren bir vatandaşa karşın kırsal kesimlerdeki vatandaşların muaf olması veya çok düşük bedeller ödemesi de eşitlik değil. Milyon değerindeki arazilerden vergi adına muaflar konulması da eşitlik değil. Kısacası 2004 yılında mahalle olmayı isteyenler tüm kanunlar önünde eşit olmalı. Şehir merkezleri vergi, fatura ve muaflardan dolayı oluşan açıkları verdiği vergilerle açığı kapatmak zorunda değil.

Bana göre çözüm kırsal kesimlerin tekrar haklarını geri alabilmesinin yolu Çatalca ilçesi de dâhil tüm alanın ya şehirleşmeye açılması ya da tamamen verilecek karar neticesinde tarım, orman yani, İstanbul’un arka bahçesi olan bir kırsal ilçe olarak ilan edilmesidir. Böylece eşitlik ilkesi sağlanacaktır diye düşünüyorum. Kısacası yaşamak istiyor isek eşit derecede yaşamalıyız. Her hizmeti alıyor isek hizmetin karşılığını eşit derecede, eğer hizmetler karşılığı vergi adına düşümler ve muaflar tarım, hayvancılık, ormancılık tam anlamıyla yapılıyor, ilçe ve ülke ekonomisine katkı sağlanıyor ise yapılmalı, aksine tüm tarım arazileri villalarla doldurulurken, kaynak suları para karşılığı satılırken, bazı köylerin edinimleri kooperatifler adına köy halkına kazanç sağlarken, tarım arazileri ekilmez, ahırlar lüks yaşam adına boş kalırken bu indirimlerin yapılması şehir halkına karşı yapılmış bir haksızlık olacaktır. Kısaca ifade etmek isterim ki kendi yerleşim alanlarının tarım arazilerini, suyunu, doğasını koruyamayanlara ve koruyamadığından dolayı bunun koruyucusu mecbur olarak devlet kurum ve kuruluşlarının görevi haline getiriliyor ise kırsal kesimler ile şehirlerdeki vatandaşların hiçbir ayrıcalıkları olamaz. Olmamalı da zaten. SAYGILARIMLA…

354 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle