Hoşgeldiniz  

MİLLİ HİS İLE İNSANİ HİSSİ BİR VE BERABER KULLANMAK! I

Mehmet Zehir | 17 Ağustos 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Türk Tarihi çok eskiye dayanmaktadır. Bunun ucu bucağı yok. Ne kadar derinleşirsen o kadar daha eskiye gittiğini düşünür uçsuz bucaksız bir dipte aramaya çalışırsın. Ama dibine inemezsin. İşin Türkler tarafı böyleyken; başka milletleri tarihte aradığımızda yakın tarih dışında eskiye dayanan başka millet bulup arkadaşlık bile yapamadığımızı itiraf etmek lazımdır. Hatta yakın çağdaki karşılaştığımız varsayılan, tarihe kayıt düşülen milletler bile Türklerin içinden çıkmış veya Türklerin kurduğu devletlerle zaman içinde kendilerini andırdıkları için bir millet olduğu zannı uyanmış olunan topluluklardır.

Bu nedenle Gene D. Matlock’un* ‘’  Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz’’ sözlerinin derinliğini ister istemez hepimiz derinleştikçe gözlemliyoruz. Matlock’un kısa hikâyesi şöyle: Amerika’da doğan ve daha sonra Meksika’ya yerleşen bir yazar, eşinin ani ölümünden sonra ruhunun hep yanında olduğuna ve destek verdiğine inanarak insanlığın ve dünyanın daha iyiye gitmesi için ne yapılması gerektiği konusunda araştırmalar yapmaya başlıyor.

Özellikle, Hıristiyanlığın kökenlerini araştırarak işe başlıyor ve çok ilginç bir şekilde araştırmaları onu Türklerin ayak izlerine götürüyor. İlk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını ve ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden başladığını söylüyor. İnsanların güneş odaklı enerjiyle nasıl senkronize yaşaması gerektiğini anlatıyor. Şu an insanlığın içinde bulunduğu huzursuzluğun çözümünü ancak Orta Asya ve Türklerin getirebileceğini, daha iyi bir dünya için gerekli açılımları ancak Türklerin yapabileceğini iddia ediyor ve şayet bu olmazsa dünyanın asla huzur bulamayacağını söylüyor.

Ayrıca yazar, Türklere bir gönderme yapıyor. Nasıl oluyor da doğuştan filozof ve şair olan, Türk kültürünü dünyaya yayan Erke Han’ı bilmiyorlar. Türk dünyası görkemli zaferlerini ona borçludur. Eski uygarlıklarda kullanılan teknolojiye de değinen yazar, insanların onları kullanarak nasıl yüzlerce yıl uzun yaşayabileceklerini yazıyor.

Gerçeğin Türklerden saklandığını yazıyor. İnsan bu kitabı okuduğu zaman bir Amerikalının nasıl olur da bilmediğimiz geçmişimiz hakkında bu kadar şey bildiğine hayret ediyor.

Elin Amerikalısının bile bizi, bizden daha iyi tahlil etmiş olması hayli düşündürücü olsa gerek. Sadece Matlock mu? Tabii ki hayır. Bir sürü düşünür, araştırmacı, politikacı, istihbaratçı ..vb. bizi bizden daha çok araştırıyor, kayıt alıyor; raporluyor ve tarihe bizden önce müdahale ederek öne geçmeye çalıyor. Bu konuda Türk Tarihinin yazılımında sürekli yabancı kaynaklardan yararlandığımızı unutmamak gerekir. Oldukça verimli bir isme ve maziye sahip olmamıza rağmen; kendi değerlerimizi araştırmakta tembelliğimizin yanında sistemsel, kurumsal ve kavramsal olarak kendimizi geliştirmediğimizde açıktır. Kendi insanımıza sahip çıkmada, kendi insanımızın çalışmalarında onları desteklemede ayrıca kıskancız. Oysaki eskiden ATALARIMIZDAN bize bakiye kalan paylaşımcılık İMECE KÜLTÜRÜ olarak bütün dünyaya bizden dağılmış, imece kökleşmiş, kurumsallaşmış ve bütün gelişmiş ülkelerin temelinde kooperatifçilik olarak kök salmış olmasına rağmen, biz bizim değerimizi bizim insanımıza sunmaktan kaçınır olmuşuz, neden; niçin; bize ne oldu? Aslında eleştirilecek o kadar çok durumumuz olmuş ki, anlatmakla bitmez. Gerçi eleştirmeden de düzeltmek mümkün değil. Ancak bunu hep beraber yapmamız gerektiği için şimdilik uzak duralım ve bir şey daha ekleyelim.

Matlock bize kitabının tanıtımında birkaç noktaya temasta bulunuyor. Bunlar; İlk dilin Türkçe olduğu, bilim, felsefe ve dinlerin Türklerde ortaya çıktığı, Türklerden gerçeklerin saklandığını ve ayrıca bize bir gönderme yaparak Erke Han’ı nasıl bilmediğimizi eleştiriyor.

Bu Başlıklara ufak ufak dokunacağımızı Han Berke’yi kısaca özetleyerek bu konularda temas etmiş olacağımızı ama zaman zaman ayrıca bu başlıklara detaylı dalacağımızı da ifade etmek isteriz.

Ancak yukarıda ki tespitleri içimizden ve hepimizden biri olan Mustafa Kemal’in ‘’ Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. ‘’ bu sözleri sanırız ki konuyu en iyi anlatmaya yetecek sözler olup, bizlerin bu sözlerin altını bütün milletçe ve devamında bütün insanlık olarak doldurmakla borçlu olduğumuzu ifade etmek isterim.

Çünkü Mustafa Kemal birçok konuşmasında dile getirdiği gibi en zor şartlarda dahi sadece Türk Soyu için mücadele etmemiş, kendisine bağlı olan Türk Ordularını sadece Türkler için emri altında yönlendirmemiştir. Takdir edersiniz ki Çanakkale’de İngilizlere yenilinseydi; İngilizler, bütün dünya hâkimiyetini ilan ederken; sadece Türkleri ezmiş herhalde olmayacaktı!

Yine İstiklal Harbi’nde yedi düvelin destek verdiği Grek Ordularını esir almamış ve hepsini denize dökerek yüzme öğretmemiş olsaydı da; biz esir düşseydik Grek ordularının liderliğinde bütün emperyalist devletler sadece Türkleri boyundurukları altına almış olmayacaklardı!

Dolayısı ile yukarıda ki Mustafa Kemal’in sözlerinin altını hem Mustafa Kemal’in müdafiliğini yapmış olduğu milletler, hem de Mustafa Kemal’in karşısında olan milletler doldurmak zorundadır. Ancak en çokta bizim doldurmamız gerekir. Çünkü biz binlerce yıldır tarihe tek başımıza arkadaşlık yapmış bir milletiz ve bizim genetiğimiz bize özgü ve kıdemli olduğundan tarihi deneyimlerimizi tekrarlama olanağımız vardır.

*Gene D.Matlock, Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz, Hermes Yayınları, 2008

127 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.