Hoşgeldiniz  

ULUS

admin | 20 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


admin
habermarmaragazetesi@gmail.com

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

23 Temmuz 1919’da Türkiye Cumhuriyeti‘nin temellerinin atıldığı Erzurum Kurultayı, ulusal egemenliğin koşulsuz kabul edilmesinin önemli adımlarından biri oldu.

Bu aynı zamanda gelecekte 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Anlaşması ardından kurulan ULUS* devletinde bilinçli bir işaretidir.

Günümüz Türk Dil Kurumu ( TDK) kime veya neye göre tanımladığında zorlandığımız birçok sözcük gibi ulus sözcüğünü de gelişi güzel tek bir sözcükle tanımlayarak işin içinde çıkmakta olması; günümüzde bir takım kavramların resmi olarak ortaya konulmasını güçlendirdiğini, Türk Kültürü’nün bilinçli bir şekilde yozlaştırılmak istendiğine bütün okuyucuların dikkatini ayrıca çekmek istiyorum.

TDK diyor ki, Ulus: Millet demektir.

Oysa bu sözcüğün etimolojisine bakıldığında birçok anlam ifade ettiği karşımıza çıkmaktadır. Türk Dil Kurumu, öncelikle bu sözcüğün bütün sınırlarını bütün değerleri ile çizip bizim kullanmamıza sunması gerekmez mi, iki satır yazı yazmak istediğimizde okurlarımıza göndermek istediğimiz iletinin yerine ulaşması için ayrıca böyle Türk Dil Kurumu’nun görev alanına girip çalışmamız gerekiyorsa; bu kurumdaki yetkililer görevlerini yapmamakta olduğuna kanaat getiririz. Ancak bu tür sözcüklerin daha önce tanımları Türk Dil Kurumu’nda olduğunu biliyorsak; bu durumda birilerinin bilerek ve isteyerek Türk Dil Kurumu’nu yozlaştırmayı kendi üzerine görev edindiğini düşünmemiz gerektiğinin altını çizmek isterim.

Açıklamaya çalıştığımız nedenlerden dolayı yazı dizimizin ana ekseninin zaman zaman dışına çıkarak bazı sözcüklerin etimolojisine girmek zorunda kaldığımız için üzgünüm.

Ulus denilince usumuza takılan hâkim ırk, hâkim dil, vatan, siyasi birlik, hâkim toplumun kültürü ve hâkim toplumun tarihi birliğidir. Bunlar Türkler için ulusun bileşenleridir. Türk dışı içimizde ve dışımıza ulusun bileşenlerini farklılaştıran, bunlara ekler yapanlar söz konusu olsa da biz Türklerin var oluştan beri edindiğimiz değerler toplamı bütün Türklük yaşanmışlığında bu unsurlarla sınırlıdır. Bu nedenle ulus sözcüğünün içeriği bir etnik kimlik, bir kabile, bir klan, bir ırk ile karıştırılmamalıdır. Çünkü ırk canlıların dış yüzeyi ile ilgili anatomik bir kavram olarak kültürel ve siyasi olarak ya da ideolojik olarak hiçbir anlam ifade etmez. Yani ırkın saç, göz, burun gibi dış yüzeylerinin ancak ve ancak bu konuda bir araştırma yapıldığında bir anlamı olabilir, bunun dışında toplumları ifade etmek için çok yetersiz bir kavram olduğunu ifade etmek isteriz. Bu mana da ırkını üstün görme ilkel anlayışı birçok katliam ve soykırımı ortaya koymanın ön adından başka bir şey değildir. Canlıların bilinçaltında doğum yeri, kan bağı, dil ilkel yani gelişmemiş yaşamında önemli hal alabilir, hatta buna Türklerin dışındakilerden bulaşan din öğesi de katılarak bu ilkellik önemli bir hal almış olarak biz Türklere de bulaşmıştır. Bu bilinçaltı davranışlar küçük gruplardan büyük gruplara doğru evirilerek uluslaşma yolunda bir siyasi bilince dönüşmesi siyasal aktarma ile mümkündür.

Etnik grup kimliğinden farklı bir kavram olan ulus sözcüğünün ifade ettiği ulus kavramı ilkelliği aşmış bir grubun gelişmişliğini, üstünlüğünü ifade etmektedir. Bu nedenle ulus siyasal birliğin oluşturulmasıyla ortaya çıkan bir yapılanmadır denilebilir. Bir ulus tek bir etnik gruptan oluşabileceği gibi, oluşmayabilir ve birden çok etnik gruptan da oluşabilir. Bu nedenle devletler, ya da hükümranlık hakları kullanan siyasi yapılar istisnasız birden çok etnik grubun birer siyasal birlikteliğidir.

Geçmişte ve günümüzde birçok insan ulus sözcüğünün Moğolca olduğunu ileri sürüp, Arapça kökenli millet sözcüğünü TDK gibi kullanmaktadır. Bunun birçok nedeni var. Öncelikle TDK gibi bir kurum görevini yapmayarak bilerek ve isteyerek bu tür bir duruma alt yapı oluşturmaktadır. Çünkü kendisi bile ulus sözcüğüne millet demiştir. Oysa ulus sözcüğü Türkçe’dir. Birçok dile olduğu gibi Moğolcaya da Türkçe’den geçmiştir. Bu durum sadece ulus sözcüğü ile sınırlı değildir. Türkçe bütün dillere analık yapmış bir olduğunu yok saydırmaya katkı yapan mankurtlar yüzünden kendi sözcüklerimize yabancılaştırılmaktayız. Ayrıca Moğolca Türkçe’nin bir farklı varyantıdır. Kök ve eklerden oluşur, sözcüklerinin yazılışı anlamı birbirine çok yakındır. Buna rağmen Moğolca olduğunu ileri sürüp karşı çıkanlar ilkel bir dil olan Arapça sözcüklere değer vermekte çok cömerttir. Türk Dil Kurumu Yayınları tarafından Türkiye Türkçesindeki Türkçe sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü’ n de Prof. Dr. Tuncer GÜLENSOY bu konuyu detayları ve örnekleri ile açıklamıştır.

Millet sözcüğü, ümmet sözcüğü ile kökteştir. Millet sözcüğü Arapça din temeline dayalı bir topluluğu anlatmak için kullanılmaktadır. Din temeli üzerine bir topluluk yaratmak isteyenler bilinçli olarak sürekli bu sözcüğü kullanır ve Türkçeleşmiş sözcük sayarlar. Oysa Türkçeleşmiş sözcük demek zaten Türkçe sözcüğü reddetmek, yok saymak ama onun yerine Türkçeleşmiş sözcük kullanmak önerilerek TÜRKÇE’nin önünün kesilmesi hedeflendiği saklanır. Yukarıda dediğimiz gibi Türkçe bütün dillere analık yapmış ve yine yukarıda dediğimiz gibi Arapça ilkel bir dildir. O halde bizlere din temelli düşündürtmek isteyenler sadece siyasal İslamcılar mı? Milliyetsiz milliyetçilik yapanlar, sentezci olarak kendisini tanımlayanlar, Türk Dil Kurumu’nu bu işe alet edip çalıştırmayıp batının teknik terimlerini dilimize direk sokanlar bu işte pay sahibi değiller mi?

Ya da Türkçe’nin yozlaşması için Türkçe sözcükleri toplumda karşılığı olmayan ya da çok zayıf karşılığı olanlara terk etmek bilinçli bir operasyon değil midir?

Dolayısı ile Ulus sözcüğünden oluşan ulus kavramı Türkler için ırk, dil, vatan, birlik, kültür ve tarihi birliğidir. Buradan altı çizilmesi gereken dinsel bir olgunun asla ve kat’a olmamasıdır. O halde Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum Kurultayı ile ortaya koyduğu proje aslında ulus devlet projesi olduğu ortaya çıkar ve işe başladığından sonra geçen 4 yıllık süre sonunda bunu ortaya koymuş olduğunu Lozan’ın tescili ile görmüş oluyoruz.

Demek ki, Türk Cumhuriyet Devleti Türk Irkı’nın üstlenmiş olduğu tarihi siyasi rol gereği daha önceden kurulduğu gibi kurulmuş, içerisine de daha önce olduğu gibi farklı etnik kimliklerde kurucu unsurun boyunduruğuna sığınarak tarihteki yerini almıştır.

Bunun sonucu şudur: Türkiye Cumhuriyet Devleti bir ulus devlettir ve dünya da bütün devlet yapıları ulus devlet olmak doğallığındadır.

178 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.