Hoşgeldiniz  

NE VARSA DEĞERLERDE VAR

Mehmet Zehir | 17 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

’Halk* bir lideri sadece idealinden dolayı sevmez, onu kudret ve kuvvetini açığa vuracak şekilde gösterişli bir kılıkta da görmek ister.’’ Mustafa Kemal Paşa’nın sarf ettiği bu sözü biraz anlamaya çalışalım.

Halktan kasıt nedir, Halk kimdir, halk bireylerin bir araya gelmesi midir, halk bir bölge tanımı mıdır, halk bir bölge insanının tanımı mıdır? … Kısacası halk ile alakalı ne var ne yok ortaya dökmek ve buradan ileri de kullanılacak yararlı sonuçlar çıkarmak daha işin başındayken bilince yerleştirmek gerekir.

Türk Dil Kurumu’nun (TDK) tanımları gelişi güzel, herkesin kullandığı biçimdeki halk tanımını vermektedir. Oysaki TDK, bu sözcüğün bilimsel tanımını ortaya önce koymalıdır. Bunu bizler aramak zorundayız. Aksi halde her şeyi halk sözcüğüne sıkıştırır, ondan sonra da bir verim alamayız.

Bu nedenle kelimeler.gen.tr sitesine başvurarak buradan bu sözcüğün detaylarını öğrenelim:

1.Aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu.

2.Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu.

3.Bir ülke içerisinde yaşayan değişik soylardan insan topluluklarının her biri.

4.Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü, ahali.

5.Bir ülkedeki yurttaşların bütünü, kamu.

Bu maddelerden özetlenebilecek temel anlam :‘’ Bir toplum içinde, ortak gelenek, görenek, davranış ve uygulamalardan oluşan bir kültürel düzende yaşayan insan topluluğu’’ olarak ifade etmek mümkündür.

Halkın bir lideri ülkülerinden dolayı sadece sevmemesinin, onun kudret ve kuvvetini açığa vuracak şekilde gösterişli kılıkta olmasını görmek istemesinin ardında yatan gerçek aslında şudur: Türk Toplumu en aşağı bin senedir, kendi değerlerini oluşturan unsurları unutmaya başlamış, zaman yakınlaştıkça kendisine yabancılaşmıştır. Bunun sonucu olarak dış görünümü önemsemiştir. Bu önemseyiş, onun bütün değerlerinin görkemli olmasını gerekli kılmıştır. Ancak bu gösterişi elde etme yol ve yöntemini sorgulayamamıştır. Çünkü artık onun alışkanlığı görselle ifade edilerek içselleşmiştir.

Türklerin kendi değerlerini oluşturan unsurları neler olabilirdi?

Her şeyden önce aslı doğal olandı. Doğal olanda alın terinin kutsallığı vardı ki, Türkler de doğanın kutsallığının ardından gelen ikinci kutsallık alın teri kutsallığıdır. Alın terinin kutsallığının olduğu yerde hiçbir kimse çalma, çırpma, kandırmaca, yalan, gibi sonradan Türk Kültürü’ne şırınga edilen adi değerler yoktur. Alın terinin kutsal olduğu toplumda herkes kendi varlığını kutsallığına inandığı alın teri etrafında tanımlayabilmesi için çalışmak, üretmek zorundadır. Her birey yetenekleri oranınca toplumda üreterek alın terinin kutsallığına duyulan saygıdan payını alır. Hiçbir kişi ben şu işi yaptım daha çok kazandım, ben bu işi yaptım daha az kazandım diye bir anlayışa sahip değildi. Toplumda insanların yapıları, yetenekleri, cinsiyetleri farklı da olsa da; insan, oluşan bütün değerlerde eşittir. Dolayısı ile buradan eşitliğin değerlerde olduğu, öznelerin eşitliğinin söz konusu edilebilme yeterliliği taşımadığı Türk Toplumu’nda büyük bir gelenek olarak Türk Töresi ’ne girmiştir. Emeğin kutsal olduğu bir toplumda, kimsenin zengin veya fakir olması söz konusu değildir. Çünkü afaki fark yaratacak üstün özellikler insan DNA yapısında hiçbir zaman olmamıştır. Var oluş böyle bir şeyi takdir etmemiştir.

Türk Devletlerinde zengin fakir ayrımı olmadığı gibi, fakirlik utanç verici olarak kabul edilirdi. Dolayısı ile hakanın kut almasını sağlayan, halkını doğru yöneterek kimseyi aç bırakmaması, yiyecek sıkıntısı çekmemesi, güvenlik sıkıntısı çekmemesi ve nihayet sahipsiz, mekân sız bırakılmaması esaslardan sayılmış olup, Bilge Kağan Yazıtı’nın doğu yüzüne Bilge Kağan’ın oğlu Tengri Kağan tarafından M.S 734 yazılmış olan şu sözler tarihin kanıtıdır.

(Tengri Kağan babasının ağzıyla konuşmaktadır)

’Babamızın, amcamızın kazandığı halkın adı sanı yok olmasın diye Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım; kardeşim Kül Tigin ile iki şad ile ölesiye yitesiye çalıştım, çabaladım. Halkı besleyip doyurayım diye kuzeyde Oğuz halkına doğru, doğuda Kıtay, Tatabı halklarına doğru güneyde de Çin’e doğru 12 sefer ettim, savaştım. Ondan sonra Tanrı öyle buyurduğu için, bahtım, talihim olduğu için, ölecek halkı diriltip doyurdum. Çıplak halkı giyimli kıldım, fakir halkı zengin kıldım, az halkı çok kıldım, güçlü devleti olandan, güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım.’’

(Buradan anlaşılması gereken çok dersimiz var, ama konumuzun bu kısmını ilgilendirenler üzerinde durup, diğerlerini ileri ki zamanlarda kullanmaya çalışacağız.)

Burada altı çizili tümce ve sözcükler, Türkler de var olan bir töreyi hakanın yaşatmak zorunda oluşudur. Bunun sonucu olarak kendisinin yaratıcı tarafından kutlanacağına inanılır. Burada bizler için önemli olan diğer unsur da Tanrı’nın bizi kutlaması, ödüllendirmesidir.

Bütün bu düşüncelerin temelindeki felsefe, doğa inancı ile başlar. İnsanların her şeye hükmettiği bir evrende doğaya gücü yetmemesi, ona zarar vermesine rağmen, onu üstün görmesi yaratılış özelliklerinden gelir. Bunu insan ve hayvanlar üzerinden örneklersek daha kolay anlayabileceğimizi düşünüyorum. Doğa da tek başına bir dişil canlı doğum yaptığı zaman, yavrusunun bakımı, güvenliği kendisi tarafından sağlanır; yavrusu zaman zaman anneyi zor duruma düşürse bile anne yavrusunu doyurur, sarar sarmalar onu güven içinde büyütmeye çalışır. Aynı şeyi insan için düşünürsek; anne, çocuğu için katlanmadığı sıkıntı olmadığını söylesek sanırım ki her vicdan sahibi ne demek istendiğini kendi adı gibi bilir.

Doğaya bütünüyle olan inanış, var oluş ve yok oluş arasındaki zamanın, canlı yaşamı olduğunu ifade eder. İnsan ne var oluş öncesini ne de var oluş sonrası zamanı kendisi yönetemez. Bu nedenle doğanın kendi dinamiğini çok merak ettiğinden dolayı doğayı tanıdıkça, doğaya saygı duymaya başlayarak nihayetinde doğayı kutsallaştırdığını söylemek mümkündür. Bu kutsallaştırma, bilinçlenme geliştikçe devam edecektir.

Bu durumda bir çıkarımda bulunursak;

Türkler doğa ve kendi alın teri arasında erdemli bir davranışı us, mantık, bilim çerçevesinde kullanarak varlığını ortaya koyarken; en az bin yıldır alıştırılan yeni kültürle bu yapıdan arındırılmış olmanın bedelini ödemektedir.

Temsil Heyeti başkanı ve sivil olarak Mustafa Kemal en fazla bu acıyı duyan, hisseden olarak yarınlara bir alt yapı hazırlamak zorunda kalmıştır.

——————————————————————————————————-

*Halk (TDK ’ya göre) : Ad; aynı ülkede yaşayan ve o ülkenin yurttaşı olan insan topluluğu; aynı ülkede oturmamakla birlikte aralarında soy, din vb. yönünden bağ bulunan insan topluluğu.

61 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.