Hoşgeldiniz  

TÜRK KİMLİĞİNDEN BİR KESİT VII

Mehmet Zehir | 05 Ağustos 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Ülkemizde kavramlar birbirleri ile karıştırılarak sulandırılması, doğruların yanına sürekli yanlışların konularak karıştırılması, sözcüklerin temel anlamları dışında birçok yan anlamının var olduğu bilinmesine rağmen hangi sözcük nerede kullanılacağını halkın bilmemesinin yanında bunları düzenleyenlerinde doğru düzgün yerinde bunları kullanmaması, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca sözcüklerin dilimizde kökleştirilirken Türkçe sözcüklerin kullanılmasından kaçınılması, hem hepsinden önemlisi devletimizi kuran Mustafa Kemal Paşa’nın aksine düşünceleri, söylemleri ve eylemleri olanların bu tavırları adeta Mustafa Kemal Paşa’nın tavrıymışçasına cemiyetimize dağıtılmış.

Bunların başında Mehmet Ziya Gökalp’in tartışılmasız geldiğinin altını çizdiğimizde; ya bir takım zümre susuyor, tepki vermiyor. Ya bir takım zümre siz Mehmet Ziya Gökalp’i anlamamışsınız, ya Osmanlı’yı anlamamışsınız, ya Mehmet Ziya Gökalp ne diyorsa; Mustafa Kemal Paşa’da onu demiştir, … diyor.

Bu çarpıklığı anlatmak gerçekten güç. Çünkü kazanılan alışkanlıklar içselleşmiş, bunu tersine çevirmek atomu taneciklerine bölmekten zor. Çünkü atom parçacığı üzerinde çalışma yaparak izlediğiniz yol ile bir bölünme sağlayabiliyorsanız; bunu bütün atom çekirdeğine uygulamış olabiliyorsunuz. Ancak insan denen canlı türünün birini ikna etseniz bile bir başkasını ikna etmenize bu çok fazla katkı yapamıyor. Bu nedenle atom çekirdeğini parçalamak daha kolay olduğunu düşünüyorum.

Mehmet Ziya Gökalp’in yazdıklarını okuduğumuzda; yazdıkları içinde Türk sözcüğünün özne olduğu sözcükleri çıkardığımızda Osmanlı yapısı içinde olan bütün unsurları temsil ettiğini görüyoruz. Bunun en belirgin nedeni MİLLİYET ile başlıyor. Milliyet ise Osmanlı Devleti’nde İslamiyet dışındaki dinlere mensup olanları ifade ediyor olduğunu görürüz. Bu durumda milliyet dışında kalanlar ise ümmeti oluşturuyor ve bunların Mehmet Ziya Gökalp’e göre birbirinden farkı yoktur. Bu anlayışı desteklemek için daha sonra yetişenler, bilim insanları da dâhil olmak üzere, Müslümanların içinde ki etnik farklılıkları Türklüğe bağlama sevdasına düşmüş oldukları açıkça görülmektedir. Oysaki din birliği üzerinden oluşan ve her şeyi mamur hale gelmiş dünya da varlığını hiç değilse tanımlanacak kadar sürdürmüş bir topluluk dahi olmadığının altını Mustafa Kemal çizmiştir.

’Din birliğinin de bir millet teşkilinde etkili olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir etkide bulunmadı. Aksine, Türk milletinin milli bağlarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde kapsayıcı bir Arap milliyeti siyasetine indirgeniyordu. Bu Arap fikri, Ümmet sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah sözcüğünün, her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi milli dilinde değil, Allah’ın Arap kavmine, gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve yakarı da bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok yüzyıllar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir sözcüğünün anlamını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış, hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa’da, Allah sözcüğünün yüceltilmesi parolası altında, Hristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.

Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısırda, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi, hilâfet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini Allah için, peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi; dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve açıklıkla, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cetlerinin mukaddes miraslarının, son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte, dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra.’’

 Buna rağmen gerek Mehmet Ziya Gökalp, Mustafa Kemal’in bu ifadelerindeki gerçeklerden uzak kalarak biraz da şark kurnazlığı ile yazımlarına Türk sözcüğünü özne yaparak kendince de buna sosyolojik bir bilim adı vererek yazmış olması Mustafa Kemal devrinde etkisini ortaya koyamamıştır. Ancak Mehmet Ziya Gökalp (1924),sonrasında ki takipçileri Mehmet Ziya Gökalp’ten daha etkili olmuşlardır. Çünkü Mehmet Ziya Gökalp, bizzat Mustafa Kemal tarafından tanınan biri olduğundan yazdıklarında ki ısrarcılık söz konusu olursa; Mustafa Kemal’den her türlü eleştiriyi alacağından usturuplu kalmaya büyük bir özen göstermiştir. Ancak sonraki takipçileri onun gizli saklı kalmış yazmaları başta olmak üzere, Mehmet Ziya Gökalp’in usturuplu yazma adına kenarda bıraktıklarını da ele alarak yazıp kitap halinde yayımlamış ve bunları da Mehmet Ziya Gökalp yazmıştır diye de o devirlerde ilgili matbuat kuralları içinde kabul ettirmişlerdir.

Yazabilirler, sorun değil. Ancak sorun olan bizim için asıl nokta köklerimize saldırılarak yapılan yanlış bir aşı ile Türklüğün istikametini uzun vadede evirilmesidir. O evirilme, din unsurunu milliyet unsurunun içine Mehmet Ziya Gökalp’in sokması ile daha sonraki zamanda din = millet denkleminden yola çıkılarak bir yandan Türk İslam Sentezi veya ülküsü denilen diğer bir yandan milli görüş denilen esasta ise siyasal İslamcılık denilen yabancı bir proje Türklüğün merkezine yerleştirilerek ve sonrasında da Türklük yozlaştırılırken; din öne çıkarılarak Türklüğün tarihten kaydı silinmek istenmektedir.

Bu nedenle 100 yıl geriden başlayarak bazı meseleleri ele almak istedik. İşin temeline inmediğimiz sürece, toplumun geneline dağılmış bir yanlışı düzeltmek mümkün gözükmemektedir. Mustafa Kemal’in din unsuru üzerinden kendi şahsi hissiyatını değil, bir devlet adamı olarak Türklüğün din unsuru üzerinden sınavını analiz etmiş olmasını anlamayan/ anlayamayanlar; kendi çıkarları üzerine lehinde veya aleyhinde yazıp çizebilmektedirler. Ancak hiç biri konuyu anlamadığı için yararlı olduğu sandıkları duygu, düşünce, söylem ve eylemin zararlı olduğunu görmek durumundayız.

Burada bir sorunda şudur:

Türklerin eski çağlarındaki dinleri, inanları yok sayılarak günümüzde belli bir bölgeyi etkisi altına almış bulunan İslamiyet öncelenirken; Türkiye dışında kalan RUSYA, ÇİN, HİNDİSTAN, İRAN, … Ülkelerinde yerleşik halde bulunan en aşağı 500 milyon nüfusa sahip Türklük âlemi yok sayılmakta oluşudur.

44 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.