Hoşgeldiniz  

MUSTAFA KEMAL’İ KENDİ KALEMİNDEN TANIMAK V

Mehmet Zehir | 07 Eylül 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kitabın buraya kadar olan bölümlerinde incelediğimiz kadarıyla Mustafa Kemal Paşa bütün olanakları sonuna kadar ve hızlıca irdeleyerek birçok yargıya ulaştığını görüyoruz.

Peki, aynı şeyleri arkadaşı irdeleyip elde edemez miydi?

Edemezdi.                                                        

Çünkü Mustafa Kemal Paşa, çocuk yaştan itibaren kendisini geliştirmeye başlamıştı!

Diğerleri ise; babalarının annelerinin olanakları çerçevesinde onları mutlu etmek üzere okullara gitmişlerdi. Bu fark her geçen gün yeni farkındalıkları oluşturmaya elbette devam etmiş, aynı sınıf arkadaşları arasında herkesin de göreceği şekilde öncelikle rütbe farkı ortaya çıkmıştır.

Bu farkındalık ileri de daha da büyüyecek ve biri bütün dünyanın kabul ettiği istisna lider, diğeri de onun emrinde olmaktan şeref duyan bir okul arkadaşı olarak kayıtlara geçecekti.

Burasını biraz değerlendirmek, biraz bunun felsefesini yapmak gerekir.

Aksi halde bu konular yıllarca herkesçe çalakalem yazılmış, kitaplara, dergilere televizyonlara malzeme olmuş ama ne hikmetse; her an, anılan Mustafa Kemal Paşa aynı oranca anlaşılamaz olarak yılları tüketmemize olanak sağlanmıştır.

İşte bu nedenle biraz felsefe yapalım. Felsefe yapalım derken yine onun bir sözü ile bu konuya da girelim:

”Felsefe, kâinat karşısında bir akıl davranışıdır. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da olamaz politikacı da olamaz. Felsefe temeli olmayan bir askerin savaşı kazanması mümkündür, ama ‘anlaması’ mümkün değildir. Benim, felsefe ile ne kadar aram iyi ise, filozoflarla da aram o kadar açık!.. Tuhaf görünen bir söz, ama bütün filozofların hastalığı her şeyi bir tek sebebe bağlamaktır, benim prensibim, insanı gözden kaçırmadan her olayı kendi kanunları içinde incelemektir.’’

Biz felsefesini yapalım derken; ondan Felsefe dersi almakla karşı karşıya kaldık!

İsterseniz buradaki her tümceyi azıcık irdeleyelim:

  1. Felsefe, kâinat karşısında bir akıl davranışıdır.’’ Bu tümce adeta felsefeye getirilmiş en güçlü tanımdır. Yani diyor ki bir tarafta kâinat, diğer tarafta felsefe. Kâinatı, sorgulayan felsefe hem kâinata anlam katar, hem felsefeye. Bu nedenle denilebilir ki, kâinat felsefesi için öncelikle yaratılmıştır. Aksi halde kainatın anlamı bilinmeyecekti..!

2- ‘’Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da olamaz politikacı da olamaz. ‘’Yani burada da diyor ki, her birey felsefe bilmelidir. Felsefe bilmeyen kişinin yaptığı hiçbir şeyde bilinçli bir başarısı olmaz. Tesadüflerle elde ettiği başarı da bir kerelik, iki kerelik olur; ancak daimi başarı felsefe bilmekle kendiliğinden gelir. Başarısızlıkta söz konusu olsa bile, o başarısızlık belki başka unsurların çok yetersiz olduğundan dolayı oluşmuştur.

3-‘’ Felsefe temeli olmayan bir askerin savaşı kazanması mümkündür, ama ‘anlaması’ mümkün değildir.’’ Üçüncü tümcesiyle adeta yukarıda bizim açıklamaya çalıştığımız kendi ifadelerini örnekle kendisi açıklamıştır.

4-‘’ Benim, felsefe ile ne kadar aram iyi ise, filozoflarla da aram o kadar açık!..’’

Bu tümcesi, kendi durumunun tespitidir. Bunu da böyle ifade ettikten sonra asıl son tümceye gelip onu irdelemek ayrıca gereklidir.

5- ‘’Tuhaf görünen bir söz, ama bütün filozofların hastalığı her şeyi bir tek sebebe bağlamaktır, benim prensibim, insanı gözden kaçırmadan her olayı kendi kanunları içinde incelemektir ‘’

Evet, burada yine bir durum tespiti yapıyor. Bu durum tespitini biz biraz daha genelleştireceğiz ve burada alakalı olmayan ama Mustafa Kemal Paşa’nın daha sonra bizlere vermek istediği bir konuya dâhil edeceğiz. Önce buradaki duruma bakalım: Bütün filozoflar bir her şeyi kendilerinin çerçevesini çizdiği ve tanımladığı ve tanıttığı bir nedene bağlayarak açıklarlar. Bunu kabul eden anlayışlar, tepeden inmeci -tepeden bakan, kalıpçı, ideolojik, tabulara ve dogmalara pirim tanıyan, bilimi; mantığı, usu yeterince önemsemeyen kendi şahsi egosunu grup egosuna dönüştürmüş anlayışlardır.

Oysaki Mustafa Kemal, her şeyi tanımlayan insan olduğunu insanın her halinin olabileceğini düşünce içinde var tutarak her olayın kendi şartlarının farklı farklı olacağından bir ön tanımla tanımlanmasının doğru olmadığını; her olayın kendi kanunlarının olduğunu ve dolayısı ile felsefecilerle bu nedenle aramızda yükseksen derece adeta mesafe var demektedir.

Bunu daha önce Ziya Gökalp mevzusunda da dile getirmiştik. Meselenin özüne bu durumda inersek Mustafa Kemal; duygularında, düşüncelerin söylemlerinde, eylemlerinde ve ülkülerinde hayatının bütünün de:

Tabulara inanmışlığı olmamıştır.

Dogmalara inanmışlığı olmamıştır.

Kalıplara inanmışlığı olmamıştır.

İdeolojilere inanmışlığı olmamıştır.

Doktrinlere inanmışlığı olmamıştır.

O halde Mustafa Kemal’i bunların karşısında aramak lazımdır.

Yine Mustafa Kemal’in arkadaşlarını da bunların karşısındakilerde aramak lazımdır.

Peki, bunların karşısında olan deneme, yanılma yöntemi ile us, mantık bileşkesi içinde ortaya sürülen; başarısız olması halinde yeniden denenen, dolayısı ile başarının yönteminin gör, tut, dokun, yap olduğu bunun içinde elimizi, kolumuzu, bütün hücrelerimizi, usumuzu, bilgimizi, mantığımı kullanarak bir disiplin oluşturarak ve bu disiplinin göstereceği farkındalığın insan unsurundan kaynaklanacağını ve bunun da sürekli gelişmeyi sağlayacağını söyleyebiliriz.

Mustafa Kemal peki neden hep şikâyetçidir?

Çünkü oluşturmuş olduğu farkındalıkla diğer arkadaşlarının, üstlerinin, astlarının, halkın, devletin daha iyisini yapabileceğini, daha fazlasını yapabileceğini gözlemlemekte ve her fırsatta deneyimlemektedir.

45 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.