Hoşgeldiniz  

TÜRK KİMLİĞİNDEN BİR KESİT IV

Mehmet Zehir | 29 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Bir önceki yazımızda, Millet, Milliyet ve Milliyetçilik tanımlaması içinde din unsurunu barındıranlar ile barındırmayan Mustafa Kemal’in ortaya koydukları açıklamaları ele almıştık.  Günümüz toplumunun temellerinin atıldığı İstiklal Harbi döneminde Mustafa Kemal bir yandan düşüncelerini uygulama safhasına taşıyor, diğer yandan da etrafındakilerde zihniyet devrimini gerçekleştirmeye çalışıyordu. Bu çalışmalarda görülen en önemli nokta şudur: Mustafa Kemal uygulamaları ile başarılı olurken; zihniyet devrimini uygulamaya çalıştığı yakın çalışma arkadaşları genel mana da ikiyüzlülük yapmaktaydılar. Bu ikiyüzlülük Mustafa Kemal’in çok yakınlarındaki insanlardan başlayarak bunların ilişki ağındaki herkese yayıldığını söylemek birçok nedenden dolayı mümkündür.

Öncelikle o devirde ki ikiyüzlülüğü açıklayalım. Mustafa Kemal’i bir diğer özelliklerinin yanında bilge olarak kabul edenler; en temel konuların başında gelen millet, milliyet, milliyetçilik anlayışlarında yüz seksen derece zıt kutuplarda olan insanlar o günlerde bu zıtlıklarını açık olarak ortaya koyup kabul etmiyoruz diyebilmişler midir?

Asla diyememişlerdir. Diyebilselerdi, Mustafa Kemal onları önce ikna ederek açıklamaları yapar ve tek bir açıklama millet, milliyet ve milliyetçilik için yapılarak yaklaşık yüzyıldır toplum ikiyüzlülüklere sahne olmazdı. Günümüzde bile baktığımızda herkes Ziya Gökalp’i Türk Milliyetçiliğinin fikir babası sayarken; Millet, milliyet, milliyetçilik konularında Ziya Gökalp’in görüşlerini ileri sürerek savunmakta olduklarını görüyoruz. Burada bir genelleme yaparsak; din vardır, dine inanıyorum diyen herkes ama herkes millet, milliyet, milliyetçilik anlayışında unsur olarak var olan diğer unsurlara ek olarak dini de eklerler.

Peki, sormak gerekmez mi, Mustafa Kemal ile neden karşı karşıyasınız?

Buna somut bir yanıt vermezler; hemen zırvalamaya başlayıp Mustafa Kemal o görüşünden aslında vazgeçmişti derler.

Bilinmelidir ki, Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu tanım her zaman bilimsel olup, bütün çağlardaki Türklüğün değerlerinin izdüşümüdür.

Aslında dini milliyetin unsurlarında sayanlara sorulması gereken nokta ise; ortaya koyulan değerlerle nasıl Türk Milliyetçiliğine kendinizi evriltebiliyorsunuz, ayrışılan noktalarda Türklük ile inandığınız din arasında tercih yapmak zorunda hiç kalmayacak mısınız, kalırsanız ne yapacaksınız?  Ayrıca başka dinlere inanan Türklere bakışınızda birden dininizi unutarak mı yaklaşım göstereceksiniz yoksa; dininizin gereği olarak onları yok mu etmeyi tercih edeceksiniz gibi sorular sorulabilir..

Mustafa Kemal, kendisinin beyan ettiği unsurlar üzere bir Türk Milliyetçisidir. Bu beyanın devamı ise milli birlik, milli egemenlik ve Türk duygusunu amaçlamıştı. Türklerin Türkiye’de bağımsızlığı ile başlayan süreç Türk Milletinin oluşumunda tabii ve tarihi bağlar, dil birliği olarak Türkçe, tarihi hatıralar, ahlaki örf ve adetlerde ki ortak karakter olarak erdemlilik, yurt ve siyasi varlıkta birlik şartlarıdır. Bunlar eksiksiz olarak Türk Milletin de varken; diğer milletlerde bunları bir arada bulmak mümkün olmamaktadır. Ortak kültür mirasına sahip fertlerin teşkil ettiği milli birlik bütün bu unsurların bağları ile pekişerek kuvvetlenir.

Tarihi bir tespit açısından İstiklal Harbi esnasında Mustafa Kemal’in Sovyet Rusya’sının milletlerin milli uyanış ve milli bağımsızlığını nasıl istismar ettiğini gözlemleyerek ‘’ uyanan doğu milletlerinin zihniyetlerini mükemmelen istismar eden, onların milli ihtiraslarını okşayan ve kinlerini tahrik etmesini bilen Bolşevikler yalnız Avrupa’yı değil, Asya’yı da tehdit eden başlıca kuvvet halini almıştır.’’ ( Atatürk, Söylev ve Demeçler C.3, T.İ Tarih Enstitüsü Yayını, Ankara 1981 S 95) dedikten sonra ‘’ Milletin idame-i mevcuduyet edebilmesi için efradı arasında düşündüğü rabıta-i müştereke (ortak bağ)  beri gelen şekil ve mahiyetini tebdil etmiş, yani millet dini ve mezhebi irtibat yerine Türk Milliyeti Rabıtası ile efradını toplamıştır,’’ der.

Milliyet prensibi, Türklüğü korumak için itina gösterilecek bir prensibimizdir. ‘’ Asri olan milliyet prensibi milletler arası genelleşmiştir. Biz de Türklüğümüzü muhafaza etmek için gayet itina edeceğiz. Türkler medeniyette asildirler.’’

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Mustafa Kemal, millet, milliyet, milliyetçilik kavramlarına tesadüfen veya farkındalık yaratmak için diğerlerinden farklı bakmış değil. Yapmış olduğu gözlem, en yakın komşumuzda milyonlarca Türk’e yapılan zülüm, komşuda ki Türklerin din birliği ile kurtulamadığını, ama buna rağmen Sovyet Rusya’nın onlara ısrar siz Müslümansınız derken, Türk demezken; Müslüman kimliği içinde de birçok farklı isimlerle halklara bölerek ekmiş olduğu tohum zamanla suyunu çekmiş, güneşini almış ayrışmayı kökleştirmiştir. Bunun sonucu olarak günümüzde ki varlıkları devlet, özerk yapı gibi kimliklerle ortaya çıkmış Türkler arasında ki yabancılaşma 30 yıla yaklaşan ilişki ağına rağmen mevcutlarla atılmazken; bağımsızlıklarını kazandıktan sonra doğan Türklerle de atılamadığı görülmektedir. Bu Mustafa Kemal’in ne kadar haklı olduğunu gösteren bir çerçeveli belgedir.

Yine buradan anlaşılıyor ki, Mustafa Kemal’i devrinde yaşayan silah arkadaşları dâhil olmak üzere anlamamışlar, anlayanlar belki iki elin parmakları kadar insandan ibarettir. İşin kötüsü de şudur: Mustafa Kemal’in aramızdan ayrılmasından sonra devleti anlamayanların yönetmeye başlamış olmasıdır.

İşte bu yönetici kadro daha sonraki yaşanılan bütün dönemlerin olumlu ve olumsuz sorumluları ve nedenlerinin yaratıcılarıdır.  Dini, Milliyetin unsurları olarak görenlere de sormamız gereken ikincil sorulardan bazıları da şöyledir.

Aynı dinden olduğu için din birliği içinde bir devlet haline gelmiş bir kendinize ait örneğiniz var mı? Başarınız nedir, ürettiğiniz katma değer nedir, dünyaya ne satıyor ne alıyorsunuz, alın terinizle oluşturduğunuz bir değeriniz var mıdır?

Tatbiki bunlara olumlu yanıt vermeleri dünya gerçekleri ile mümkün olmadığı halde, milliyetin unsurları arasında dini sayarak milliyeti yozlaştırdıklarını da kabul etmemeleri ne kadar bilgisiz olduklarını göstermez mi? Denilse ki, herkesin nüfüs cüzdanına dini- mezhebi, etnik kimliği yazılacak ve öyle pasaportlaştırılacak; işte o anda köşeye sıkışacakları için hemen hayır biz Laik sosyal hukuk devletinin birer ferdiyiz diye herkes kadar hak sahibi olduklarını ileri sürerler.  Ancak bu bir şekilde gündeme gelecek ve uygulamaya dönüşecektir. Zira Türklüğe yapılan istismarların artık bir sonu olması gerektiği düşüncesiyle bir gün devlet aklı bunu da devreye sokarak Türk Soyu’nun gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını ve korunmasını da sağlayacağından şüphemiz yoktur.

24 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.