Hoşgeldiniz  

KÜLLERİNDEN DOĞMAK

Mehmet Zehir | 14 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya çıkmasıyla başlayan cereyanlar, Türk Budunu’n da bir yandan büyük bir merak uyandırırken; diğer yandan ‘’ha işte aslında biz buyuz’’ dedirtmeye başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa günün şartları gereği birçok konuya düşünce, söylem ve uygulama ile yanıt verirken; zamanı ve zaman içine yayılmış bulunan her şeyi kullanmayı öğrenmiş olmanın yararlarından da faydalanıyordu.

Bunu en güzel diyalektikle* açıklamak mümkündür. Bir fikirden ya da ilkeden içerdiği olumlu ve olumsuz bütün düşünceleri çıkarma yöntemine diyalektik denilmekteydi. Mustafa Kemal Paşa’nın daha önce açıkladığımız Pragmatizm ve Diyalektik metotlarından yararlanması aslında her insana mahsus özellikler olmasına rağmen; gelenekçi eğitim anlayışı içinden gelenlerin bunu benimseyememiş olması temel eğitim noksanlığından başka bir şey değildir.

Bu iki yöntem Mustafa Kemal Paşa için sürekli farkındalık yaratırken; planlı bir uygulamacı olduğunu dışarının görmesini, içeride ise iyi bir sezgiye, iyi bir düşünceye ve iyi bir söyleme sahip olduğunu göstermektedir. Bunlar fark yaratan özellikler haline gelirken; diğer fark yaratan özellikler sırası geldiğince ele alınınca görülecektir ki, Mustafa Kemal Paşa sürekli öğrenmeyi içselleştirmiş, teori ile pratiği bir arada deneyimlemeyi bir gelenek olarak görmüştü.

Peki, Mustafa Kemal Paşa’nın teori ve pratiği bir arada deneyimlemeyi nereden öğrendiğini, nereden bu seziye sahip olduğunu, nasıl iyi bir söylevci** olduğunu merak etmemiz gerekmiyor mu? Ya da Mustafa Kemal Paşa bu tür özelliklere sahipken, diğer okul arkadaşları, mahalle arkadaşları neden bu tür özellikleri ile ön plana çıkamamıştır?

İşin aslı gelenekçi eğitim içinde arandığında medrese eğitim modeli genel yapısı itibariyle monologist*** bir yapı içermekteydi. Bu yapıda hoca anlatır, hoca sorar, öğrenci hocanın dediğini ezberler, anlamaya çalışır, ancak özel bir cabası yoksa sorgulama yapma geleneğini asla kazanamaz. Sorgulama yeteneğini kazanamazsanız çaprazlama yapamaz, mukayese oluşturamaz, kritik edemez dolayıyla öğrenip kendinizi geliştiremezsiniz. Aynı ortamda aynı şeylerden beslenip farklı sonuçlara ulaşmanın başında kendi tinsel dünyanızın hükümleri ile tetiklenen özel bir caba sizi diğerlerinden ayırabilir. Veya aynı ortamdaki beslenmeden herkes kendisi organizmasına göre beslenebilir.. Mustafa Kemal Paşa sürekli okuma arzusuyla okuduğundan ders çıkarmayı içselleştirmişti. Bir şiiri okurken o şiirin uyağını, anlatmak istediğini öğrenip anlamanın yanında teorik olarak da onu hayalinde canlandırdığı muhakkaktır.

Her gerçeğin tatlı bir hayalle başladığı insan dünyasında, hayal kurmak, hayali gerçeğe dayandırmaya caba harcamak, kurmuş olduğun hayalin adım adım gelişmesini hayallerinde yaşatmak; yarınlarda karşınıza çıkan projelerde denemek isteyeceğiniz en büyük istekleriniz arasında olacağı muhakkaktır.

Düşününki, ‘’ ben savaşın sanatını severim’’ diyen Mustafa Kemal Paşa, bulunduğu cephelerde yaşamış olduğu birçok olaydan ders çıkarabildiği için bu deyimi söyleyebilmiştir! Düşününki, bulunduğu cephe de asker yeterli sayıda değil, silah mühimmat eksik, düşman kalabalık, silah ve cephane olarak çok güçlü. Bu cephe de düşmanın komutanı elindeki askerlere vermiş olduğu tek bir hücum emri ile savaşmaktadır. Oysa Mustafa Kemal Paşa’nın karargahında asker sayısı yetersizdir, iaşe yetersizdir, silah yetersizdir, mühimmat  yetersizdir.. Peki başarı neyle gelecek?

Başarı ancak ve ancak şartlara müdahale eden akıl, sezgi, mantık, inanmışlık, cesaret… bir araya gelip bir hamur oluşturup, savaş anında her türlü aleyhte olan koşuldan korunmayı, lehte olan koşuldan yararlanmayı sağlayarak elde edilebilir.

İşte bunu yetişmiş olduğu koşullarda deneyimleyenler iş başa geldiğinde uygulayarak en zor şartlardan zaferlerle çıkabilirler. …. Trablusgarp, Çanakkale böyle olmamış mıydı? Yarın ki İstiklal Harbi farklı mı olacaktı..!

Demek ki hayatın akışına etki etmek için fırsat varken kesinlikle hazırlanmak gerekir. Bu hazırlık elde ki olanakların çok daha ilerisinde olabilir olmasını bahanesine sığınarak teslim olmak Türk kimliği ile de bağdaşmaz olduğunu okuduğun ve yaşadığın tarih sana öğretemiyorsa; eksikliği ilk başta eğitimde aramak gerekir. Bu eğitim eksikliği aslında Osmanlı Hakanı Yavuz Selim’in kılıç gücü ile hilafeti**** almasıyla başlamıştır.

Hilafetin kılıç gücü ile alınmasına Araplar itiraz ettiler. Bir türlü bu yetkinin kendi ellerinden alınmasını kabullenmediler. Hatta bunun dine karşı olduğunu ileri sürdüler. Bu Yavuz Selim ve şürekâsını çok rahatsız etti, bu rahatsızlığı aşabilmek için Araplardan olur almak zorunda olduğunu kabullendi. Bunun sonucunda Arapların sınırsız isteklerine boyun eğdi. Bu istekler o kadar çoktu ki saymakla bitmezdi. Ancak iki istekleri Türk Devleti’nin zihnen de Türklerin elinden çıkmasını ve Türklerin de Türklüğünü yozlaştırmasını sağlıyordu.

Birincisi, Araplara başta başkent İstanbul olmak üzere, bütün Osmanlı şehirlerinde bedelsiz arazi, hayvan ve saraylar veriliyordu. İkincisi ise, o zamana kadar Türklerin eğitim metodu olan usu, mantığı bilimi esas alan eğitim metodu yerine usu, mantığı ve bilimi reddeden dinde bunların yeri olmadığını ileri süren bir metodu kabul ediyor ve bunun uygulaması için toplamda beş bine yakın sözde eğiticiyi de alıp her türlü giderleri hazineden karşılanıyordu. Türklerin uyguladığı metodun binlerce yıllık Türk Geleneği olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Türkler bu geleneğini bir hilafet için terk ederse; Türklüğün geleceği ne olur? Türklüğün geleceğinde yetişmesi gereken Türk çocukları neye göre yetişir, bu yetişenler Türklüğe ne kadar hizmet edebilir veya gerçekte Türklüğün geleceğini hazırlayabilirler mi?

***

*Diyalektik (TDK ’ya göre): Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi, eytişim.

**Söylevci (TDK’ya göre): Bir topluluk karşısında konuşan kimse.

***Monologist (TDK’ya göre): Çevresindekilere fırsat vermeden bir kimsenin yaptığı konuşma, anlatım.

****Hilafet ( TDK’ya göre) : Halifelik, halifenin görevi.

174 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.