Hoşgeldiniz  

KENDİ AĞZINDAN MUSTAFA KEMAL I

Mehmet Zehir | 12 Ağustos 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiç birini yapamazdım.

Yukarıda ki sözler Mustafa Kemal’in çocukluğuna ait anıların dile getirilmesidir. Fakir olduğunu söyleyen Mustafa Kemal eline geçen iki kuruşun bir kuruşunu kitaba vermeyi alışkanlık haline getirmiştir. Demek ki kitap okuma alışkanlığını da kazanmış, kitap okuma alışkanlığı ona, bilgi edinmenin, sorgulamanın yol ve yöntemlerini öğretmiş; bunun sonucu hayatı boyunca kitap edinerek her gün yeni bilgiler elde etmeyi sağladığı ve bütün yaptıklarında bu kitap almanın ve okumanın özne olduğunu söylemesi son derece önemlidir. Mustafa Kemal’in babasını erken yaşta kaybetmiş olması, annesi ve kardeşi ile beraber yürünecek yolda mutlaka kendi ve ailenin geleceğini kurtarabilmek için okumanın gerekli olduğuna inanmış olması veya inanacak kadar bunu sorgulayıp karar vermiş olması söz konusudur. Buradan şunu da söylemek mümkündür; zor şartlar insanlara çok şey öğretir.

Çocukluğumdan beri bir tabiatım vardır, oturduğum evde ne ana, ne kız kardeş, ne ahbapla bulunmaktan hoşlanmam. Ben, yalnız ve bağımsız olmayı, çocukluktan kurtulduğum günlerden başlayarak daima tercih etmiş ve sürekli olarak öyle yaşamışımdır.

Özgürlüğün, gelişiminde elbette ki özellikle ergenlik devresinde insanların yaşamının büyük etkisi olabilmektedir ve insan bu etkiyi uçmağa varana kadar taşıyabilmektedir. Evde belli bir baskın otorite yoksa sizin doğal haliniz daha serbest olur; aynı şekilde okulda öğrenci üzerinde bir disiplin oluşturamayan idareciler, genelgelerle öğrencileri çok fazla disiplin altına alamazlar. Ev ve okulun köprüsü olan mahalle-sokak öğrencinin kendi kimliğini yaşadığı alandır. İşte bu alanı okul ve ev ile üst üste örtüştürebilirseniz hayatınızın geleceğinde daha dominant özelliklerle yaşamınızı sürdürebilirsiniz. Mustafa Kemal için bu alan aslında tam da böyle olmuştur. Zira eve karşı Mustafa Kemal okul başarısı ve sürekli kitap okumaları; okula karşı evde disiplini bırakmayan bir öğrenci oluşu; ikisi de dengeleyen sokak ve mahalle her şeyden önce bilinçli atılan adımların sonucudur.

Tuhaf bir halim daha var: Ne ana -babam çok erken ölmüş-, ne kardeş, ne de en yakın akrabamın, kendi tutum ve düşüncelerine göre, bana şu veya bu tavsiye ve nasihatte bulunmasına tahammülüm yoktu.

İnsanların hiçbir bilgiye dayanmadan başkalarına kendi kapasiteleri ile bir takım telkinlerde bulunması gelişmemiş toplumların özelliklerindendir. Burada telkinde bulunan ile telkin edilende o toplumun bu özelliğini içselleştirmiştir. Dolayısı ile o toplumda değerler gelişmez. Çünkü telkin eden kendisinden sonrasında da telkin edilenden aynı şeyleri yaşaması için içselleşme sağlıyor. Oysa Mustafa Kemal daha işin başında bunu çözmüş ve hiçbir kimsenin telkinini dinlemeyerek her konuda bilimsel öğrenmenin peşine koşmuştur.

Mustafa Kemal’in çocukluğundan beri aldığı bütün eğitimlerde kendi kendini yönlendirecek bilgileri öncelikle almaya çalıştığı ve bunları hazmettikçe kendisi dünyasında tatbik ettiği anlaşılıyor. Çünkü bütün mücadelesi deneme, yanılma, yeniden yapma üzerine olmasına rağmen; hiçbir şeyi ikinci kez yapma ihtiyacı duymamasının en büyük nedeni kanaatimizce edinmiş olduğu bilgiyi deruni dünyasında canlandırarak deneyimlemiş olmasıdır. Bir sözünde dediği ‘’ Bizim us, mantık, zekâ ile hareket etmek belli özelliğimizdir’’ Dolayısı Mustafa Kemal’in en büyük yol göstericisi olarak gözüken us, mantık ve zekânın bileşke kurabilmesini sağlayan bilimdir. Bunun sonucu düşüncelerin oluşması ve oluşan düşüncenin sanal olarak hayalde yaşatılması; sanırız ki Epifiz Bezi’nin temizliğinin verdiği olanaklar ile fizikötesi varlığı fizik içinde tanımlayabilme olanağını verebilmektedir. Birey Mustafa Kemal her geçen gün hayatına yeni anlam katan bilgi ve öğretileri deneyimleyerek gelişiyor; yarının Türklüğüne vereceği biçimi hayal ediyordu. Bu duygular içinde ki Mustafa Kemal Ordu’ya katıldığı dönemde yaşadığı bir anısı ile Türklüğün her şey olduğunu ifade etme noktasında kendisini buluyor.

Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının ‘Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın’ diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç membaım oldu. Benim hayatta yegâne fahrim, servetim, Türklükten başka bir şey değildir.

Çünkü Devleti yönetenler, Devleti yolgeçen hanına çevirmiş, Türklüğün en mahrem yerinde Türk dışı unsurlar cirit atıyor olmasına rağmen; din adı altında Türklüğe her türlü küfür, hakaret ediliyor, dayak atılıyordu. Bunları gözleri ile görüp o günün şartlarında bireysel olarak çok fazla sonuç alma olanağı olmayan Mustafa Kemal, kendisinin yarınlara hazırlıyor ve yaşadığı her türlü olaydan hem milli hem de insani his adına deneyim kazanıyordu. Milli his ile insani hissin çelişmediği bir dünya özlemini hâkim kılmak için okuyor; yazıyor, düşünüyor, söylüyor ve nihayetinde her yönde kendisini hem teorik hem pratik olarak geliştirip; düşünce de canlandırarak deneyimliyordu.

Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdanımızda ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.

Türklüğün binlerce yıllık geçmişinden gelen özeti olan yukarıdaki söz, her Türk’ün kendi adına olduğu kadar Türklüğün paydası adına da sorumluluk alacağı ve altından kalkacağı ölçüttür. Türk’ün yazılı veya yazısız yasası bunu sabit kılmıştır. Bu yasa yüzlerce devlet kurup, hepsinin bir şekilde yıkılışını görmüş Türk Milleti için düşmanlarının hatırlattığı en büyük deneyimlerdir. Bizim karakterimiz, bizim soyluluğumuz, bizim ülkümüz bir bütündür.

108 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.