Hoşgeldiniz  

TÜRK TARİH TEZİ ‘’ ÖNCESİ DÖNEMİ CUMHURİYET TARİHİ (1923-1931) l

Mehmet Zehir | 24 Şubat 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Değerli Okurlar, Türk Tarih Tezi öncesi durumların bilimsel olarak ele alındığı bir çalışmayı yerimizin dar olması nedeniyle dört bölümde sizlere ard arda sunacağım. Çalışmayı yapan akademisyen ve kaynakçasını en son bölümün altında takdim edeceğimi, bundan sonraki süreçte Türk tarih Tezi ile başlayan sürece geçeceğimizi muhtemelen onunda bir akademik yazı olarak sizlere sunulmasını sağlayacağımı değerlendirmekteyim. Saygılarımla.

Atatürk, Türk ulusunun çağdaş uygar toplumlar düzeyine ulaşmasını sağlayacak olan eğitim ve kültür alanındaki yenilikleri, henüz Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı sonuçlandırmadan, savaş sürecinin en başından itibaren sürekli olarak gündeminde bulundurmuştur. Bu tutumunun en önemli nedeni toplumun Batı’nın uygar ülkelerinde olduğu gibi kültürel bir aydınlanma hareketinden geçirilmesi gerektiğine olan inancından kaynaklanıyordu. İnsanlık tarihindeki tüm aydınlanma hareketleri gibi Türk Aydınlanması ya da Anadolu Aydınlanmasıolarak da adlandırılan Atatürk Aydınlanması da kendisini dil, tarih, edebiyat, sanat ve bilim alanındaki çalışmalar ve ürünlerle somutlaştıracaktır. Ancak Osmanlı tebaasını Cumhuriyet’in yurttaşlarına dönüştürmeden Aydınlanma gerçekleştirilemezdi. Osmanlı deneyiminden sadece eğitim alanında modern kurumlar ve programlar oluşturarak aydınlanmaya ulaşılamayacağı kesin olarak anlaşılmıştı. Bunun için dünyayı kavrayış ve algılayış biçiminin, toplum ve devlet anlayışının yeniden inşa edilmesi gerekliydi. Arzu edilen bu değişim, toplumsal kültürün en önemli araçları olan dil ve tarih aracılığıyla sağlanabilirdi. Atatürk de bu nedenle kültür devrimi içerisinde dil ve tarih araştırmalarının üzerinde önemle durarak yoğun bir ilgi göstermiştir.

ARAŞTIRMANIN AMACI

Bu araştırmada Atatürk döneminde tarih eğitimi ve öğretimi alanında yapılan düzenlemeler değerlendirilecektir. Atatürk’ün tarih eğitimi ve araştırmalarına sağladığı destek çok işlenmiş bir konu olmasına karşın, tarih eğitimi ve öğretimi alanındaki çabası ve katkısı Cumhuriyet’in ilk yıllarında okutulan tarih ders kitapları ile ilgili kısa değerlendirme ve hatırlatmalarla sınırlı kalmıştır. Atatürk’ün tarih eğitimi konusundaki duyarlılığına ilişkin bilgiler, genellikle, anılarda ve Atatürk ile ilgili yazında dolaylı olarak yansıtılmıştır. Yazılanlar da daha çok onun tarih araştırmalarına ilgisi, “Türk Tarih Tezi” ve Türk Tarih Kurumu’nun çalışmalarına desteği ve liseler için dört cilt olarak yazdırmış olduğu tarih ders kitaplarındaki katkısının hatırlatılması ile sınırlı kalmıştır. Bunlardan farklı olarak, Ata (2000), Çapa (2002 ve 2004), Koçak (1998) ve Öztürk (2001)’de, öğretim programları ve ders kitapları da genel çizgileriyle ele alınmıştır.

Ancak yazılanlarda ağırlıklı olarak Türk Tarih Tezi sonrası dönem üzerinde yoğunlaşılmıştı.Türk Tarih Tezi Öncesi Dönem Çapa (2002 ve 2004) dışında üzerinde fazla durulmayan bir dönem olarak kalmıştır. Bu yaklaşım Atatürk dönemi tarih eğitiminin kendi içerisinde homojen bir bütünlük gösterdiği izlenimi uyandırmaktadır. Oysa Türk Tarih Tezi öncesi ve sonrası dönemlerin tarih eğitiminde önemli içerik ve yaklaşım farklılıkları görülmektedir. Bu araştırmada, Atatürk dönemi tarih eğitiminin birinci evresi olan Türk Tarih Tezi Öncesi Dönemi incelenmiş, Türk Tarih Tezi Dönemi ayrı bir çalışma olarak ele alınmıştır.

ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ

Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniğine dayalı olarak yapılmıştır. Tarihsel araştırmalarda sıklıkla kullanılan bir yöntem olan doküman incelemesi (Yıldırım & Şimşek, 2006: 187-189) ile elde edilen bulguların içerik analizleri yapılarak, betimlenip yorumlanmışlardır. Özellikle bu dönem ile ilgili en önemli birinci elden kaynaklar olan müfredat programları incelenerek tarih eğitimindeki değişim saptanmıştır.

Atatürk dönemi tarih eğitiminin birinci evresi olan Türk Tarih Tezi Öncesi Dönem de tarih müfredatları ve ders kitaplarını, Cumhuriyet rejiminin eğitim ve kültür politikasına uyumlu hale getirme girişimleri incelenerek kapsamlı olarak değerlendirilmiştir.

EĞİTİM SİSTEMİNE VE TARİH EĞİTİMİNE CUMHURİYETÇİ ONARIM

Cumhuriyet’in ilan edilmesi ile birlikte devletin okullarında verilen eğitimin, belirlenmiş olan yeni hedeflerle uyumlu hale getirilmesi için eğitim sisteminin ve programlarının yeniden oluşturulması bir zorunluluk halini almıştır. Ancak eğitim alanında daha önceden başlatılan çalışmalar sonuçlanmadığı için, eğitim faaliyetleri Cumhuriyet’in ilk yıllarında eski haliyle sürdürülmüştür.

Eğitim sistemini yeni devlet düzenine uydurmak için gerekli olan değişiklikleri yapmak amacıyla TBMM Hükûmeti Maarif Vekâleti, 15 Temmuz- 15 Ağustos 1923 tarihlerinde Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre önce, eğitim işlerini bütün boyutlarıyla değerlendiren ilk ciddi çalışma olan “I. Heyet-i İlmiyeyi toplamıştır (Sakaoğlu, 1992: 18-19). Burada tüm eğitim sorunları ve ağırlıklı olarak, ortaöğretim öğretmeni yetiştirme konusu, öğretmen yetiştiren kurumların yapısı ve programları, öğretmenlerin durumlarının iyileştirilmesi ve gençlerin öğretmenlik mesleğine özendirilmesi için yapılması gerekenler ele alınmıştır (Öztürk, 1996: 5961). Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra okullarda verilen eğitimin başlıca amacı, rejiminin ihtiyaç duyduğu kuşakları yetiştirmek olmuştur (Akyüz, 2004: 300).  Eğitim sisteminin rejim ile uyumlu hale getirilmesine yönelik esas düzenlemeler 3 Mart 1924’te Cumhuriyet Eğitimi’nin Anayasası olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu tarihe kadar yapılan tüm düzenlemeler yeni eğitim sisteminin kurulması için hazırlık niteliğindedir.

Yapılan değişikliler, Meşrutiyet Dönemi’nde “Lisan-ı Osmanî”, “Tarihi Osmanî olarak adlandırılan derslerin Türk dili ve Türk tarihi mihveri etrafında bütünleştirilmesi gibi düzenlemelerle sınırlı kalmıştır. Yine yönetmeliklerde bulunan “sadık bir tebaa yetiştirmeyi amaçlayan, padişahın doğum ve tahta çıkış günlerinin kutlanması ile ilgili etkinliklere son verilmiştir. Bu sınırlı değişiklikler dışında fazla bir şey yapılamamıştır (Raşit Öymen,1977: 210). Ancak Cumhuriyet eğitiminin niteliğini belirleyen dersler ve içeriklerinin yeniden düzenlenebilmesi için “Tevhid-i Tedrisat Kanununu beklemek gerekmiştir.

İlk aşamada tüm eğitim kurumları tek bir çatı altında toplanarak çağdaş bir örgüt ve çalışma düzenine göre yeniden biçimlendirilerek toplumun tüm kesimlerinin yararlanabildiği parasız kamu hizmeti veren kurumlar haline getirilmiştir.

İkinci aşamada, dersler, ders programları, ders saatleri, öğretim yöntemleri ve ders kitapları Cumhuriyet’in temel ilkelerine uygun olarak yeniden hazırlanmıştır.

Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte resmi okullardaki dinsel ağırlıklı eğitime son verilerek Arapça ve Farsça öğretimi programlardan çıkarılmıştır. Kolej ve yabancı okullarda dinsel simgeler ile amacı değişik milliyet duygularını aşılamak olan dinsel öğretiler yasaklanmıştır. Azınlık ve yabancı okulları doğrudan Maarif Vekâleti ’ne bağlanmış, Tarih”, “Coğrafya ve “Yurt Bilgisi derslerinin konması, yabancı ya da azınlık dilinin yanında Türkçe’nin de öğretilmesi sağlanmıştır.

Maarif Vekâletinin emrine verilen 479 medrese yerine “Tevhit-i Tedrisat Kanunu” gereği İmam Hatip Okulları” açılmış ise de bir süre sonra öğrenci bulamadıkları için tamamen kapatılmışlardır. Türkiye’ de sadece Müslümanların yaşamadığı, başka dinlerden vatandaşların da bulunduğu gerekçesiyle ilkokul, ortaokul ve liselerden din dersleri kaldırılmıştır (Sakaoğlu, 1992: 26-27).

Türkiye Cumhuriyeti eğitim sisteminin anayasası olan “Tevhit-i Tedrisat Kanunu ile birlikte eğitimin esasları, kurumları, amaçları, araçları ve kadrosunun temel özellikleri rejimin temel hedeflerine ve programına uygun bir biçimde yeniden belirlemiştir. Tevhit-i Tedrisat Kanununun çıkarılmasıyla birlikte hız kazanan eğitim alanındaki reformların sonuca ulaştırılabilmesi 1930’lu yılların ortalarına kadar sarkmıştır. Cumhuriyet’in eğitim ve kültür alanındaki hedeflerine ulaşması, büyük ölçüde Atatürk’ün bireysel olarak çok yoğun bir çalışma içerisine girmesiyle gerçekleşebilmiştir.

Eğitim ve kültür alanında verilen mücadele, Osmanlı’nın ve sömürgeciliğin yüzlerce yıllık tarihsel birikiminin ürünü olarak biçimlenen bir kimlik duygusuna karşı verildiğinden Ulusal Bağımsızlık Savaşı’na kıyasla, daha uzun süreli ve daha çetin bir süreç olmuştur. Bu savaşın kazanılabilmesi için, ulusun kimliğinin çağın gereklerine göre yeniden inşa edilmesi, bunun için de Türk ulusunun unutturulan tarihsel köklerine dönülmesi gerekliydi. Toplumun ezici bir çoğunluğu tarih bilincinden yoksun olarak edilgen bir durumdaydı. Son derece sınırlı olan eğitimli kitle ise kendi tarihsel köklerinden kopuk ve toplumsal ihtiyaçlarıyla bağdaşmayan bir kimlik ve tarih duygusu içerisinde yaşamak zorunda kalıyordu. En öncelikli sorun gelişmenin önündeki en önemli engel olarak görülen bu kimlik duygusunu dönüştürmekti. Bunun için iki aşamalı bir yol izlenmesi gerekiyordu.

Birincisi, genç kuşakların bu birikimle olan bağını koparmaktı. Bunun için yapılacak olan en etkili iş alfabeyi değiştirmekti. Değişiklik aynı zamanda okur yazarlığın tüm topluma yayılabilmesi, basitleştirilmesi ve Türkçe’nin fonetiğine uyumlu bir hale getirilebilmesi için de şarttı.

İkincisi, dil, tarih ve yurttaşlık eğitimi üzerinden toplumun bilincini ve benlik algısını yeniden biçimlendirmekti. Atatürk’ün yaşamının sonuna dek meşgul olduğu en önemli iki uğraşın dil ve tarih çalışmaları üzerinde yoğunlaşmış olması böyle bir ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nun çok dilli ve çok uluslu yapısı içerisinde bu iki alan bilinçli olarak ihmal edilmişti.

Şevket Süreyya Aydemir’e göre, Atatürk kuşağının tarih anlayışında ve okullarda verilen tarih bilgisinde iki hatalı görüş vardı.

Birincisi, Türk tarihi yoktu ve Türk tarihi, ancak Osmanlı tarihinden ibaretti. Osmanlı Devleti’nin kurucuları da Söğüt kışlağı ile Domaniç yaylasına yerleşmiş olan 300 çadırlık bir halktan ibaretti.

İkinci hatalı görüş ise tarihte bir Türk uygarlığının yokluğu varsayımından hareket eden görüştü. Okutulan ders kitaplarında Türk uygarlığı diye bir şey yazılı değildi. Orta Asya en sert deyimlerle sıfatlandırılan Cengizlerin, Timurların yurdu idi. Yine resmi kitaplara göre, zaten ortada bir Türk soyu da yoktu. Ya Müslümanlar ya da Osmanlılar vardı.

Osmanlı toplumu içerisinde yer alan Araplar, Kürtler ve Arnavutlar hep övgü dolu sözlerle anılırlarken, Türkler adı bile geçmeyen değersiz ve kimsesiz bir topluluk olarak bir kenara bırakılmışlardı. Padişahın ve Hanedanın Türk ataları ile bağıntısı yüzyıllardır kesilmişti. Hem Atatürk hem de onun kuşağı böyle bir atmosfer içerisinde yetişmişlerdi. Tanzimat döneminden beri, uygarlık ve uygarlığın kaynakları hep Batı’ya mal ediliyordu. Bu ruh halinin bir sonucu olarak, özellikle aydınlar arasında yaygın ve yerleşmiş bir eziklik ve aşağılık duygusu egemendi.

Toplumdaki genel eğilim, bir taraftan bu olumsuz kompleksin etkisi, diğer taraftan Osmanlı padişahlığının ürkmüş, sinmiş, boynu bükük halde bulunduğu bir ortamda yetişen genç kuşaklarda hâkim olan ruh hali nedeniyle, içlerinde isyancı bir ruh taşıyan bir avuç idealist dışında, bu durumu kabul etmekten ibaretti (Aydemir, 1985:427-428). Osmanlı’nın girdiği son savaşları kaybederek sürekli biçimde toprak yitirmesi ve ekonomisinin savaşlar dolayısıyla ağır yaralar alması bu ruh halinin başlıca nedeniydi.

Ulusal Bağımsızlık Savaşı’na dek tüm cephelerde eğitimli, seçkin, yetişmiş nitelikli insan gücünün de yitirilmiş olması, durumu tamamen ümitsiz kılarak, bu aşağılık duygusunu kökleştirmiş ve Atatürk’ün Türk ulusunu çağdaş uygarlığa taşıma hedefinin önündeki en önemli engeli haline gelmiştir.

1934 Yılında ders kitabı olarak yayımlanıp liselerde okutulan, Tarih IV: Türkiye Cumhuriyeti Tarihi adlı eserde Maarif ve Terbiyede İnkılâp ve Islahat Cereyanları” bölümü altında “Tarih ve Yurt Bilgisi Tedrisatının Millileşmesi konusu da ele alınmıştır.

Burada Türk Devrimi’nin tarih alanındaki katkısı anlatılırken Cumhuriyet öncesinin okullarında verilen tarih eğitiminin niteliği hakkında şu değerlendirmeler yapılmıştır:

“Osmanlı saltanatında milli tarih yalnız ihmal değil, inkâr ve tahrif ediliyordu. Yurt Bilgisi ise, mekteplere pek geç olarak, ancak saltanatın son yıllarına doğru ‘Malumat-ı Vataniye’ adıyla saltanatçı terbiyenin bir müeyyidesi halinde girmiş bulunuyordu. Mekteplerimizde Türk milli tarihini Osmanoğulları’ndan başlatmak adet olmuştu. İslamlıktan evvel Türklüğün mevcudiyeti kitaplarda hemen hemen hiç geçirtilmiyordu. Osmanlılık ve Hilafetin Maarifi”, Türklüğün medeniyet kudret ve asalete ancak İslamlığa girmek ve Osmanoğulları’nı başına çıkarmakla erebilmiş olduğunu telkin etmek istiyordu. Böyle gösterilmekle Türklüğün bu nimetlerin kaynağı gösterilen sülaleye sarılacağı ve sonuna kadar bağlı kalacağı umuluyordu. Meşrutiyet devri içinde başlayan Türkçülük hareketine rağmen dahi Türk Tarihi bilhassa mektep kitapları içinde hakiki simasını bulamadı” (Tarih IV: Türkiye Cumhuriyeti, 1934: 262).

Türkler tarih yazıcılığı ve öğretimi içerisinde hak ettikleri yeri, ancak Cumhuriyet ile birlikte alabildiler. Osmanlı’nın, ümmet anlayışına dayalı ideolojik yapısının terk edilerek, yerine ulusal ve laik temellere dayalı bir yönetim biçiminin egemen kılınmak istenmesi, Osmanlı siyasal ve toplumsal anlayışını yansıtan programların ve ders kitaplarının değiştirilmesini de bir zorunluluk haline getirmiştir.

Tüm eğitim sistemi ile gerçekleştirilmek istenen toplumsal dönüşümde ve tarih bilincinin yeniden inşa edilmesinde en önemli rolü tarih eğitimi, tarih programları ve tarih ders kitapları oynamıştır. Bu nedenle tarih programları ve ders kitaplarının içeriğinin yeniden düzenlemesi yoluna gidilmiştir (Aslan, 1995: 295). Ancak bu düzenlemeler başlangıçta oldukça sınırlı kalmış, Cumhuriyet’in temel ilkelerine uygun, köklü değişimler için çalışmaların sonuçlanmasına dek alınması gereken ivedi önlemler olarak uygulanmışlardır. Cumhuriyet döneminde müfredat programlarında ilk önemli değişim, 23 Nisan 1924 tarihlerindeki İkinci Heyet-i İlmiye toplantısında yapılabilmiştir. II. Heyet-i İlmiye’ de öğretim yılının süresi, ders programları, ders saatleri ve ders kitapları üzerinde de durulmuş (Ergun, 1982: 62-64), hukuk ve iktisat derslerinin birleştirilerek içtimaiyat adı altında okutulması ve felsefe eğitimine ağırlık verilmesi benimsenmiştir. Tarih ders kitaplarının ve ders programlarının değiştirilmesi kararının da alındığı bu toplantıda, yeni tarih programları tam olarak belirlenmemiş olmasına karşın, programlara Türk Medeniyeti Tarihi ve “Ecnebi Medeniyeti Tarihi konularının eklenmesi kararlaştırılmıştır (Hâkimiyet-i Milliye, 24.04.1924). 

II. Heyet-i İlmiye ’de eski zihniyetlere göre yazılmış kitap ve eserlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin mekteplerinde artık yerleri kalmamıştır. Ders programlarını bugünkü vaziyetin eseri olarak icap ettirdiği şekilde tespit etmek ve buna göre kitaplar hazırlamak “gerektiği kabul edilmiştir (Ergun, 1982: 64). II. Heyet-i İlmiye ‘de Türkiye Cumhuriyeti’nin okullarında izlenecek olan müfredat programı sorunu ilk kez bir karara bağlanmıştır.

İlkokullar ve liselerde izlenmek üzere düzenlenmiş olan bu programlar İlk Mektepler Müfredat Programı, [İstanbul, 1340 (1924), 91 s.] Lise Birinci Devre Müfredat Programı(Orta Mektepler)[İstanbul, 1340 (1924), 70 s.] ve Liselerin İkinci Devre Müfredat Programı [İstanbul, 1340 (1924), 72 s.] olarak Maarif Vekâleti tarafından yayımlanarak uygulamaya konmuştur.

Atatürk dönemi tarih eğitiminin ilk ipuçları, büyük ölçüde birinci evre olan Türk Tarih Tezi Öncesi dönemin bu programlarında somutlaşmıştır. Bu evre yeni devletin siyasal, hukuksal ve kurumsal yapısının oluşturulmaya çalışıldığı bir süreç olduğu için henüz kültürel ve toplumsal reformlara geçilememiştir. Tüm enerji devletin kurumsal yapısının oluşturulmasına verildiğinden henüz tarih eğitiminin köklü bir biçimde yeniden düzenlenmesi üzerinde yoğunlaşamamıştır. Bu nedenle tarih programlarında yapılan düzenlemeler, tarih eğitimini Cumhuriyet ile uyumlulaştırmaya yönelik tadilatlar olarak kalmıştır. Genel olarak eğitim alanında yapılan düzenlemelerle, ümmetten ulusa geçişin sağlanması amaçlanırken, uluslaşmanın temel dayanakları tarih eğitimi yoluyla ulusal kültürün aktarılması biçiminde oluşturulmaya çalışılmıştır.

15 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle