Hoşgeldiniz  

MUSTAFA KEMAL PAŞA, BİR TÜRKLÜK SINAVI VERİYOR..!

Mehmet Zehir | 09 Eylül 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Paşa’nın resmi veya sivil bir mücadelesi olduğu çok nettir. Mücadeleyi her türlü elde ve elde olmayan olanakları değerlendirerek vermek zorunda olduğu da nettir. Daha da önemlisi ve ilerisi de yalnız, tek başına oluşu da nettir.

Düşünün ki bir sürü sınıf, okul, mahalle, görev arkadaşınız olmuş ama hiç biri sizin önünüze geçebilecek bilgi birikimine sahip değil. Daha da kötüsü size iyisin derken, neden iyisin olduğunu çoğu bilmiyor.. Oysaki Mustafa Kemal Paşa’nın ihtiyacı olan kendi önünde, kendisinin ilham alacağı arkadaşlarının olmasıydı. Ya da hiç olmazsa; rekabet ederek kendisini geliştireceği arkadaşlarının olmasıydı.

Maalesef yoktu.

Çünkü binlerce yıllık devlet geleneği yok edileli yüzlerce yıl olduğunu anlayabilmek için ataların tarihe kaydettirdiği utkuları değil, o utkulara atalarının nasıl hazırlandığını en ince ayrıntılarına kadar bilmek ve daha sonraki   çağlara taşıyarak Türk Kültürünü Türk Evlatları’nın kesintisiz yaşayarak Türk’ün değerlerini bütün insanlığın yaşamasına olanak sağlanmasını bilmek gerekirdi.

Mustafa Kemal Paşa’nın eleştiri yaparken aslında esinlenmiş olduğu Türklüğün bu binlerce yıllık mazisiydi. O mazide neler olmuş, nasıl olmuş diye adeta kafa patlatırcasına yaşanılan düşünceler ve o düşüncellerin etkisiyle oluşturulan sanal oluşumlar ve o oluşumların ortaya çıkardığı sonuçlar, kazanım hanesini günden güne şişirerek bir birikim oluşturmuş ve bunları da işbaşına geldiği her an da uygulamaya koyarak gerçek deneyimi elde etmiş oluyordu. Acaba arkadaşları da böyle derince düşünmeye ihtiyaç duyarlar mıydı, ihtiyaç duyarlarsa; hangi yöntemi ele alıp istedikleri sonuca ulaşabilirler miydi. Eleştirisini yaptığı “Zabıt ve Kumandan “ kitabında en yakın arkadaşlarından Mehmet Nuri Conker’de böyle bir şey görememişti. Bunu diğer arkadaşları içinde ele alsak aslında sonuç değişmezdi.

Çünkü bütün arkadaşları askerlik mesleğini imtiyazlı bir iş olarak seçmeye çalışmışlardı. Onlara göre hem imtiyazlı, hem fiyakalı, hem silah taşıma ayrıcalığı var ve birde yükselen rütbeler olunca; kurulmayacak hayaller elbette olamazdı..!

Peki bu hayaller gerçeğe yüz tutar mıydı? Işın derin felsefesine inilmiş ise tutmaması için bir neden görülemezdi.

Sanırız ki istisnası dahi olmamak kaydıyla bütün arkadaşları işin felsefesinden bir haberdi.

Evet işte Mustafa Kemal Paşa’nın yaşadığı şartların en basit resmi böyleydi. Bu durumda Mustafa Kemal nasıl başarılı olacaktı, kimlerle yarışacaktı, kimlerden bilgi alıp kendini geliştirecekti… Daha bir sürü soru.

Sanırız ki Mustafa Kemal öğrenmeyi öğrendiğinden ataları da yakından tanıyabiliyordu. Atalardan her şeyi öğrenmek için ataları birbirleri ile karşılaştırıyordu. Atalar adeta bir denizdi. Mustafa Kemal Atalara gittikçe daha güçlü olarak kendi çağına dönüyordu. Burada bir çıkarım şayet yapılacaksa bu çıkarım Mustafa Kemal’in almak istedikleri ile ataların vermek istediklerinde kullandıkları yöntem aynıydı. Nasıl aynı olmasındı…! Damarlarda ki kan aynıydı, DNA aynıydı.

Peki bu yöntem neydi?

Nesnel olarak us, mantık teorisinin ortaya koyduğu uygulamanın bütünüydü. Yanı eseriydi. Demek ki, us ve mantık bir uygulama için gereklidir. Us ve mantık yoksa uygulama başarılı olamayacaktır. Hatırlarsak takım komutanı olmak, bölük komutanının emirlerini yapmaya hazır olmayı gerektirmesi bu sefer karşımıza us ve mantığın pratiği başarmamız için gerekli olduğu hipotezi ile karşımıza çıkıyor. Bunu biz biraz daha genelleştirip binlerce yıllık Türk Geleneği olan Ahilik yapılanmasında göremeyiz mi? Elbette görürüz. Çünkü en iyi modelleme usta – kalfa; kalfa-çırak modellemesi olarak kayıtlara geçerken en iyi eğitim ve öğretimde günümüzde yüz yüze deneme yanılma ve deneyimlemek (kaydetmek) ile kayıtlarda yerini almış bulunuyor. Buradan hareketle altını çizip bütün geleceğe bırakmamız gereken en büyük öğreti, deneme, yanılma ve deneyimlemeyi ilke edinen her türlü öğretidir.

Bu ilke Türkler için zaman zaman bir takım isimlerle anılmıştır…Bilebildiklerimiz itibariyle Bailik, Sabilik, Hanifilik, Maturidilik, akılcılık, laiklik gibi isimlerin temelinde deneme-yanılma, gözleme dayalı uygulamanın us, mantık, estetik gibi teorik arka planına sahip olması yatar. Bunun doğru dürüst tespit edilememiş veya günümüze aktarılamamış olmasının en büyük nedeni matbaayı kabul etmemeyi içine alan aklı reddedip inanmayı teşvik eden dinsel zihniyettir. Bu zihniyet binlerce bütün dünyaya bilim yolu ile öncülük eden Türkleri soyut ve somut olarak köleleştirilmiştir. Düşünelim ki gök cisimlerini incelemek için geleneksel olarak rasathane kurmuş bir milletin, rasathanesi “bunlar meleklerin bacaklarına bakıyor” halifenin fetvası ve padişahın fermanı ile toplara yıktırılıyor. Amerikalılar yaklaşık 200 yıl sonra o rasathanenin taşlarını tek tek bulup numaralandırıyor ve bedelini de ödeyerek gemiye koyup Amerika’ya taşıyor. Şimdi de dünyadan bunun sayesinde en az 50 yıl ileriden buyruk veriyor. Peki, biz bundan ne anlayacağız veya ne anladık? Aslında anladığımız bir şeyler var. Ancak anlamadığımız da çok şeyler var. Bu nedenle bir türlü ilerleyemiyoruz.

Bir tarafta:

1-ilime inanan ve gereğini yapanlar var,

2-Bir tarafta bilime inandığını söyleyen ve gereğini yapmayanlar var,

3-Başka bir tarafta bilime inandığını söylediği halde bilim dışı düşünce ve uygulamalara sahip olanlar var.

4- En nihayetinde bilime kesinkes inanmayan ve bilime karşı bu nedenle açıktan savaş açanlar var.

Burada görüldüğü gibi tereddütsüz bir şey anlayanlar sadece 1. Kategoride olan yüzdelik dilime sığmayan bir grup var, diğerleri ise direk anlamamışlar kategorisine eklenmelidir.

Peki bunların en tehlikelisi hangi gruptur diye ele alacak okursak üçüncü (3) grup tehlikelidir diyeceğiz. Zira hem anlamışlardı hem anlamamışlardı koruyan kalkan olan bu grup asla ideale ulaştırmamayı ilke edinmiştir.   Bunu biz Sivas Kurultay (4-11 Eylül 1919) da yaşamış Mustafa Kemal Paşa’’nın buyruğu ile hayatımızdan kesinkes kesip atmış kendimizi sanıyorduk!

Evet Sivas Kurultay’ına Amerika adına mandacılık teklifini kabul ettirmek üzere başta gelen Kara Vasıf, Halide Edip Adıvar gibi Mason kimlikli kahramanlaştırılan hainler ve işbirlikçileri birbirleri ile paylaşıyor Mustafa Kemal’i alt eylemeye çalışıyorlardı. Sadece onlar mı Anadolu’ya çıkan paşaların nedenleri farklı da olsa aynı amaca yönelik katkılarından dolayı onlarda fırsat bu fırsat deyip Mustafa Kemal’i sıkıştırmaya gayret ediyorlardı. Hatta bu gayretleri Kurultay’ın başlayacağı günün öncesinden başlar ve devam eder.

İşte bu şartlar altında Mustafa Kemal tam bir hafta bu mandacıları dinler ve son gün ikna ederken şöyle seslenir:

Ehven-i şer, şerlerin en kötüsüdür. Zira sizi ideale asla ulaştırmaz.

Öyle ise :

YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM!

23 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.