Hoşgeldiniz  

KOÇ KATIMI TÜRK MİLLİ BAYRAMI

Mehmet Zehir | 24 Aralık 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Türk Budun (bodun)’nun binlerce yılda oluşturduğu töre ye göre 21 Eylül tarihinde başlayan bir Bayram vardır. Buna Koç Katımı denilmesinin nedeni Türkler gibi bütün insanların hayvanlardan ilk çağlardan beri besleniyor oluşu olmasına rağmen; Türklerin hayvanları evcilleştirerek onların etinden, sütünden, yağından gücünden vb. yararlanmayı başarmış olması yatar. Türk Budun (bodun)’nun yaşam biçiminde doğa temel unsurdur ve kutsaldır; doğa, iki yöntemle kişinin yaşamının kolaylaşmasını sağlar. Birincisi toprağın altının üretime geçmesiyle, ikincisi de toprağın üstünde ki canlıların üretime geçmesiyle.

Avcılık, toplayıcılık evresinden sonra toplumsal yaşamın gereği olarak hayvanların evcilleştirilmesiyle birlikte, hem hayvanların daha verimli hale getirilerek toplumsal yaşam içinde ki önemi vurgulanır, hem de elde edilecek olan değerin paylaşımında ki adaletsizliğin ortadan kaldırılmasına katkı sağlanmış olunur. Bu başarı bütün insanlığa aynı zamanda örnek teşkil eder.

Hayvancılığın evcilleşmesi bütün toplumlar adına büyük bir kazançtır. Zira hayvanların çiftleşmesi ile beraber insanların karnını doyurmak için et, süt, yağ, kiyafet, güç … vb.  ihtiyacının sürekli karşılanması söz konusudur. Bunun dışında hayvanların bakılabilmesi için tarımsal üretimde söz konusu olacaktır. Dolayısı ile sanayi devri öncesine kadar toplumların en önemli besin kaynakları hayvan ve bitkilerden elde edilmekteydi. Buradan hareketle geçen binlerce yıl üzerinden değerlendirdiğimizde hayvanlara verilen önem bir bayrama dönüşmesi ve bununda milli bir bayram halini alması Türkler açısından değerlendirildiğinde gayet doğaldır.

Düşünelim ki bildiğimiz kadarıyla tarihimizde büyük göçlerimiz olmuş, bunlardan bir tanesi ve herkesçe kabul edilenlerden biri hiç kuşkusuz Mezopotamya’ya göçümüzdür. Bunun en büyük nedeni su çevresine ulaşabilmek orada tarım ve hayvancılık ile gelişimimizi sürdürebilmektir. Bunu değerlendirdiğimizde Türkler için tarım ve hayvancılık asla ve kata vazgeçilemez yaşam kaynağı olduğunun altını kalın çizgiler ile çizmemiz gerekir. Buradan hareketle Türklerin dört MİLLİ BAYRAMI’ndan biri olması doğaldır.

Bu nokta da evcilleşmiş olan hayvanların katımı önemli bir ritüel olarak ele alınmış ve bunun sonucu olarak bolluk ve bereket doğal olarak kendiliğinden artmıştır.

Gün ve gecenin eşitliğinin gün dönümüne denk gelen bu tarih ile başlayan süreç çeşitli şenlikler ile katım eyleminin gerçekleşmesi ile devam eder. Burada sürekli süreçten bahsetmekteyiz. Canlı varlıkların hiçbir davranışı, hiçbir duygusu, hiçbir düşüncesi, hiçbir eylemi… donmuş olamayacağı için belirli zamanın içindeki herhangi bir aralıkta cereyan edeceğini kabul etmemiz gerekir. Örneğin kışın kısa sürdüğü ve dolayısı ile baharın erken geldiği yerler ile kışın uzun sürdüğü dolayısı ile baharın geç geldiği yerlerde bu katım yayılarak gecikir. Buradan hareketle katım 20 Kasım’a kadar sürdüğü kayıtlara geçmiştir.

Bayramın gerçekleşme safhası öncesi de bazı hazırlıklar yapılmaktadır.

Bunların en önemlisi koçların sürüden 1-1,5 ay önce ayrılması yatar. Bu bayram her ne kadar obalarda, köylerde ayrı ayrı yapılıyor olsa da genel olarak dönemin bir bölümü yaylalarda geçtiği için büyük yayla düzlüklerinde halkın geniş katılımı ile bayram gerçekleşiyordu. Kışlak yerlerde yapılan törenler ise oba ve köylerde daha dar anlamlı, daha az kapsamlı yapıldığı düşünülmektedir. Ancak bayram ruhu bütün görkemi ile, bütün heyecanı ile herkesi kapladığı söylenebilir.

Bu şekilde yapılan bayram hazırlığında Koçlar çeşitli renklere boyanır, boynuzlarına elma, nar gibi bereket sembolü yiyecekler takılır. Önceden süslenmiş, kınalanmış olan koçlar sürünün içine bırakılır. Evler temizlenir, koç ile koyunun karışacağı gün için yemeklerin hazırlığına başlanır.

Hayvanların, ‘’ ağaç yaş iken eğilir’’ atasözü gereğince küçük çocuklar ve gençlerin arasında paylaşımı yapılır ve doğacak kuzuların sahiplenilmesi algısı; genç beyinlerin bilinç altına kazınır. Çocuklara ve gençlere sahiplenme ve üretimin gerekli ve önemli olduğu uygulamalarla gösterilir. Evin kızı, gelini koç bezi denilen renkli örgü ve süsleri hazırlamaya başlarlar. Koçların boynuzlarına ve boyunlarına takılacak meyveleri iplere dizerler.

Köylerde sürü sahipleri toplanıp koç katımını ve o yıl ki, sürü idaresini konuşur, anlaşırlar. Köylü genellikle bir mahallede koçu-koyunlarla katmayı kararlaştırır. O gün koyun sahipleri pişirdikleri yemeklerle, süsledikleri koçlarla; sabahın erken saatlerinde katım yerine giderler.

Koç katımı geleneği içerisindeki kimi inanışlar da dikkat çekicidir.

Katımdan önce koçların üstüne eril çocuk bindirilirse kuzunun eril olacağı, dişil çocuk bindirilirse dişil kuzu olacağına inanılır. Koçlar katım için götürülürken yolda eril birine rastlanırsa kuzunun eril, dişil birine rastlanırsa kuzunun dişil olacağına, yolda gebe birine rastlandığında o yıl koyunların ikiz doğuracağına inanılır. Koç, önce beyaz koyuna giderse, bu durum o yıl beyaz kuzunun çok olacağına ilişkin yorumlanır. İlk olarak sürüye katılan koç bir karakoyun seçerse kışın yumuşak, akkoyun seçerse şiddetli geçeceğine inanılır.

Yürüyen koyun sürüsünün ikiye bölünerek yürümesinin, sürü içerisinden boş kova ile geçilmesinin koyunun sütünün azalacağına ve doğum günlerinde evden tuz ve ateş gibi şeylerin dışarıya verilmesi uğursuzluk sayıldığı inanışlar vardır. 

Bayram herkesin neşeli olduğu bir anda koçların koyunların arasına salınmasıyla başlarken; çeşitli eğlenceler yapılmaktadır. Malum çağlarda silahın herkeste olması adetti ve zorunluluktu bu nedenle silahla mermi atmak, horon oynamak, türkü söylemek, davul-zurna tınıtısı ritüelin gelişmesine katkı yapılırdı.

Bu ritüeller köy köy, oba oba, mahalle mahalle artarak devam ederek; artık hayvanların döllendiğine inanılarak gelecek yıla daha umutlu bakılırdı.

48 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.