Hoşgeldiniz  

TÜRK KİMLİĞİNDEN BİR KESİT VI

Mehmet Zehir | 04 Ağustos 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Mustafa Kemal’in “ben gelip geçici bir insanım, bir gün öleceğim. Büyüklüğüne ve üstün yeteneklerine inandığım Türk Ulusu’nun gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum.” Sözleri nesnellik noktasında ne kadar ciddi olduğunun sanırız ki en büyük göstergelerinden biri olabilir. Zira bunun gibi binlerce konusuna göre örnek vardır. Mustafa Kemal 24 Temmuz 1923 tarihinden itibaren hummalı birçok çalışmayı cephe de ki savaşı tamamlayınca başlattı. Hiç kuşkusuz bu çalışmaların başında milletin, milliyetin, milliyetçiliğin yeniden tanımlanması gelmekteydi. Bunu istemesinin birçok yine nedeni vardı. Mevcut tanımlanan millete göre koskoca imparatorluk yok oluyor, imparatorluğu elleri ile kanları ile kuran yükselten Türkler, itilip kakılırken; herkese her türlü hak veriliyor ama bedel verilirken; Türklere de bedel ödettiriliyordu. Bunun sonucu kendisine güvenini kaybetmiş ne olup olmadığını bilmeyen, bilenlerinde düşmanlarından öğrenmiş olduğu kimliğinden utanarak sıkılarak saklanıyor olması; mevcut millet, milliyet, milliyetçilik anlayışının bize uymadığını açık olarak göstermişti. Bu nedenle yapılacak olan yeni tanımlamalarda Türkler kendi kimliğini bulacak, kaybetmiş olduğu güvenini silip atacak, vatan anlayışının bir toprak parçası olmadığını dolayısı ile yönetenlerin vatan toprağını kumar masasından kaldırmasını sağlayacak kısacası milli duygu ile insani duygu bütünleşerek Türk kimliği yeniden sahneye sürülecekti.

Buradan hareketle Türkiye Cumhuriyet Devleti’nde bir Türklük ateşi yakılmıştı. Bu ateş sönmemesi için sürekli altına odun atılıyordu. Herkes seferber olmuş, Türklüğe ait tarihte ne varsa onları arar, yukarılara gönderir ki, belki atalarımızdan bize miras kalan bu değer kaybolmasın. Ancak en büyük sıkıntı, Osmanlı devrinden kalan anlayıştan geliyordu. Osmanlı’da Müslüman olanlara ümmet denilmiş; şimdi bunlara hem Müslüman hem de millet olunabilir olduğunu yeni baştan anlatmak her zaman zorlukları da beraberinde götürüyordu. Daha ilerisi aydın diye ortada olanları da ikna etmek zaman alıyordu. Kişi soyunu bilmediği bir yana Muhammet’in ümmeti olmayı bir paye sayıyordu. Bu nedenle millet olmanın önemi her zaman her yerde önemi anlatılmaya çalışılmıştı. Bu nedenle Mustafa Kemal’in şu sözü ‘’biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyet ile gidermeye çalışmalıyız.’’ konuyu sanırız ki eksiksiz özetlemiştir. Halil İnalcık, 1963,Türk Tarihi ve Atatürk’te Tarih şuuru, Türk Kültür Dergisi Sayı 27’de Mustafa Kemal’den nakille şöyle diyor. ‘’ İmparatorluktan ayrılan diğer milletler gibi Türk Milleti’nin de var olacağını, hayat hakkının bulunduğunu, çünkü onunda uzun bir milli varlığı, bir medeniyeti, unutulmuş bir milli tarihi olduğunu ve dünya medeniyetinin düşmanı değil, dostu olduğunu söylüyor.’

Mustafa Kemal neler ile uğraşmakta olduğunu her sözcüğünde birçok mana ile anlamak lazımdır. Bir asker olarak sahneye çıkan Mustafa Kemal, Türklere ait bir mazi olduğunu ve bunun unutulduğunu söylerken bir yandan çok haklı, bir yandan maziyi unutturanların sayesinde düşmanlarda bizler için o kadar olumsuz beyanlarda bulunuyor ki, bu beyanları duyanların kanı damarında adeta kurur.

Genel olarak: Türkler sarı ırka mensuptur; Türkler ikinci sınıftır; Türkler medeniyet kabiliyetinden yoksundur; Türklerin yaşadığı Anadolu onlara ait değildir. Bunları duyarken; özel olarak bir örnek vererek konuyu toparlayalım:

17 Haziran 1919’da Fransa Başbakanı Clemenso tarafından da şu şekilde dile getirilmiştir:

’Türklerin faziletleri arasında yabancı milletleri yönetme yeteneği olduğu kanısında değiliz. Tarih bize Türklerin birçok başarıları yanında, türlü kusurlarını da göstermektedir. Onların saldırısına uğramış ve kurtulmuş milletlerin medeniyet ve kültür seviyesi düşmüş ve bu milletler geri kalmışlardır. Hiçbir örnek gösterilemez ki, Türk egemenliğinin kalkması ile bayındırlık artmış, kültür seviyesi yükselmemiş olsun, ister Avrupa Hıristiyanları, ister Suriye, Arabistan ve Afrika Müslümanları olsun, Türk ele geçirdiği her yere yıkım getirmiş, savaşta kazandığını barış zamanında geliştirememiştir.”

Şimdi bu görüşleri yabancılar, düşmanlar art niyetli olarak kendi anlayışına göre belki söyleyebilir! Peki, bizle beraber aynı koşulları yaşamış ve yaşadığı sürece iddia edilen ile örtüşen bir şey yaşamamış görmemiş olduğu halde, Sırp’ı, Boşnak’ı, Burgar’ı, Grek’i, Leh’i, Arap’ı da aynı şeyleri söylüyorsa; bu yönüyle onlar art niyetli olarak bizi hakir görüp; göstermeleri karşısında biz kendimiz, kendimizi ne olarak savunabiliyorduk?

Yazılı bir milli tarihimiz mi vardı, Padişahların savaşları ve haremleri dışında Türklüğü ilgilendiren tarihe kayıt olarak düşen neyimiz vardı?  Bu soruları ne kadar arttırırsak arttıralım karşılığında hiçbir şey yazıp sahneye sürememiş olduğumuzu da kabul etmek gerekir. Bu nedenle bir yandan araştıracağız, bir yandan yazacağız, bir yandan okuyacağız, okutacağız, tiyatro, sinema, gibi halkın eğitilmesi için sosyal faaliyetler düzenleyeceğiz, değil mi? İşte Mustafa Kemal bunları Osmanlı bakiyesi Türkiye de yapıyordu. Ancak MİLLET, MİLLİYET, MİLLİYETÇİLİK temel konusunda Mustafa Kemal ile İstiklal Harbi’nde savaşanların, destek verenlerin, hatta İngilizlerin sürgünlerinden kurtardıklarının birçok çoğu ayrı düşünüyorlardı. Daha da kötüsü Mustafa Kemal’in sofrasında oturmayı kendisi için bir ayrıcalık görenler, kendi çevrelerinde Mustafa Kemal’e ders veren, onu yetiştiren adam gibi birçok söylencenin temelini atıyor olmaları; Mustafa Kemal sonrası Türkiye’sini eski hamam, eski tasa çevirmiş olması kaçınılmazdı. Bizim burada üzerinde durmamız gereken nokta pirincin içinde ki siyah taşlar değil, pirinç ile aynı renkte olduğu için çok dikkatli bakılmadığı için görülemeyen beyaz taşlardır.

Beyaz taşların başında Mehmet Ziya Gökalp gelmektedir.

Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamcılıktı.

Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Bu düşünüş yapısında ki Ziya Gökalp’in yazdığı eserlere koymuş olduğu isimler, belki de Ziya Gökalp’i daha değerleştirmiştir.

Şöyle ki, Yukarıda düşüncesini verdiğimiz ‘Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak’ ile Türkçülüğün Esasları isimli eseri okuyan birisi doğal olarak Türklüğün değerlerini de yontacak, İslam Dini’nin de değerlerini yontacak ve yeni bir tür ortaya çıkaracaktır.

Bir de millet için ortaya koyduğu beyana bakalım: ‘’Dilce, dince, ahlakça ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden meydana gelen topluluğa millet denir’’

Şimdi bu aydın! Kişinin topluma kanaat önderi olmasının en büyük nedeni, toplumun çeşitli nedenlerle Mustafa Kemal’in yanında, onunla beraber, onu yetiştiriyor anlayışını geliştirmiş olmalarında aramak lazımdır. Bu pervasızlık Osmanlı sonrasında her cenahta vardı. Çünkü herkes karnını doyurmak, makamını korumak, gelecek için pozisyon almak… Nedenlerinden dolayı bir kişi hariç herkes pervasızdı.

Bu pervasızlık yetmemiş gibi bir de ‘’ Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tır’’  Mustafa Kemal’in ağzından uydurulan sözdür.

Oysaki, Mustafa Kemal ile Mehmet Ziya Gökalp MİLLET, MİLLİYET, MİLLİYETÇİLİK, temelinde taban tabana zıttırlar. Ziya Gökalp’in düşüncesiyle Türk İslam Sentezi ancak olurken; Mustafa Kemal’in ortaya koymuş olduğu MİLLET, MİLLİYET, MİLLİYETÇİLİK tanımı ile AMASIZ, FAKATSIZ, ÇÜNKÜSÜZ ve LAKİNSİZ TÜRK olunur.

50 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.