Hoşgeldiniz  

USLANMAYACAK MIYIZ?

Mehmet Zehir | 03 Şubat 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Us, akıl.

Usa ve gerçeğe uygun anlatışlara kulak verenin olmadığı görüldü.

Usuna getirmek.

Us dışı, us pahası, usa vurma.

Yukarı da anlatılmak istenen us sözcüğümüz bizlerce unutulmuş bunun yerine bizim olmayan sözcük olan akıl sözcüğü us sözcüğünün yerine yine bizlerce getirilmiştir. Bu sözcüğün unutulmasını sağlayan bizler isek; hatırlaması gerekende bizler olması gerekmez mi? Hatırlamayı ve hatırlatmayı bizlerin başarması elbette mümkündür. Ancak bunun bütün ulusumuza hatırlatmak bizim elimizde çok fazla değildir. Bu nedenle gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemeyi bilmek ve bu doğru iliklemeyi alışkanlık haline getirip, bizden sonrakiler de bunu öğretmemiz gerekir. Bu mana da bireyin yapamadıklarını, kurumlar, kurumların yapamadıklarını devletin yapması genel kabul görmüş görüştür.

Bu mana da devletin bunu sağlaması için tek tek sözcükleri her önüne geldiğinde veya birilerinin şikâyeti ile gündeme aldığında düzeltmesi doğru bir yaklaşım değil, yamalı bir bohça yapmaktan başka da bir şey değildir.

O halde devlet öncelikle Türk Dil Kurumu sözlüğünü basıp bütün ulusumuza bedava dağıtmalıdır. Zira eğitim paralı olamaz. Paralı olursa buna eğitim değil ticaret denir. Bu sözlükte olan bütün sözcükler bütün ulusumuzca yazılı ve söylemde titizlikle kullanılması alışkanlık haline getirilmelidir. Bunun dışında dilimizde olmayan sözcükler varsa; onlar da tespit edilip yerlerine Türkçe sözcükler bulunup konularak yazdığımızı, okuduğumuzu hepimizin doğru anlamanı sağlamamız gerekir.

Namık Kemal ‘’kişinin zekâsı kendi anadili ile düşünebildiği sözcük sayısı ile doğru orantılıdır.’’ Bu görüşü daha sonra birçok bilim insanı kabul etmiş ve kullanarak birçok makale yazmıştır. Bu nedenle eğitim hayatımızda durumumuzu gözden geçirmek gerekir.

Okullarda verilen eğitimin anlaşılır olması için de sözcüklerin Türkçe kök sözcüklerden olmasının en büyük nedeni de aslında anlaşılmanın yanında sözcüklere eklemeler yaparak yeni sözcükler üretebilme yeteneğimizi geliştirmektir. Böylelikle okullarımızda çocuklarımız okurken bile doğal olarak konuştuğu ve yazdığı sözcük sayısını artırdığı görülecektir. Böylelikle de işlediği konuya daha birçok yönden bakarak bilgisini arttırıp bilinç altını sürekli yenileyerek güçlendirecektir. Bu nedenle kesinlikle çocuklarımızın sözcük hazinesini güçlendirmek için yazılı metinlerde ve sözlü konuşmalarda Türkçe kök sözcüklerle konuşmaya titizlik verilmelidir.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi ulusumuzda da insanlar sözcüklerle düşünüyor ve konuşuyorlar. Japonya’da 9 yıllık zorunlu ilköğretimde ders betikleri (betik=kitap) 42 bin sözcükle yazılıyor. Biz de ise 4+4 şeklinde bir araya getirilerek toplamda 8 yıl olan ilköğretimde betik yazılımında 7 bin sözcüğü aşamadığımız görülmektedir. Bir öğrenci bu sözcüklerin %10-15’i ile düşünüp- konuştuğunu düşünürsek; Japonların neden bizden ileri de olduğuna sadece bu örneğe bakarak bir karar verilmesi mümkündür. Başka bir deyişle; 42 bin sözcükle düşünen Japonların dünya ile rekabet gücü hiç kuşkusuz bizim 7-8 katımız olarak gelişmiş ülkeler ile rekabet edecek güçtedir. Japonların, bilimde, teknikte ileri gitmiş olmaları bu temelin varlığı ile başka nedenleri yok saysak bile kabul edilebilmektedir.

Buradan çıkarabileceğimiz birçok sonuç daha vardır. Kitap okuma oranı, kitap okuma oranına göre kendimizi yenileme oranı, kendimizi yenileme oranına bağlı olarak ürettiğimiz fikirler ve üretmiş olduğumuz fikirlerin uygulamaya dönüşmesi gibi birçok sonuç daha eklenebilir.

Bir toplumun temel değerleri doğru tanımlanmış ve uygulama ile alışkanlıklar disiplin altına alınmışsa; o toplumun başına gelecek olaylar ne olursa olsun en kısa zamanda tekrar ayağa kalkması mümkündür. Burada örnek verecek olursak; İkinci dünya savaşı ile yerle bir olan Japonya ve Almanya örnekleri en somut delillerdir.

’Bir toplumun en önemli ve en ucuz savunma gücü eğitimine yapmış olduğu yatırımdır.’’ Buradan hareketle bizler öncelikle eğitimi ta en başından ele alıp; bütün yönleriyle masaya yatırmadığımız sürece olmamız gereken yerin çok gerisinde kalmaya mahkumuz. Oysa ki eğitimi bütün yönleriyle ele aldığımızda ise kısa zamanda çok büyük atılımlar yapabiliriz. Bunu örneklemek için 15-21 Temmuz 1921 tarihlerinde yapılan Misak-i Maarif Kurultayı’na gitmemizde yarar vardır. Maarif Vekilliği adıyla yeni bir teşkilât kurularak eğitimin milli bir sisteme göre ele alınması kabul edilmiştir. 25 Kasım 1920’de mecliste alınan bir kararla öğretmen ve öğrencilerin askerlik yükümlülükleri ertelenmiş, 15 Temmuz 1921’de savaşın en yoğun olduğu bir dönemde Ankara’da Maarif Kongresi toplanmıştır. Peki sonra ne olmuştur. Cumhuriyet kurulduktan sonra bütün alanlarda müthiş bir kalkınma başlamış ve batının kimileri 400 yılda, kimileri 500 yılda, kimileri 1000 yılda yaptığını Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK 15 senede yapmıştır.

Bunun yanında sayısız devrim yapılmıştır. Bu devrimlerin sürekliliği kendisinden sonra kesilmiş ve önce durağanlaşma sonra geri kalma başlamıştır. Oysa ki bizler devrimlerin sürekliliği ilkesini içselleştirmiş olsaydık; üzerine koyup gitmek varken, durmayı ve geri kalmayı içselleştirir miydik? Demek ki alışkanlık haline getirip sürdürülebilir olmak bireylerin elindeki olanaklarla genelde mümkün değildir. Eğer mümkün olsaydı aynı halk ve o halkın çocukları bunu sürdürebilirdi ve bunun sonucu olaraktan en azından bugün bulunduğumuz durumda olmazdık. O halde bireyin yapamadığını kurum, kurumun yapamadığını devlet üstlenmesi görüşü burada devreye sürekli girip yasa ile bunu canlı tutup, bundan geriye dönüşü sürekli devrim ilkesi gereği engelleyip sürekli geliştirmesi gerekir. Konu son derece önemli olduğunun altını çizerken bunun dayanaklarından biri olarak Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün ÜÇ Misakından biri EĞİTİM olduğunu, eğitiminde kendi dilimizle yapılması gerektiğinin şart olduğunun altını çizmek istiyoruz.

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bir konuşması ile konuyu özetleyelim:’’ Zafer bir düşüncenin üretimine hizmet oranında değer ifade eder. Bir düşüncenin üretimine dayanmayan zafer kalıcı olamaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan savaşından, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer boşa gitmiş bir gayrettir.’’

46 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle