Hoşgeldiniz  

MAARİF KURULTAYI 15-21 TEMMUZ 1921

Mehmet Zehir | 20 Ekim 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

’Muhterem Hanımlar, Efendiler

Harb-i umûmî memleketimize bir mağlûbiyet tevcîh etti.

Düşmanlarımız bunu vesile kılarak, milletimizi tamamen imhâ etmek istediler.

Buna karşı vukûa gelen galeyân-ı milliyye, Ankara, muazzam bir sahne oldu.

Bizi yaşatmamak isteyenlere karşı yaşamak hakkımızı müdafaa etmek üzere toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, burada, Ankara’da toplandı.

Bugün, Ankara, millî Türkiye’nin “millî maarifini” kuracak olan Türkiye Muallime ve Muallimler Kongresi’nin toplantısına sahne olmakla da iftihar etmektedir.

Asırların yüklü olduğu derin bir ihmal-i idarinin bünye-i devlette vücuda getirdiği yaraları tedavi için harcanacak himmetlerin en büyüğünü hiç şüphesiz irfan yolunda hazırlamamız lâzımdır.

Gerçi bugün maddî ve manevî kuvvet kaynaklarımızı, hudud-ı milliyemiz dâhilindeki memleketlerimizde işgalci bulunan düşmanlara karşı kullanmak mecburiyetindeyiz.

İrfan-ı memleket için tahsîs edilebilen şey, müstakbel maarifimize dayanak noktası olacak bir temel kurmağa kâfi değildir.

Ancak vâsi ve kâfi şartlar ve vasıtalara malik oluncaya kadar geçecek mücadele günlerinde dahi kemal-i dikkat ve itina ile işleyüp çizilmiş bir millî terbiye programı vücuda getirmeğe ve mevcut maarif teşkilâtımızı bugünden verimli bir faaliyetle çalıştıracak esasları hazırlamaya mesai sarf etmeliyiz.

Şimdiye kadar takip olunan tahsîl ve terbiye usullerinin milletimizin gerileme tarihinde en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim.

Onun için bir millî terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafelerinden ve fıtri niteliklerimizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelen bilcümle tesirlerden tamamen uzak, seciye-i milliyye ve tarihiyyemizle mütenâsip bir kültür kastediyorum. Çünkü davayı millîmizin inkişâf-ı tâmmı, ancak böyle bir kültür ile temin edilebilir.

Lâ-ale’t-tayîn bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin yıkıcı neticelerini tekrar ettirebilir.

Kültür (Harâset-i Fikriye) zeminle mütenasiptir.

O zemin, milletin seciyesidir.

Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile taarruz eden bi’l-ûmum yabancı unsurlarla mücâdele lüzûmu ve efkâr-ı milliyeyi kemali istiğrak ile her mukâbil fikre karşı şiddetle ve fedakârane müdafaa zarûreti telkîn edilmelidir.

Yeni neslin bütün kuvâ-yi ruhiyyesine bu evsâf ve kabiliyetin zerki mühimdir.

Dâimi ve müthiş bir mücâdele şeklinde tebârüz eden hayat-ı akvamın felsefesi, müstakil ve mesut kalmak isteyen her millet için bu evsafı kemal-i şiddetle talep etmektedir.

Teferruâtını tamamen erbâb-ı ihtisasına bırakmak istediğim bu mesele hakkındaki umûmî nokta-i nazarımı ikmalen ifade için yeni neslin techiz olunacağı evsaf-ı maneviyye meyânında kuvvetli bir aşk-ı fazilet ve kuvvetli bir fikr-i intizam ve inzibattan da bahsetmek zaruretindeyim.

İşte biz, bu kongrenizden yalnız, çizilmiş eski yollarda âlelâde yürümenin tarzı hakkında müdavele-i efkâr etmeği değil belki serdettiğim şartları hâiz yeni bir san’at ve marifet yolu bulup millete göstermek ve o yolda yeni nesli yürütmek için rehber olmak gibi mukaddes bir hizmet bekliyoruz.

Maârif Vekâleti’nin halkı tanımış, muhiti ve memleketi takdir etmiş muallim ve mütehassıslardan mürekkep bir ilim ve irfan kongresini Ankara’da toplamağı düşünmüş olmasını ve bugünkü zor şartlara rağmen bu teşebbüsünde muvaffak olmuş bulunmasını kemal-i takdir ile yâd ederim.

Huzurunuzda ve huzur-ı millette millî maârifimiz hakkındaki nokta-i nazarımı ifadeye imkân veren bu vesileden istifade ederek geleceğimizin kurtuluşunun aziz öncüleri olan Türkiye muallime ve muallimleri hakkındaki hürmet dolu hislerimi zikretmek isterim.

İstikbal için hazırlanan vatan evlatlarına, hiç bir zorluk karşısında teslim olmayarak, kemâl-i sabır ve metânetle çalışmalarını ve tahsildeki çocuklarımızın ebeveynine de yavrularının ikmâl-i tahsil için her fedakârlıktan kaçınmalarını tavsiye ederim.

Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin ne kadar sebatkâr oldukları tarihen müsbettir.

Silâhıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücâdele mecbûriyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.

 Milletimizin saf seciyesi istidât ile doludur.

Ancak bu tabiî istidâdı inkişâf ettirebilecek usullerle mücehhez vatandaşlar lâzımdır.

Bu vazife de sizlere teveccüh ediyor.

Hükümet-i milliyemizin, kemal-i ciddiyet ve samimiyetle arzu ettiği derecede Türkiye muallime ve muallimlerinin hayat ve refâhını henüz temîn edememekte olduğunu bilirim.

Fakat milletimizi yetiştirmek gibi mukaddes bir vazifeyi yerine getiren yüce heyetinizin bugünün vaziyetini nazar-ı itibâra alacağından ve her zorluğa göğüs germe ile bu yolda gâyet metânetle yürüyeceğinden şüphem yoktur.

Vazifeniz pek mühim ve hayatîdir.

Bunda muvaffak olmanızı Cenâb-ı Hakk’tan temenni ederim.’’

Savaşın ortasında vatanın kurtulacağından emin olan Kamâl ATATÜRK, 1.Maarif Kurultayı’na katılıp açılış konuşmasını yaparken; yetkisini Türk olmaktan aldığını unutmamak gerekir.

İşte bu yetki, hedef olarak yaşayacak Türklüğe karşı her an son görevini yaptığına inanarak belki kendisi de yaşarsa; o görevin doğurduğu olanaklar ile bir an bile yaşamayı belki de bahtiyarlık sayıyordu.

Kamâzm’in temeli işte bu düşüncelerle inşa ediliyordu.

Bu düşüncelerin Misak-i Maarif bağlamında ilk sahne aldığı kurumsal yapılar Millet Mektepleri’dir. Millet Mektepleri okuma yazma bilmeyen her yaştan insanımızın kısa zamanda okuma yazma öğrenmesini hedeflerken; diğer yandan da ilköğretim okullarını ortaya çıkarak Türk çocuklarının okumasını hedefliyordu. Bu okullar, sürekli eğitimin aynı zamanda temeli olup, eğitimde birlik ilkesinin varlığını sağlamaktaydı.

Bu eğitimin bir başka yararı ise; bütün herkesin eğitimin etkin birer gönüllü paydaları oluşları yanı sıra teori ve pratiğin bir ve beraber uygulanacağı okullar olup; öğrenme ve uygulamaya dayalı olarak ta o zamandan faaliyete sokulmuş; kendisinden yüzyıl sonra başka toplumların kendilerine örnek alıp çeşitli isimlerle uygulama yaptıkları okullar olurken; Kamâl  ATATÜRK’ün devleti bu eğitim sistemini terk edeli 80 sene olmaktadır! 

Millet Mektepleri’nin kapatılması Köy Enstitüleri’nin kapatılmak üzere kurulduğunu göstermektedir. Nitekimde Millet Mekteplerini kapatan zihniyet Köy Enstitülerini kapatmıştı!

Şimdi geriye dönüp bakalım; Millet Mektepleri kapatılmasaydı; sürekli eğitim devam edeceğinden bugün bir tane okuma-yazma bilmeyen olamayacaktı!

Başka bir açıdan bakalım; sürekli eğitim herkese bilimsel bir gelişme sağlayacağından bilimsel düşünce kökleşmiş olmayacak mıydı!

Millet Mektepleri kapatılmasaydı; bir şekilde açılmış olan Köy Estitüleri kapatılamayacaktı!

Yani işin özünde ve temelinde ilk düğmeyi 11 Kasım 1938’de yanlış iliklemek üzere koltuğa oturan kişinin zihniyetinde aramak gerekir.

Demek oluyor ki, Kamâl ATATÜRK’ün  15-21 Temmuz 1921 yani 2.İnönü Muharebesi’nden üçbuçuk ay sonra yapmış olduğu bir haftalık 1. Maarif Kurultay’ının ortaya koyduğu değerleri İstiklal Harbi’nin bir parçası görmeyen bir zihniyet veya ufku dar bir zihniyet 11 Kasım 1938 günü iş başı yaptırılıyor ve o güne kadar elde edilen bütün değerler yok edilmeye başlanıyordu.

40 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.