Hoşgeldiniz  

MİLLİYETÇİLİĞİMİZ

Mehmet Zehir | 10 Şubat 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Türk Milliyetçiliği; ilerleme ve gelişme yolunda, milletlerarası temas ve münasebetlerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumaktır.” Diyen Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’e Amerika’ya bağlanma teklifi sunulunca 9 Eylül 1919’da şu yanıtı veriyor.’’ Şerefsiz, istiklal-siz, esir bir millet çocukları olarak yaşamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki tercih edilir. Bunu anlayamamak ne garip mantıktır.’’ Diyor. Tarihi yaklaşık olarak 2000 yıl geriye götürdüğümüzde bu sefer karşımıza Çin’e bağlanmayı teklif edenlere Çiçi Han’ın M.Ö 55’te verdiği şu yanıtla karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Çiçi Han diyor ki: ‘’Biz yalnız cesareti tencil (düşkünlük) eden bir milletiz. Esirlik bize göre utanç vericidir. Binilecek atlarımız, savaşacak erlerimiz var. Ülkemizle birlikte atalarımızdan devraldığımız bağımsızlığımızı elbette koruyacağız.’’

Dikkat edilmesi gereken en önemli mesele Kut almış başbuğlar adeta iğnenin deliğinden geçerek kut aldıkları için söylemlerinde de paralellik ve örtüşme varken Türk Tarihi’nin devamlılığını da pekiştirdikleri söz konusudur.

Buna bir örnek daha verelim: Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtları olarak bilinen taşlara 732-735 yıllarında kazdırdığı yazının bir bölümü şöyledir. ‘’ Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer yarılmadıkça, senin ilini ve töreni kim bozabilir’’ Bu sözlere Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk yaklaşık 1300 yıl sonra şöyle eşlik’’ taş kırılır, tunç erir, ama Türklük ebedidir’’ ederek tarihi devamlılığı sağladığına yine şahit oluyoruz.

Yakın tarihten farklı bir örnek verelim.

Bilindiği üzere Namık Kemal büyük Türk şairi ve yazarıdır. İşlemiş olduğu ana tema hürriyet ve vatandır. 1888 yılında 48 yaşında aramızdan ayrılan Namık Kemal’i 7 yaşında tarihten uğurlayan Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk ile yanıt bulmuş olması Türk Tarihi’nin devamlılığı açısından anlaşılması son derece gerekli bir durum tespitidir.Bu nedenle bir adı vatan diğer adı hürriyet olan Namık Kemal bir yerde şöyle dile geliyor. ‘’ Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini; yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini?’’ Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk buna 24 Aralık 1919’da Kırşehir ziyaretinde değinerek şöyle diyordu:’’ Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini.’’

Yukarıda ki örneklerle göndermeye çalıştığımız ileti, Türklüğün oluşturmuş olduğu bütün soyut ve somut değerler, Türk’ün kendisinden hem öncedir hem sonradır. Böylelikle tutarlıdır. Bu tutarlılık ancak ve ancak en başta hissetmeyle anlaşılabilir. Eğer hissedemiyorsanız, gördükleriniz sadece durumun bir parçası olarak sürekli eksikli düşünme, davranma boyutu içinde kalırsınız.

Deniliyor ki kut almış, buna inanılıyor,

Deniliyor ki gökten inmiş, buna inanılıyor.

Neden?

Çünkü geçmişte kendisi yaşamamış olduğu halde yaşanmış birtakım değerler kendisine kalmış ve o değerler üzerine kendisi bütün ilişki ağıyla beraber büyüyor. İşte bunu göz ardı ettiğinizde mevcut durumu görürsünüz ama kendinize göre tam olarak anlattığınızı sandığınız durumu ne tam anlatabilmiş ne de anlayabilmiş olabilirsiniz. Buradan hareketle Türk Milliyetçiliğini tanımlayanlar en basit anlamda şöyle tümce kurarlar. Derler ki; Türk Milleti’nin maddi ve manevi değerlerinin korunup, yaşatılması ve geliştirilme ülküsüdür. Bizim üzerinde duracağız sözcükler ‘’ korumak, yaşatmak ve geliştirmek’’ sözcükleridir. Şimdi başlangıçta elimizde bir şey yokken neyi koruyoruz, neyi yaşatıyoruz, neyi geliştiriyoruz? Bu soruların yanıtı aslında bize terk edilen, bize bedeli bizlerce peşin ödenmemiş ancak bizden öncekilerin ödemesi ile aktarıldığı şeklinde anlayabiliriz. O halde bu işi ilk yapanın ya kendisinden önce bir ilki olduğuna ya da Yaratıcı tarafından ödüllendirildiğini düşünmemiz gerekmez mi? Bu ödüllendirme Türkler de Kut alma olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla Türklerin, aldıkları bu Kut’u korumak, yaşatmak ve geliştirerek nesilden nesile aktarması ile devamlılığı sağladıklarına inanmaları doğaldır.

O halde alınan Kut, paha biçilemez bir değerde olması söz konusu değil midir? Yani alınan değeri kaybetmemiz halinde kendimizi eksik hissetmeyecek miyiz, Yaratıcı’nın bize verdiği değere sahip çıkamadığımız için üzülmeyecek miyiz? Bu soruları da ele aldığımızda verilen Kut’un insan hayatında kabul edilebilecek bir anlamı olması gerektiği söz konusu olmalıdır. Bunu insan kendi başına elde edemediği için bu Kut’un değerli olduğuna insanın inanması gerekir.

Öyleyse nedir kut veya nelere kut deniliyor? Acaba doğa kut mudur, yoksa kutlarımızdan sadece biri midir ya da bütün kutumuz doğa mıdır? Hava yani oksijen kut mudur, yoksa kutlarımızdan bir tanesi mi veya hepsi midir? Ya da tabiatla birlik yaratılmış insanlarda ki cesaret kut mudur ya da kutlardan biri midir ya da bütün kutumuzdur?  Ya da özgürlük düşüncesi kut mudur?

Yukarıda ki değer ifade eden soruları tekrar tekrar birçok çeşidi ile beraber sorabiliriz. Bizce bu sorulara verilecek yanıtlar ne olursa olsun, bu değerler bizden önce üretildiği ve bize terk edildiği için bu değerleri savunmak adına korumak, korumak adına yaşatmak, yaşatmak adına geliştirmek tarihi devamlılık adına zorunluluktur. Biz Türklerin bu özelliği tarihin Türkler ve diğerleri şeklinde yazılmasına olanak tanıdığını da buna eklersek; birey olarak her birimiz Türklüğün bütün insanlar için rol model olması gerektiğine inananlardanız. Böylelikle de Türkler kendi medeniyetlerini ortaya koyarak önce kendileri ideali yaşamaya, ardından da bütün insanlığı ideali yaşamaya davet edebilmelidir. Buna Türk Medeniyeti belki biz diyebileceğiz, belki de bütün insanlar Gene D.Matlock’un dediği gibi ‘’ Ey dünya insanları hepiniz Türksünüz’’ sözünün gereği olarak bizler bütün Türkler için bu medeniyeti kurmalıyız, değil mi?

O halde dünya da bir devamlılık, bir korumacılık, bir gelişme, bir yaşam varsa; bunu anlamlı kılanda bizlerin ona katabileceği değerlerdir. Bizlerin katacağı anlamlara belki de bu nedenle Kamâlizm diyebiliriz. Çünkü Kamâlizm insan yeteneklerini sınırlamayan, insanın üretmiş olduğu değerleri deneyimleyen ve bu deneyimleme ile toplumda sürekli gelişmeyi barındırmaktadır. Düşünmek, üretmek ve uygulayıp deneyimlemek.

45 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle