Hoşgeldiniz  

KIZIL GÜNEŞ TÜRK MİLLİ BAYRAMI

Mehmet Zehir | 22 Aralık 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Güneş, Yaratıcı’nın bütün canlılara bir armağanıdır. Işıkları dünyaya parlayan Güneş, Yaratıcı’nın gücünü gösterir. Yaratıcı, kendisinden bir parça olan Güneş ile doğadaki yaşamın sürmesine izin verir. Ateş, yeryüzünde Güneş’i temsil eder.

21 Haziran tarihine denk gelen, 21 Haziran’dan sonra gelen ilk dolunayda kutlanan ve insan enerjisinin en üst seviyeye çıktığı bu bayramın ismi de Türkçedir. Türkler kırmızı demez; kızıl der ve kızıl Türklerin rengi olarak kabul edilir. Bir şeyi belirtmek için yapılan işaretler, rumuzlar, kızıl rengi ile Türklerde ifade edilir. Zamanla kızılın bu farkındalığı unutulduğunu sanmaktayız. Kızıl Güneş’ten bir kasıtta artık en uzun gün olan 21 Mart ile başlayan sürecin gün/ güneşle aydınlanarak karanlığın azaldığı dolayısı ile çalışmanın verimin arttırılması gereken sürecin başladığı işaret edilmektedir. Dikkat edilirse güneş sürekli bizi ısıtıyor, bize enerji veriyor, bizi aydınlatıyor olması; duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülkülerimizin de güneşten etkileneceğini veya etkilendiğini ortaya çıkarmaktadır.

Türklerin inançlarında hiçbir zaman ve yer de usa, mantığa, bilime, sanata aykırı bir şey söz konusu olmaz olduğunu insanlarımızın sırf şu dört milli bayramımıza bakıp anlaması, kendi sağlamasını kendisinin yapmasını görmesi gerekir. Eğer bunları yapamıyorsak; Türklük değerlerinden ne kadar uzaklaştığımızı da değerlendirmemiz gerekir.  Yani Yaratıcı kendi doğamız gereği doğruyu ve yanlışı ortaya koyabilmemizi bize karşılıksız vermiş olduğunu görmemiz gerekir.

Dolayısı ile Yaratıcı’nın yaratmış olduğu kutsal doğayı insanın korumak, anlamak, beslemek, geliştirerek daha sonraki kuşaklara ulaştırması gerektiğine inanılır. Bu nedenle herkesin sonsuz ve sınırsız bir fedakarlıkla paylaşımda bulunup hiçbir imtiyaz beklememesi var oluştan kazanılan bir değerimizdir. Bu değer bizim özgürlüğümüzü, özgürleşmemizi sağlamıştır.

Türklerin bu varoluştan elde ettiği değerler bütün insanlar için aslında vardı ve hala vardır. Ancak Türkler bu değerleri binlerce yıl kaybetmeden geliştirdiği için hiçbir kimsenin bir başka kimseye veya kişiye mahkûm olmadığı bir düzeni tesis ederek herkesin hür ve özgürce yaşamasını sürdürmüşlerdir. Buradan hareketle de elde edilen birçok değer olmuştur. Örneğin Türkler Mu’lular gibi güneş bir isimden daha fazlasını takamamışlardır ama ay’a dede, toprağa ana devlete baba diyebilmişlerdir. Bunun nedeni eski zaman Türkleri ve günümüz Türkleri için GÜNEŞ tam manası ile bilinemez olduğu ile alakalı olduğu sanılmaktadır. Zira birçok zaman toplumlar GÜNEŞ’e YARATICI olarak inanmışlardır ve hatta günümüzde bile GÜNEŞ’e inananlar vardır. Bu inancın etkisiyle şu anda bile birçok ülkenin bayrağında GÜNEŞ MOTİVİ vardır. Ay’a DEDE, toprağa ANA, Devlete BABA diyen Türklerin doğaya verdiği kutsallığın doğanın parçalarından üremiş olması ile izah edilebileceğini ortaya koymaz mı? Buradan hareketle doğanın üretici oluşu ile onun üzerinde yaşayan insanın tüketici oluşu, dişil ve eril varlıklar içinde bir protip olma özelliğini ortaya koyduğu bir gerçektir.  Dolayısı insan unsuru ile ele aldığımızda iki bireyin yaşamak için gerektiğinde ölmeyi göze aldıklarını düşünürsek; sonsuza gidilecek yolun onun bedelini ödemekten geçtiğini görmekten geçer diyebiliriz.

Güneşin hakimiyeti altında veya enerjinin hakimiyeti altında doğayı canlandıran ve insanların yaşamalarına olanak sağlaması tesadüflerle ifade edilmemesi gerektiği bizleri düşündürtmelidir.

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün gerek BATIK MU KITASI ve gerek GÜNEŞ DİL KURAMI bütün yönleriyle ele alınarak derinliklere dalınması, bugün uzaklaştığımız ve unuttuğumuz birçok değerimizi yeniden bulmamıza olanak sağlayacağı açıktır. Türklerin hayattan zevk almasını sağlayan unsurlardan biri de hiç kuşkusuz yapmış olduğu her şeyde bir mantık, bir sonuç, bir sorgulama sonucu elde etmiş olduğu verim veya faydadır. Bu zaman sonra toplumların bilimsel çalışmalarına kaynaklık ettiğini söylediğimizde elbette abarttığımız sanılabilir ama hiçte öyle olmadığını çok yönlü okumak; yani çaprazlama okumak, düşünmek, değerlendirmek .. ile ortaya çıkabileceğini söylemek isteriz.

Bugün yılın dilimlerini ortaya koyanlar, güneşin uzaklığını hesaplamaya çalışanlar, uzayda ne var ne yok araştıranlar ilk önce Türkler olması tesadüf olabilir mi? Dünyanın bir saat gibi işlemesinde tesadüflük aramak mantığa sığmazken; Türklerin uğraşıları sonucu her 90 günde bir kendi kendisini adeta kontrol eden noktalar tespit edip bunları bayrama çevirmesi; onların gelecekleri ile alakalıklarını ortaya koymaz mı?

Gece ve gündüzün eşitliği aynı zamanda dünyanın güneşe uzaklık ve yakınlığını ortaya koyarken; dünya da mevsimler değişimleri, bu mevsimsel değişimlerle tabiatta var olan bitkilerin insanlığın etkisi olmaksızın farkındalık oluşturması; doğada ki hayvanların da buna paralel farkındalık oluşturması insanlığın etkisiyle insanın öncelikle kendisi, sonra hükmettiği hayvanlar ve hükmettiği bitkilerde farkındalığın oluşmasını doğurmuştur.

Bu doksan günlük dilimlerde sınır 21 Mart, 21 Haziran, 21 Eylül, 21 Aralık gözükse de aslında değişim bu tarihlerde başladığı ve sürecin iki tarih arasında ki bütün dönemi kapsadığı anlaşılmalıdır. İşte bu kapsam da yapılan etkinliklerle bayramı yaşatarak millileştiren bütün Türk Budun kendi yöresinin değerlerini en üst seviyeye çıkarmaya çalıştığını bizlere göstermektedir. Ancak işin özüne inildiğinde GÜNEŞ orijinli DÜNYA ve üzerinde ki bütün varlıkların ortak bileşenine Kızıl Güneş Mili Bayramı dediğimizi görmekteyiz. Bu dönemin en etkili doğal anlamı üreticilerin tamamının dişil olmasıdır. Zira erillerin yardımları olsa bile dişiller daha önceki safhadan yüklü olduklarını olgunlaştırıp dünyaya getirme görevini sürdürdüklerini görüyoruz. Bu döneme başka bir deyişle ‘’ atılan tohumun olgunlaşıp yavrulamaya başladığı dönem’’ diyebiliriz.  Nihayetinin Koç Katımı Türk Milli Bayramı’na ulaşacağı sürecin sınırsız fedakârca paylaşımın bir geleneğin Türk Töresi’ne dönüşmesine olanak sağladığının altını çizmek gerekir. Üretim fazlalıklarının dağıtılarak eksikliklerin giderildiği ve hatta devletin (kağanın) yağma hakkını halk adına kullanmayı taahhüt altına aldığı dönem bu dönemdir.

46 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.