Hoşgeldiniz  

SİHİRLİ TÜMCE ‘’ELİME GEÇEN İKİ KURUŞUN BİR KURUŞU İLE KİTAP ALIRDIM!’’

Mehmet Zehir | 19 Ocak 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün hayatıyla alakalı bir şeyler karalayanların hemen hemen tamamı başlıktaki tümceyi mutlaka onun ağzından okumuş olduğundan yazdıkları arasına alırlar. Bunun üzerine biraz düşündüğümüzde Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün gerçekten eline geçen parasını her zaman kitap almaya yatırdığı anlamı çıkmadığını/ çıkamayacağını değerlendirmekteyiz. Çocukluğunda, gençliğinde karakter oluşumunda böyle bir başlangıcı olmuş olsa bile bunun sürdürülebilirliği mümkün değildir. O halde buradan nasıl bir çıkarım yapmak lazımdır? Bana göre buradan yapılabilecek çıkarım; Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün ele geçirdiği harçlıkları ile beraber ihtiyaçlarını değerlendirdiğimizde kitap tercihleri arasında ilk sıralarda olduğunu değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Düşünün ki, yatılı okulda okuyorsunuz harçlığınızla alacağınız neler olabilir ve bir de serbest hayatta yaşayan dışarıda ev tutarak okumak isteyen insanların ihtiyaçları neler olabilir? Buradaki kişilerin kıyaslanmasını yapmak istesek; Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün kitaba daha fazla para harcaması, kitap ihtiyacını birçok yönden daha çok karşılayacağını görmemiz mümkündür.

Ayrıca o zamanlar kitap basımı az olduğu için satılan kitaplar genel olarak temel kitap anlamındaki kitaplar daha olmakla birlikte herkesin zorunlulukları içinde olanları okumaları mümkün olduğunca alınıp okunabiliyordu. Aslında burada farklı olan ise yabancı ülkelerde basılan kitapların temel kitapların hem daha gelişmişi hem de başka alanlarda da binlerce yazılıp her yere pazarlanmakta oluşudur. Bunun temelinde tabii matbaayı Osmanlı’nın reddedişinden kaynaklanan sorunlarımız olmuş olmasına rağmen, matbaanın yararları görülmeye başladığı zamanda batıdaki gelişmeleri takip etmek adeta zorunluluk halini almış bulunuyordu. Bu nedenle Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk batılı yazarların yazdığı eserleri takip edip, yeniliklerden sürekli haberdar olarak kendisini çok yönlü geliştirmesini sağlarken; eline geçen iki kuruşun bir kuruşunu bu tür kitaplar almak için biriktirdiğini düşünmemizi zorunlu kılıyor. Bunu herkes yapabilir miydi? Belki, ama bu birazda insanın kendisinin istemesiyle alakalı olduğunun altını çizmemiz gerekir.

Burada kitap üzerinden yapmaya çalıştığımız eleştirimizi hayatımızın her zamanında değerlendirdiğimizde benzer şeyleri çağın farklı üretimleri ile görmemiz mümkündür.

Bugün sosyal medya, dünün bilgisayar oyunları, daha öncenin langırt, bilordo oyunları, daha öncenin çelik çomak oyunları… gibi çocukluğun, gençliğin hatta olgunluk devrelerimizin kahvehane oyunları öncelikle bizlerin tercihlerinin hayatımıza girmesine izin verdiği eğlenceliklerdir. Önemli nokta ise bu eğlenceliklerde ne kadar bilinçli tercihi ihtiyacımız haline getirdiğimizdir. Düşünün ki toplumda çok az kişi zekâ ve düşünce oyunlarını oynarken; birçok kişi basit, düşünce pek gerektirmeyen oyunları skor amaçlı oynamayı arzu ederek kendi gelişimine pek bir katkısı olmayan bir zaman geçirmiş olmaktadırlar. Bu bilinçsiz toplumların gelişi güzel hayat düzenidir.

İnsana katkı yapan, insanın harcadığı emeğin karşılığını insana hayatı boyunca veren kitap okumanın Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün ihtiyaçlarının ilk sıralarında yer alması, arkadaşlarının ihtiyaç sıralamasında zorunluluk harici sıraya girememesi ki, zorunluluk olanlarında temel kitap olduğu ile durumu kurtardığını söylemek mümkündür. Ancak günümüzde kitap almak ve okumak anlamına gelen kitap ihtiyacı bireyin 235. Sıradaki ihtiyaçlarından biri olması niteliğin ne kadar aşağılara düştüğünün de açık tespitidir.

Bugün insanlarımız bilgi ile beslenememesinin bir nedeni de okuma kitaplarının çeşitliliğinin temel kitapları gölgelemiş olmasıdır denilebilir. Bu çeşitlilik insanlarda oluşturduğu merak sonrası, kişinin çok okumasına rağmen bir karakter oluşturamamasının nedeni belki de sadece okumak için okumayı baskılayan çevre baskısının etkisinde kalmış olması olabilir. Çünkü birçok birey ve aile kütüphane oluşturmayı bir moda gibi görüp; metrelerle ölçerek kitap aldıklarına da çok tanık olduk. Bu kitapları alma heyecanı geçince kitapların tozlarının silinmesi bile bu bireyde veya aile de sorun olabiliyordu.

Peki günümüzde artık her şeyin dijitalleştiği dönemde kitap almaya gerek kaldı mı, ya da ne kadar kitap almak gerekliliktir. İnternette istediğimiz kitapları okuyamayız mı; ya da okuduklarımız bize kitap hacminin vereceği bilgileri veremez mi? 

Aslında metreyle ölçerek alınan kitaplarda; internette de okunabilecek kitaplarda bireyin istemene göre en iyi yanıtını verir. Yeter ki okumak istediğimiz alanı bilinçli olarak seçmiş olalım, takipçisi olalım, o konuyu en ince ayrıntısına kadar okuma, anlama arzusunda olalım.

Eğitimin de hayatında bir disiplin olduğunu bilen herkes, kendisini mutlaka bir şekilde yetiştirmek, bulunduğu alanda en iyi olmaya gayret etmek; hayatını kaliteli yaşamak gibi bir başarıya adaydır. Bizlerin sorunlarının başında da sanıyoruz ki; okumadan, incelemeden, sorgulamadan aydın olduğumuz zannıyla toplumu, olayları yorumlamak gibi bir alışkanlık sahibi olmuş olmamızdır. Peki bunu kimler, neler sağladı?  Bu sorunun yanıtı tarihsel olarak birçok yanıtı barındırıyor olsa da asıl yanıt, kendi içimizdeki sorgulamamızın tamamlanmamış olmasıdır. Yani kendi kendimizle barışık olamamamızdır.

37 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.