Hoşgeldiniz  

KENDİ KENDİNE YETEBİLMEK

Mehmet Zehir | 16 Haziran 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

KENDİ KENDİNE YETEBİLMEK

Kaza ve kader, talih ve tesadüf Arapça’dır, Türkleri alakadar etmez ‘’ ifadesinden yapacağımız çıkarımlar:

1-Kaza ve Kader’e inanmamak gerektiği,

2-Araplara ait olduğu,

3-Bizim olmadığı,

4-Kaza ve kadere inanırsan teslimiyetçi olunacağı,

5-Geri kalmış Arapların, bizlere öncülük edemeyeceği,

6-Bizim kendi değerlerimizin olduğunu,

7-Şansa, tesadüfe hayatımızda yer olmadığını,

8-Türkler vurgusu ile de bütün Türk Milleti’ni kast ettiğini, çıkarım olarak ele alırsak alacağımız ders şudur:

 Her şeyden önce Araplardan çok daha önceden bize ait olan değerlerimizin olduğunu; bu değerlerimizin teslimiyetçilik içermediğini, aksine her zaman ve her yerde kabul gören ve üreten bir anlayışa sahip olduğumuzu anlamamız söz konusudur.

Doğa hepimizi doğuran, yoğuran ve sonunda kucağına alıp uyutan anamız ise; o doğa da bizler de ortaya koyduğumuz emekle ancak varlığımızı sürdürür ona değer katar; anamızın kucağında gönül rahatlığıyla yaşama hakkına sahip olduğumuza inanırız.

Tarih öncesi çağlardan, tarihe kayıtlar düşen Türk ATALAR bizlere bu nedenle DOĞA ve EMEĞİ kutsal saydıklarını miras bırakmışlar.

O halde biz kendimiz ve insanlık için, kendimiz ve öğreteceğimiz insanlar vasıtası ile her alanda en iyiyi üretip ortaya koyacağız.

İşte bunun sonucunda varsa bir gurur onu da çocuklarımıza miras bırakacağız.

Belki bunun sonucunda hem kendi kendine yeten; hem de ‘’Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.’’ Anlayışını Türklüğe karşı olan görev borçlarımız adına ödeyerek insanlığında bundan yararlanması sağlayabileceğiz.

Samsun’a doğru yola çıkan BANDIRMA VAPURU’NDA, Mustafa Kemal Paşa sadece İstiklal Harbi’ni düşünerek yol almadı. İstiklal Harbi sonrasında ANADOLU’YU öncelikle BAYINDIR hale getirmek için insanların zihniyetlerini değiştirmeyi düşünmüş olduğu kesindir.

Birinci Maarif Kongresi’ni 15-21 Temmuz 1921 tarihinde yaptığını düşünürsek; savaş cephesinde en ağır şartlarda dahi bu düşüncesinden vazgeçmediğini görüyoruz ve bunun dayandığı temelin Mustafa Kemal Paşa’nın beyninde yeri ve zamanı geldikçe sahneye çıkmak için beklediğini de görmüş olmalıyız.

Türk’ün adı, sanı yüzlerce yıldır silinmiş, unutulmuş, kimin Türk olduğu önemsiz hale gelmiş, ama Türkler dışında kimin hangi milletten olduğu çok önemsenir ve gurur duyulur olduğu da yine yüzlerce yıl olmuşken; kalkıp açık açık şunu, bunu yapacağım ve bunların sonunda Türklüğü yeniden ayağa kaldıracağım herhalde denilmesi us ile bağdaşmazdı.

Bu unutulmuşluğu Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa’dan bir anektod ile hatırlatalım:

SEN DE Mİ TÜRKSÜN PAŞAM!

Ahmet Vefik Paşa, Bursa Valisi iken kaymakamları teftişe ve halkla münasebetler kurarak dertlerini dinlemeye çıkar. İnegöl”e gelir. Paşa, şehrin dışında karşılanır. Gelip şehrin ortasında koyu gölgeli bir çınarın gölgesinde sandalyeler üzerine otururlar.

Paşa, iri kıyım, altın köstekli ve bacak bacak üstüne atıp keyfince tam karşısında oturan şahsa sorar:

-Beyefendi siz kimsiniz? Hangi millettensiniz?


-Ben, şehir eşrafından Kiremitçiyan Oğullarından zeytin tüccarı Bogosum, Paşa Hazretleri.

Paşa, sağında oturan şahsa döner:

-Ya siz beyefendi?

-Ben, İnegöl eşrafından Pastırmacıyan Oğullarından zeytinyağı tüccarı Artinim, Paşa Hazretleri.

Paşa, solunda oturak şahsa döner:

-Siz beyefendi?

-Ben Paşa Hazretleri, şehir eşrafından Kasapyan Oğullarından koyun ve sığır tüccarı Popopalas”ım…

Bu sırada Paşanın gözü, arkalarda kırık bir iskemlenin üstünde oturan üstü başı dökülen, saçı sakalı birbirine karışmış bir ihtiyara ilişir. Parmağını uzatarak sorar:

-Ya siz babacığım, siz hangi millettensiniz?

İhtiyar, bir Paşa, bir Vali tarafından kendisine sual sorulacağını hiç ümit etmediğinden, sualin kendisine değil etrafında bulunanlardan birine sorulduğunu zannederek etrafına bakınır.

Paşa, “Babacığım size soruyorum!” diye tekrar eder.

İhtiyar tereddütle kendi kendini işaret eder:

-Bana mı soruyorsunuz Paşa Hazretleri?

-Evet, Babacığım sana soruyorum. Sen hangi millettensin?

İhtiyar yavaş yavaş ayağa kalkar. Elini avucunu ovalar, kekeleyerek: .

-Ben Paşa Hazretleri, ben Paşa Hazretleri ben haşa huzurdan Türküm, der.

Paşa gülercesine konuşur.


-Be babacığım, bu memlekette Türk olmak, Türküm demek suç mudur ki, böyle konuşuyorsun. Ben de Türküm.

İhtiyar koşarak Paşanın yanına gelir, yerden bir temenna ile eteklerine ellerine sarılarak hem öpmek ister, hem de “Sahi mi Paşa Hazretleri sen de Türk müsün Paşa Hazretleri, Türk’ten Paşa olur mu Paşa Hazretleri?” diyerek Ahmet Vefik Paşa’nın elini öper,

İşte bu toplumun içinden çıkan Mustafa Kemal Paşa, yapacaklarını kırk düşünüp, bir söyleyip, binlerce kez yapmaktan kendisini alıkoyabilir mi?

153 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.