Hoşgeldiniz  

TÜRK TARİHİ YÜZLERCE DEVLETE SIĞAMAMIŞTIR.

Mehmet Zehir | 21 Ekim 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Bilinen yazılı tarihlerde aidiyeti Türklere ait devletler, bilinmeyen tarihlerde antropolojinin bize aidiyetini teslim ettiği devletler; incelenmeye çalışıldığında usumuzu korkunç bir etki altına alan Türklerin neden tek bir güç olarak vardığını geçmişten günümüze, günümüzden sonsuza taşıyacak bir yapılanma içinde olamadığı sarar.

Bunun nedeni anlatılan hiçbir Türk tarihi gelişim ile izah edilememektedir. Bu nedenle belki de bizler o günün Türklüğünün anlayışlarına henüz ulaşamadığımız düşüncesiyle kendimizi şimdilik ikna ediyoruz.! Bu durumda bir soru daha karşımıza çıkıyor! O günün Türklüğü diğer bir ifade ile o günün toplumumu daha gelişmişti yoksa günümüz toplumu mu? Bu soruya verilecek birçok konuda çok farklı yanıtlar bulunabilir! Kimsenin kimseyi kolay kolay verdiği yanıtlarla ikna etmesi genel bir kabul haline dönüşemediğinden konuya girmeden yukarıda düşüncemize paralel bir örnek vererek konunun dışına çıkıp, asıl konumuza dönerek ilerlemeyi doğru buluyorum.

Malum herkesin bildiği manası ile ‘’Uygur Karızlar’ Bu karızlar atalarımızca yapılmıştır. Turfan Bölgesi özne olmak kaydıyla; 5000 km uzunluğunda yüz metre yerin altından suyun taşınarak tarım alanlarını sulandırmasının günümüzde ifade edilen yapılış tarihi 2500 yıl. Çünkü bu tarihten öncesini başta batının dayatmacı tarihi olmak üzere ve onunda yerli işbirlikçileri olan tarihçilerimizce kabul edilmesi istenmemektedir. Türklüğün en fazla 2500 yıl geriye gidişine bazı konularda ancak izin verebiliyorlar!

Dolayısı ile karızların gerçek yapılış tarihçesini herkes bilmesine rağmen ortaya koymuyorlar. Tamam! Yabancılar belki böyle bir isteği kendi çıkarları ile örtüşmediği için ortaya koymuyor olabilirler!

Peki, biz Türklere ne oluyor? !

Kısaca yanıtlayayım ki, Uygur adıyla anılan bu karızlar, Uygur Devleti’nin kuruluşundan binlerce yıl evvel; bütün Çin, Hindistan, Moğolistan’ı da içine alan BÜYÜK UYGUR İMPARATORLUĞU adıyla bilinen MULULARIN kurduğu en büyük kolonileriydi ve karızları da onlar yapmıştı.

Konumuza dönersek; Türkler birçok devlet kurmuştur. En kötüsü de aynı anda Türklerin onlarca devletinin oluşudur. Türk yasası diye Hunlar ile başlayan bir süreç var.  Bu süreç kendilerinden öncesini kabul etmezler. Yani bunlara göre İskitler, Kimmerler, Sümerler.. in Türklükle alakası yoktur. İşte bu yasaya göre ÜLEŞ SİSTEMİ vardır. Türk Yasası’na! göre devlet hakanındır. Hakan ise devlet yönetimini bırakacağı zaman veya ölünce devlet hakanın erkek çocukları arasında bölünür. Dolayısı ile kardeşlerin her birinin devleti olur. Başlı başına Türklüğün diğer değerleri ile taban tabana zıt bu durum uygulandığını tarih yazmakta ve bunun sonucu olarak Türklerin aynı anda onlarca devleti oluşmaktadır. Bu durum her zaman yeni aidiyet duygusunun oluşmasını ve bunun sonucu olarak ta Türklük aidiyet duygusunun zayıflamasına ve ayrıca zaman içinde oluşan durumlardan dolayı da kardeş devletlerin birbirleri ile savaşarak oluk oluk Türk kanı akmasına sebebiyet verirken; toplamda Türklüğe düşman olan devletlerin ekmeğine de sürekli yağ sürmüştür.

Bu durumun doğurduğu sonuçları şöyle özetleyebiliriz:

1-Birbirlerini hırpalayan devletlerimiz, sonucunda diğer düşman devletlerin saldırısı sonucu kolayca yem olduğu açıktır,

2-Türklük kimliğinin mütekabiliyet esasları oluşturulamamıştır,

3-Yeniden tanımlanan devlet isimleri, yeni mensubiyetleri oluşturduğundan dolayı Türk ismi tarihten adeta silinmiş onun yerini daha sonra güçlenerek etkisini gösteren boylar almış,

4-Günümüzde bile bunun bilincinde olmayan sözde aydınlarımız fazladır.

Konunun bu kısmı yanında toplumun din seçimi diye durumları söz konusu olmuş.

Bir zamanlar Tanrı din göndermezken; toplum kendi inancını yaratıcıya saygı adına Tanrı inancı koymuş, toplumun işleyişine uygun olmayan her şeyi de cezalandırmayı ilke edinerek GÖK TENGRİ’ye inandığını ilan etmişti. Toplum dinsel çatışmalar yaşamadığı gibi, us, mantık, bilim, sanat alanında asla ve kat’a hiçbir çekincesi olmaksızın gelişmeye açıkken Tanrı’nın din gönderdiği iddiası ortaya çıkarak bir başka yeni bir sorun ile karşı karşıya kaldı. Bunun ardından başka bir sorun daha ortaya çıktı. Dinler içinde mezhepler. Bu mezhepler yeni bir bölünmeyi daha ortaya çıkardı. Böylece toplum gittikçe birbirinden ayrılmaya, toplumsal sorunlarını çözememeye başladı. Bunun sonucu olarak hem var oluştan gelen değerleri kaybettiler, hem de kendi kişiliğini kaybeden bir toplum bütün gelişmelerin gerisinde kalarak gelişmiş toplumların her konuda yemi haline geldiler.

Bölünmelerin böyle ÜLEŞ ve din yoluyla sağlanması söz konusuyken; insan varlığının ihtiyaçları birçok zaafı da beraberinde götürmekteydi. Bu zaafları da sorunlara eklediğimizde geçmişten geleceğe köprü olan bağın sık sık kesildiği ile yıkıldığı ile karşı karşıya kalıyoruz.

Bu anlatılara özne olan dönemlerde, us, mantık, bilim, sanat devre dışı kaldığı gibi, var oluştan elde edilen değerler de başkalarının iradesine terk edildiğini söylemeye bilmem gerek var mıdır? Ancak buna rağmen zaman zaman toplum içinde yaşanan sorunlar toplumu düşündürtmemiş değildir.

Bu düşünüşler içinde zaman zaman güzel şeyler yapılmıştır. Ancak bu güzel şeylere bir disiplin kazandırılamadığı için sürekli kesintiye uğramıştır. Ancak düşmanlarımız bir şeyi doğru olarak yaptığı zaman süreklilik sağlamış olduğunu gördüğümüzde bizim disiplinize edilmesi zor bir topluluk olduğumuzu da söylememiz bir başka ifade ile itiraf etmemiz geleceğimiz adına ders olması için gerekli olduğuna inanıyorum.

Türk Toplumu, öteden beri bir ULUS TOPLUMU ’dur. Bu ulus toplumu doğa da avcılık ve tarım ile varlığı ilk başta ortaya koymuştur. Bu nedenle Bu iki alanda her zaman çok ileri seviyede gelişmeler göstermiştir. Bu nedenle toplumsal yaşayış toprağa bağlı olarak ilk Türklerde ortaya çıkmıştır.

Türkler toprağa bağlı yaşayışlarını birçok özellikler geliştirerek sürdürmüşlerdir. Sulak yerler de yaşamak, avcılık yapmak, toplum yaşamında önemli toplumsal aşamaları da beraberinde getirmiştir. Dolayısı ile toplumsal kültürün oluşması sağlanmıştır. Bu kültüre göre öncelikle herkes bireydir. Bireyin hakları hiçbir zaman yok sayılamaz. Sonra aile vardır. Ailenin hakları hiçbir zaman yok sayılamaz. Sonra Oba vardır, Obanın hakları hiçbir zaman yok sayılamaz. İşte toplum birey ve ailenin haklarını yok saymadan geliştirerek yaşanılması ve korunmasını sağlayan yapıyı devleti inşa ederek ortaya koyuyor. Bu durumda Türkler devlet yapılanmasını da ilk oluşturan toplumdur diyebiliriz. Bu durumda devlet nasıl ayakta tutuluyordu sorusu karşımıza çıkmaktadır.

Türkler devleti bireyin, ailenin ortak malı sayıyordu. Bu nedenle toplumun yasalarını devletin yasaları haline getirmek zorunda olduklarını gördüler ve bunu devlete uyarlamaya başladılar. Dolayısı ile devletin ortaya koymuş olduğu her türlü görüş yasa olarak toplum tarafından kabul edilerek yaşatıldı. Bu kapsamda işlerin en iyi şekilde yapılabilmesi için yardımlaşma denilen imece kültürü toplumda doğdu. Bu kültür sayesinde toplum ekonomik olarak güçlendirilerek devlet gelişmesi halkın gelişmesine paralel sürekli yapılandırılıp desteklendi. Buradan bu dönemin anlayışı her döneminin ve özellikle Türkler için anlayışı ortaya çıktı.

Bu anlayışa göre birimiz için olan bir şey hepimiz içindir, hepimiz için olan bir şey birimiz içindir anlayışı gelişti. Dolayısıyla toplumlardaki katmanlar arasında asla katmancılık diğer bir ifade ile sınıfcılık anlayışı söz konusu olamamıştır/ olmamıştır. Bu nedenle de Türkler sınıfsız bir toplumdur. Sınıfcılığın olmadığı toplumda toplumsal farklılaşmalar söz konusu değildir. O halde var oluştan gelen farkındalık değerleri dışında toplumun üretmiş olduğu bütün değerler toplumun ortak vazgeçilemez paydası olmuştur.

39 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.