Hoşgeldiniz  

ABDULLAH GÜL’ÜN SAKLI MİSYONU

Faik Kurtulan | 20 Mayıs 2021 | Köşe Yazıları


Faik Kurtulan
faikce@yahoo.co.uk

İngiltere’nin önde gelen ırkçı zengini olan Cecil Rhodes bir yandan Afrika’da Rothshildlerin elmas madenlerini işleterek mevcut yeraltı zenginliklerini elde etmek için fakir Afrikalı kabileleri birbirine kırdırırken diğer yandan da dünyanın en üstün ırkının (İngilizlerin) dünyaya hâkim olabilmesini ve diğer ırkların birer İngiliz sömürgesi haline getirilmesinin ardından tek dünya devletini savunan ve sonraları Round Table Group olarak da anılacak olan bir oluşum içine girmişti.

Cecil Rhodes’un birlikte çalıştığı kendisine inanan en yakın adamlarından biri de Lord Alfred Milner’di. Katı sosyalist fikirlere sahip olan Alfred Milner 1890’lardan itibaren bu görüşler bileşkesinde birkaç tane örgüt kurdu. Bu örgütlerin çalışmaları gizlilik içerisinde yürütülüyor, çok büyük zenginlerden oluşan aynı kadro Milner tarafından kurulan her örgütün birinci çemberinde yer alıyordu.[1] 1920’lere gelindiğinde Alfred Milner’in yanındaki çalışma arkadaşları ise; R.H.Tawney, John Maynard Keynes ve Philip Noel Baker gibi Fabian Cemiyeti’nin önde gelenleriydi. Bilindiği üzere Alfred Milner 1884’te ilk önce sosyalist ideallere sahip zenginler kulübü Fabian Cemiyeti’ni kurmuş ve sosyalist bir tek dünya devleti kurulması için çalışmalarını sürdüre-gelmişti.

1920 yılında Chatham House kurulduğunda da örgütün başkanlığı dahil kurucularının önemli bir bölümü Fabian Cemiyeti önde gelenleriydi. Chatham House ikinci dünya savaşı sürecinde de önce Milletler Cemiyeti ve Fabian Cemiyeti ile birlikte çalıştı. Tarih boyunca Milletler Cemiyeti’nin ve Fabian Cemiyeti’nin arkasında hep aynı zenginler, Rothschild ve Rockefeller aileleri yer aldılar. 1950’lerin başlarında da bir Fabian Cemiyeti yetkilisi olan Denis Healey Chatham House yönetim kurulunda bulunuyor, önce Sosyalist Enternasyonal, sonra da Bilderberg gibi sosyalist tek dünya devleti kurmayı amaçlayan örgütlerin kurulmasında da önemli görevler üstleniyordu. Bu şahsiyet 60’lı yıllardan itibaren de İngiliz İşçi Partisi’nde yöneticilik ve Dış İşleri Bakanlığı görevi de üstlenecekti.

Amaç hep aynı yere varıyordu. Tek bir sosyalist dünya devleti kurmak ve tüm dünya uluslarının kültür ve kimliklerini bir potada eriterek veya yok sayarak sömürülenler için ideal gözüken bir sistem altında insanlığı kontrol altında tutmak ve kendi kazançlarını paylaşım dışında tutabilmek…Bunun için kurulmuş olan Milletler Cemiyeti, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi örgütler de yine aynı amaca hizmet ediyordu.

Yukarıda saydığımız bu örgütlerden Chatham House da Anglosaksonların hakimiyetinde, İngilizce ortak dili olan bir “sosyalist tek dünya devleti” kurmayı hedefleyen Cecil Rhodes-Alfred Milner zihniyetinin devamı bir kuruluştur.

Exeter Üniversitesi’ne gelirsek, bu üniversite 1955 yılında kurulmuş ve İngiliz Krallığı’nın himayesi altına alınmıştır. Üniversitenin İngiliz derin devletine istihbarat ajanı yetiştirdiği, bünyesinde bir Kürt Araştırmaları Enstitüsü ve Arap ve İslami Enstitüsü bulunduğu bilinmektedir. Bu üniversitenin konumuzla ilgili önemi Abdullah Gül ve diğer bazı şaibeli siyasi figürlerin bu okulda eğitim görmüş olmalarından kaynaklanmaktadır. Arslan Bulut’un Yeniçağ Gazetesi’nde yayınladığı araştırmaya göre; “İngiliz İstihbarat servisinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının önemli bir bölümü Exeter Üniversitesinde eğitim görmektedir. Exeter Üniversitesi’nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri daha sonra özellikle İslam Ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. İslam Kalkınma Bankası’nın önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans veya doktora yapmıştır: Abdullah Gül bu Üniversite’de iki sene doktora yapmış ve İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomi uzmanı olarak görev almıştır. (Tıpkı Durmuş Yılmaz ve Ekmeleddin İhsanoğlu gibi) 2 (…) Abdullah Gül İngiltere’deki eğitiminden 15 yıl sonra ABD’de Dış İşleri Bakanlığı’nın özel bursuyla “liderlik” eğitiminden geçirilmiş, hemen ardından da bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olmuştu. Arslan Bulut’a göre iki ülke o kadar birlikte hareket ediyor ki aynı insanlara yatırım yapıyor. İngiltere bulup yetiştiriyor, ABD ise liderlik öğretiyor. (22 KASIM, 2014)

Hatırlanacağı üzere Exeter Üniversitesi’ni himayesi altına almış olan İngiltere Krallığı’nın derin devlet örgütü Chatham House 2010 tarihinde Abdullah Gül’e verilmişti. Müyesser Yıldız’ın makalesinde ise “Abdullah Gül’ün başbakanlığı sırasında AB zirvesine kendi imzasıyla gönderilecek “iyi niyet mektubu”nun İngiliz Büyükelçiliği’nde hazırlandığı ortaya çıkmıştı. Dışişleri Bakanlığı döneminde Türkiye’yi çepeçevre kuşatan AB’nin 3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesi’ndeki ağır hükümler üzerine Lüksemburg’a gitmeme kararı alan Gül, yine İngiliz Büyükelçi Wastmacot tarafından ikna edildi. Gül, “son anda ve gönülsüz” bir şekilde Lüksemburg’a gidip, o belgeyi imzalayınca, İngiltere Dışişleri Bakanı Straw’ın, “Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım” demesi de unutulacak gibi değildir.” Müyesser Yıldız’a göre İngiliz Kraliçesi Türkiye’yi ziyaretinde Abdullah Gül’e “Büyük Şovalye Nışanı” takmıştı.[3] Doğrusu küresel sermaye tarafından idare edilen tek dünya devleti heveslisi ülkeler Abdullah Gül’ü çok seviyorlardı.

Yine hatırlanacağı üzere 24 Mayıs 2003 tarihinde Abdullah Gül, Vatan Gazetesi’nde Sedat Sertoğlu’na verdiği mülakatta eski Amerikan Dış İşleri Bakanı ve bakanlıktan emekli olduktan sonra CİA adına çalışan Colin Powel’la gizli olarak Türkiye’nin kaderini oldukça olumsuz anlamda değiştirecek olan 9 maddelik anlaşma yaptığını itiraf etmişti. Anlaşmada Eyaletleşmenin önünün açılması, Kürdistan’ın tanınması, Pentagon’a üs verilmesi ve daha birçok konuda taahhütlerde bulunulmuştu.

Özetlersek; Gül’ün Chatham House’a bağlı Exeter Üniversitesi’nde doktora yapması, akabinde bakan, başbakan ve cumhurbaşkanlığına getirilmesi, sosyalist tek dünya hedefinde ilerleyen Amerikan ve İngiliz devletleri tarafından çeşitli vesilelerle ödüllendirilmesi bizde şu kanaati doğuruyor:

Abdullah Gül hem İslamcı hem de sosyal demokrasinin bir ilkesi olan tek dünya devleti için çalışmaktadır.

Gül’ün sosyal demokrat görüşleri benimsediği 18 Ekim 2005 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’ndeki mülakatından da anlaşılmaktadır. Bu mülakatta Gül; “CHP’nin Avrupa tipi bir sosyal demokrat parti olmadığını belirterek, CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’de yeri olmadığını söyledi. Gül,Zamanında Baykal’a Yeni Sol’u anlattım ama, dünyanın geldiği noktanın gerisinde kaldılar”dedi. “Baykal da aslında bir ara çok ilgilendi. CHP liderliğine yeniden geldiğinde yeni sol düzeni dedi, çok ilgilendi ama hep sözde kaldı. Kendisiyle çok konuştum. Ben o zaman hep söylemiştim onlara Kemal Tahirleri filan. CHP’nin içinde de var aslında bu görüşte milletvekilleri. Ama bu onların bileceği iş. Dönüşümü iyi yapamadılar. Biz kendi dönüşümlerimizi çok daha iyi yaptık. Hem Türkiye’yi hem dünyayı çok iyi algıladık, iyi değerlendirdik. Sol’un kendisini sorgulayıp, realist hem Türkiye’nin gerçekleriyle hem de çağdaş bir atılıma girmesi lazım. Bu bir kişinin işi değil. Bunu bir kişiye, lidere bağlarsanız eski siyaset anlayışı olur.4 Bir başka vesile ile Başbakan Yardımcısı olduğu sıralarda yani 18 Nisan 2006’da (günkü AKP grup toplantısında) yine Gül “sosyal güvenlik yasalarında yapılan değişiklikleri Meclis Genel Kurulu’na getirdiklerini hatırlatarak sözlerini, “Biz sol partilerden daha sosyal demokratız” diye bağladı”

Bu anlama gelecek ifadeleri daha önce Başbakan söylemişti. Bir nutkunda CHP’ye bağırmış çağırmış ve “Siz nasıl sosyal demokratsınız?” “Sizin yapmanız gerekenleri biz yapıyoruz, sizin söylemeniz gerekenleri biz söylüyoruz. O halde asıl sosyal demokrat olan biziz!” demişti.5

Anlaşılan Chatham House’ın okulunda ve sonra devam eden İngiltere-Abdullah Gül ilişkilerinde kendisine emperyal anlayış çok iyi öğretilmişti. Böylelikle Dinci-ümmetçi zihniyete sahip olan Gül’e aynı zamanda tek dünya devleti zihniyeti bağlamında sosyal demokrasi ilkeleri de benimsetilmişti.  Baykal ise böyle bir eğitim almadığından ne sosyal demokrasiyi biliyor ne de Sosyalist Enternasyonal’le iyi geçinebiliyordu. Onun öğretisi hegemonyacı Amerikan Ulus-Devlet politikalarıydı.

Sonuç olarak sosyalist tek dünya hedefi doğrultusunda İngiliz derin devleti ve ABD ile aynı amaç için çalışan Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’ın 2001’de kurdukları parti de Sosyalist Enternasyonal’e girmeyi çoktan hak eden ümmetçi bir sosyal demokrat parti oluyordu.

DİPÇE:

1 Cecil Rhodes ve Yuvarlak Masa’cıların anlayışına göre daha fazla toprak daha fazla Anglosakson ırkı demektir, ki bu ırk, dünyanın sahip olduğu en insani, en onurlu ırktır. Böylesine korkunç bir ırkçı zihniyet, dönemin İngiltere derin devletinin temel zihniyetini temsil ediyordu. Aynı dönemde Amerika’nın askeri yollarla kesin olarak ele geçirilemediğinin anlaşılması, derin devletin ırk silahını daha çok ön plana çıkarmasına sebep olacaktı. İngiliz derin devleti, kendi ırkını öncü kılabilmek için bu tarihten sonra öjeni politikalarına ağırlık verdi (Öjeni: Sakat ve hastaların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla bir insan ırkının “ıslah edilmesi” anlamına gelen kavram). Bu politikayı ayakta tutacak olan ise, Cecil Rhodes ve Lord Alfred Milner’ın Yuvarlak Masa (Round Table) hareketi olacaktı. Yuvarlak Masa hareketi, 1880’lerde ve 90’larda “öjeni” toplumu meydana getirdi. Öjeni toplumunun hedefi, “aşağı ırk olarak görülen insanların ıslah edilmesi, yani bir şekilde toplumdan elenmesi” gibi hastalıklı bir mantığa dayanıyordu. Bu korkunç sosyal Darwinist zihniyet, evrim fikrinin Darwin’den çok önce, bu derneklerde geliştirilmesiyle köklü şekilde yer bulmuş ve Darwin’den sonra ise açık bir politika şeklinde uygulanmıştır. Darwin’in de bu derneklerde ortaya çıkarılan bir mühendislik çalışması olduğunu tekrar hatırlatmak gerekir. İngiltere’de öjeni vahşetinin öncüsünün, Darwin’in kuzeni Francis Galton olduğunu da burada hatırlatalım. Darwin’in oğlu Leonard Darwin ise öjeni sapkınlığının İngiltere’deki savunucularından ve uygulayıcılarındandı. Ayrıca Winston Churchill de öjeni hareketine destek verenler arasındaydı. Bu kişilere göre asıl ırk İngilizlerin temsil ettiği Anglosakson ırktır, onun dışındakiler ise bir şekilde elenmelidir.

2 Arslan Bulut’un Yeniçağ Gazetesi’ndeki makalesi 17 Haziran, 2014

3 Müyesser Yıldız, Oda TV’deki 22.03.2010 tarihli makalesi

4 Yeni Şafak Gazetesi, 18 Ekim 2005, Erhan Karadağ’la sohbet.

5 Birgün Net Haber, 23 Nisan, 2006, Sosyal Demokrasinin Dayanılmaz Cazibesi adlı Erkan Doğanay’ın haberi

239 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle