Hoşgeldiniz  

MUSTAFA KEMAL’İ KENDİ KALEMİNDEN TANIMAK III

Mehmet Zehir | 07 Eylül 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

’İnsanların saygı göstermelerinin, itaat ve bağlılıklarının, kendilerinden maddi değil manen yüksek olanlarda görülmesi ruhsal bir yöneliştir… Ordunun hayat damarı olan birçok geleneğe bağlı biçimde gelişen, olgunlaşan disiplin duygularını, bugün Osmanlı ordusundaki subaylarda gerçek hâliyle görmeyi istemek, onların ruhsal durumlarını bilmemektir…

Bugün için yapılacak iş, hiçbir kayda bağlı olmadan ve müsamaha göstermeden niteliğini ve liyakatini ortaya koyanlardan komuta ve subay heyeti meydana getirmek olmalıdır… Yalnız bilgili, iş yapabilen, çalışkan, girişken ve yetkili bir ordu müfettişinin denetlemesinde cahil, ordunun eğitim öğretim amacından habersiz kolordu ve tümen komutanları barınamayacaklar; yeterli niteliklere sahip kolordu komutanlarının kolordularında, dinlenmeye ihtiyacı olup zararlı bir heykel gibi durmaktan başka orduya iyiliği olmayan tümen ve alay komutanları kabul görmeyecek, tembellik yapamayacaklardır…’’

Mustafa Kemal’in bu yazılı açıklamalarının asıl gayesi ‘’ben dememişmiydim’’ elbette değildi. Bunları yazılı ve olarak beyan edip kitaplaştırmasına baktığımızda adeta ben Türk Ordusu’nu temsil ediyorum ve Türk Ordusu böyle olmak zorundadır. Çünkü Türk Ordusu budur diyordu. Diğer yandan söylediklerinden dolayı pek tabii olarak tutuklanabilir, yargılanıp ağır cezalara çarptırılabilir, meslekten atılabilirdi. Peki, böyle olsaydı Mustafa Kemal için çok fazla bir şey değişir miydi? Bence değişmezdi. Çok sevdiği resmi askerlik mesleğinden atılması onu üzerdi. Ancak askerlik sadece resmi kıyafet ile yapılamazdı. Çünkü her Türk doğuştan askerdi. Mustafa Kemal askerlik mesleğinden atılmak istemiyorsa; bunlarda suç unsuru ise neden böyle şeyleri söyler?

Bunun yanıtını Mustafa Kemal, ATATÜRK olduktan sonra şöyle verecekti.

Doğruları söylemekten çekinmeyiniz!

Evet, doğruları söylüyordu ve tam da zamanında ve yerinde söylüyordu. Öncelikle Türk Kimliği karakteri bunu gerektiriyordu. Ancak bunun yanında daha önemli bir şey vardı. Yaklaşık 250 yıldır Taarruz edemeyen sürekli savunmada kalan bir Ordu’nun silkinip kendine gelmesi için bir şey yapılması gerekmiyor mu? Bunu kim yapacak, bunu kim söyleyecek? Herkesin korkup sindiği bir durumda Türk Orduları Başkomutanlığına bir Alman Generalinin oturtulduğu bir anda bunu kim söyleyecekti?

Makam, mevki, şahsi ikbal ve istikbali niteliksiz padişahta veya niteliksiz halife de bulanlar mı bunu söyleyecekti! Oysaki o padişahlar ve o halifeler bile umutlarını düşmanlara bağlamış oldukları yaklaşık 7 yıl sonra apaçık görülecekti.

Bu eleştiriler sadece eleştiri değildi. Bu eleştiriler aynı zamanda yol gösteriyordu. Bu eleştiriler aynı zamanda birer rapordu. Ancak gel gör ki, bunları ciddiye alıp üzerinde duracak, değerlendirecek idarecileri nerede bulasın! Mustafa Kemal’in Orduya katılmaktayken ruh halini şöyle tasvir ederler:

Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kişiliği ile kendisini arkadaşlarına ve hocalarına tanıtış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiğe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eğilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir, istibdat dönemi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok sevilişi düşüncelerinde samimî oluşu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemişti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde, istibdat ve padişahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu şüphe çekerek kısa bir süre İstanbul’da tutuklu kaldı sonra Suriye bölgesine, Şam’a atandı. Kâzım Özalp hatıralarında, Mustafa Kemal’in tutuklanma sebebini şöyle açıklamaktadır: “Harp Akademisi’nin üçüncü sınıfında iken arkadaşlar› arasında bir yardım sandığı kurdular. Arkadaşlarından ihtiyacı olanlara az bir faizle sandıktan para verirlerdi. Sınıflarından bir hafiye, menfaat temin etmek amacıyla Jön Türkler’e yardım için bir sandık kurulduğunu jurnal etmişti. Hemen tahkikat başladı. Sandık dağıtıldı. Bu esnada öğrenimini bitirmiş, kurmay yüzbaşı olmuştu. Bu sandık işinde önayak olduğu zannıyla Harbiye Nezareti’nde Bekirağa Bölüğü’ne götürüldü ve oradan 5. Ordu’ya atama ile Şam’a gönderildi. İşte bu eleştirileri yapan Mustafa Kemal cevheri buradaydı ve bu onun yarınlara gönderdiği iletisiydi.

Ordunun erinden subayına kadar yetişmesi bir bütün olması gerekirken; ordu başına gelenler liyakatsiz yöneticiler ve Türk olmayan Subaylar tarafından daha da kötü hale giderken; devleti yönetenlerin ağzını bıçak açmıyor olması, sarayın tükenmişliği görmeyerek, tükenmişliği yok sayarak normal hayatına devam etmesi ordunun en büyük buhranları yaşamasına sebebiyet veriyordu.

Zaten devlet hısım akrabaca yönetildiğinden liyakat aramanın da çok fazla mantığı yoktu. Mustafa Kemal buna rağmen şartları zorlayarak ilerlemek isterken; verilen hiçbir görevi eksik bırakmadığı gibi, üstün başarılarla süslüyor ve başarıyı elde ederken gözlemliyor, not alıyor, diğer kuvvetlerle komutanları ile karşılaştırmalar yapıyor nihayetinde başarının yolunun sıkı çalışma, disiplin, cesaret .. kısacası öncelikle liyakatten geçtiğinin altını çiziyordu.

Ancak Mustafa Kemal’in bütün cabası, bütün haykırışları, bütün koşuşturmaları doğduğu toprakların düşman eline kurşun dahi atmadan geçmesini engelleyemediği gibi, Cumhuriyet ilan edildikten sonra da doğduğu yer vatan sınırları dışında kaldığından, vekil olmak için öncelikle vatan içerisinde bir ilde en az beş(5) yıl oturma şartı geliyordu.

Mustafa Kemal oradan oraya her gün koşmuş nasıl 5 yıl aynı şehirde yaşayabilsin ki. Üstelik vatanın içinde kalan yerlerde hiçbir yerde 5 yıl görev yapmamıştı ki. Sürekli sınır boylarında savaş cephelerindeydi.

23 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.