Hoşgeldiniz  

ASIL SORUN, İÇ CEPHENİN SUSKUNLUĞUDUR

Mehmet Zehir | 22 Mart 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Osmanlı vatandaşlarının etnik kimlikleri üzerinden yapmış oldukları ayaklanmalar, Osmanlı iç cephesini çökertmiş ve bunun sonucu olarak Osmanlı Devleti’ne dış müdahale açık hale gelmişti.

Bu müdahalelerin sonucu olarak herkesin algı yaratmak için Birinci Dünya Savaşı dediği aslı ise; Birinci Osmanlı Topraklarını paylaşım savaşıdır.

Bu savaşın sonunda en son Mondros Mütarekesi ile Anadolu’nun kuzey kısmında İç Anadolu’nun ufak bir bölümü ile Karadeniz kıyıları elimizde kalmıştı.

Yani savaşta kaybettiğimizden daha fazlasını da savaş sonrasında masa da kaybetmişiz.

Şimdi sormak istiyorum:

1-İsmet İnönü Lozan’da ” bizde Müslüman olan herkese Türk denir’‘, diyerek kendisine Kürt diyenlerin ve diğer yandan Araplar başta olmak üzere birçok marjinal seviyedeki azınlıkların devletimizin içinde kalmasını ama Karamanoğlu Beyliğinin bütün temsilcilerinin öz ve öz Türk olmasına ve bunun yanında dini olarak Hristiyanlığı seçmiş olmalarından dolayı nüfus mubadelesiyle Yunanistan’a gönderdi.

Kürtler Türk soylu olmadığı gibi bugünkü Pakistan’ın en büyük eyaleti olan Belucistan ‘dan1, Çingenelerle birlikte yola çıkmış ve boş buldukları her yere yerleşmişler uyum sağlayan ve sağlayamayanları olmuş ancak en çokta uyum sağlayamayanları olmuştur.

Hatta bunlar Türk Devleti içinde bütün ayaklanmaların gerek Osmanlı’da gerekse Cumhuriyet Devleti’nde tetiklerini görüyoruz.

Bunlar, Araplarla olan ilişkilerini de din boyutu ile güçlendirip bölgenin adeta terörizm ile anılır olmasını sağlamışlardır.

15.yüzyılın başından beri biz bu sorunla boğuşurken yabancılar bilimde, teknolojide gösterdikleri başarılar ile aramızdaki mesafe açılıyor ve elimiz sürekli mahkûm hale geliyor.

Ayaklanmalarının2 sayısını biliyor musunuz?

2-Turgut Özal‘ın Birinci Körfez Savaşı 1,5 milyon Kürt Mülteciyi alıp vatandaşlık verdi ve bir daha geri dönmediler bunları da İsmet İnönü‘nün içeride tutmasını sağlayan gizemli düşüncesinin üzerine koyalım.

Acaba o gün itibariyle yapılan doğum oranlarının Türk Nüfusunun doğurganlık oranının kaç katı olduğu hiç hesaplanmış mıdır?

3-Suriyeli Arapların 9 milyon olduğunu bunların iaşelerini BM verdiğini, Türkiye’nin ise bu işte lojistik sağladığını, Avrupa’ya gidecek mültecileri engellediğini ve dolayısıyla bu mültecilerin bütün pisliklerini Türklere yüklediklerini hazmettiğimizi bilmemiz gerekir.

Bu Arapları da İsmet İnönü’nün Lozan tezi etrafında ele aldığımızda ülkemizde Arap Kökenli nüfusun ne kadar olduğunu tahmin etmek için daha önce yerleşmiş olanların hangi illerde olduğunu ve oralardaki doğum oranlarını ele alıp iyicene değerlendirme yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Peki neden 9 Milyon Suriyeli Arap ülkemize alındı?

Bunun ilk nedeni Suriye’de iç savaş çıkması gösterilir ki, doğrudur.

Bu konuda Birleşmiş Milletlerin kararları gereğince ülkesinde iç savaş çıkanlar komşu ülkeye açıktan iltica etme hakkına sahiptir.

Bu hakkı Birleşmiş Milletler, ilgili komşu ülkenin siyasi iktidarı ile beraber kullanır.

Peki bizim ülkemiz için bu kadar cömert davranılmasını sağlayan Suriye’nin tek komşusu olmamız mıdır, yoksa bizden başka komşuları olmasına rağmen diğer ülkelerin siyasi iktidarları bizim ülkemizin iktidarı gibi cömert davranmadığından mı o ülkelere gidilmedi veya o ülkelerin siyasi iktidarları almadı?

Bunu iyi düşünmek lazımdır!

Ayrıca Suriye’de İç Savaş çıkmasını sağlayan unsurlar nelerdir, bu unsurlarda bizim yapmış olduğumuz bir katalizörlük, bir hata var mıdır?

Öyle gözüküyor ki, burada Türkiye’ye yüklenecek birtakım kabahatler var gözüküyor.

Müttefikimiz denilen ABD bizim ile ve bizi enterne etme adına bölgede açıkça kanlı düşmanlık gösteren PKK, PYD, YPG, IŞID gibi terör örgütlerinin kurucusu ve destekleyicisi olduğu çok açık olduğuna göre, ABD ile nasıl böyle iç-içe girerek ülkenin her türlü menfaatini ABD’ye ispiyonlayıp; ABD’nin adeta icazetini alarak ülkenin menfaatleri sabote edilmektedir?

Örnek: Ablukaya aldığımız anda ortamda hiç Amerika yokken, birden iktidarımızın başındaki Erdoğan ABD ile görüşmeler yapılıyor dedi ve bunun sonucunu bekleyeceğiz diyerek her türlü hazır olan orduyu kibarca durdurdu; ABD’den gelen talimatta 30 km derinliğin üstünde devriye atabileceğimiz olarak karşımıza çıktı.

Üstelik bunu Ruslarla beraber atabileceğimiz önümüze konuldu.

Oysaki savaş şartlarında bir saniye bile hayati önem taşır!

4-Kuruluşta yani 29 Ekim 1923’ten yaklaşık 43 ay sonra yapılan nüfus sayımında %86,42’si Türk, 13.58’i Türk dışı ( Kürt, Arap, Rum, Çerkes, Ermeni, Arnavut, Bulgar, Tatar, Fransız, İtalyan, İngiliz, Fars) unsurdur.

Başka bir deyişle; ülke nüfusu 13.648.270’tir. Bunun 1.851.678’i Türk dışı ( Kürt, Arap, Rum, Çerkes, Ermeni, Arnavut, Bulgar, Tatar, Fransız, İtalyan, İngiliz, Fars) unsurdur.

Şimdi bunların üzerine Turgut Özal’ın vatandaşlığa aldığı Kürt Mültecileri ve Sayın Erdoğan’ın halen birçoğu Mülteci olarak gözüken Suriyeli Arapları kattığımızda ve bunların doğurganlık oranı gelen nüfusu her yıl katlayarak yükselttiğini değerlendirirsek endişelenmeme şansımız var mıdır? Bunlardan bir ulus meydana çıkarmak mümkün olmadığı gibi, bir süre Ulus haklarından bugün yararlandıkları gibi yararlanıp; yarın da baş kaldırdıklarında Osmanlı gibi iç cephenin çökmesi ile karşı karşıya kalacağız ve dışarıdan açık müdahale söz konusu olacağını görmek için başka ne olmalıdır?

5-Ülkemizde Afrikalılardan, Asyalılardan, Çinlilerden, Balkanlardan gelenlerin gerek demografik yapıyı gerekse ekonomimize vurduğu darbeler ele alındığında;

Kuruluşta %13,42 civarındaki Türk dışı unsurları kabul etmiş olmamızı, Özal’ın ve Erdoğan dönemlerinde getirilenlerin toplamda 10,5 milyon mültecinin olmasını ele alırsak; %12,65 olduğu görülmektedir.

Toplamda %26,7 olarak kabataslak görülen bu orana doğurganlık oranını da eklediğimiz de ülkenin demografik yapısının adeta maksatlı olarak çökertildiği görülmektedir.

Din üzerinden uydurulan bir kardeşlik masalı, Dindaşlık masalı bizleri köşeye sıkıştırmaktan başka bir şey değildir.

Ülkenin ayakta durması için kendi içerisinde güvenliğini sağlamasının birinci şartı kendi nüfusuna güvenmesidir.

Ülkemizde bırakın etnik kimliklerin birbirlerine güvenme meselesini, kimse kimseye güvenmediği açık olarak sırıttığını kimse görmüyor mu?

DİPÇE:

1) Belicustan bugün İran, Afganistan, Pakistan, Pakistan arasında kalan ve bu büyük eyalet komşu devletler tarafından kuşatılarak coğrafi olarak bugünkü halini almıştır.

2) 1606 yılında Osmanlı’da başlayan ayaklanmalar 1921’e kadar kesintisiz sürmüş; toplam 21 ayaklanma olmuş; Sonra Cumhuriyet Türkiye’sinde 1924 ile başlayan ayaklanmalar 1937’ye kadar toplamda 21 ayaklanma olarak kayıtlara geçmiştir. 1937 sonrasında suskunluk sarmalına bürünen ayaklanmalar çeşitli isimlerle ideolojik terörün öne çıkması ile kendisini kamufle etmiş 1984 Eruh Baskını ile yeniden sahneye çıkan terör halen daha devam etmektedir.

31 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle