Hoşgeldiniz  

KAMÂLİZM’İN YAPI TAŞLARI MİSAK-İ MAARİF VE MİSAK-İ İKTİSAD

Mehmet Zehir | 12 Ekim 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâl ATATÜRK,  İstiklal Harbi’ne başladığında vatanı (Mısak- ı Milli) kurtarmayı herkesin öncelik verdiği konu olarak görmüş olması günün şartları gereği değerlendirildiğinde doğru bir değerlendirme olarak karşımıza çıkar. Mısak-ı Milli’nin elde edilmesi sürecinde eğitime verdiği önem 15-21 Temmuz 1921 tarihinde 1. Maarif Kurultayı ile ortaya çıkar. Buna  Misak-ı Maarif denilmektedir. Yine Savaşın her adımında karşısına çıkan ekonomik sorunlar İzmir İktisat Kurultayı ( 17 Şubat- 4 Mart 1923) ’nı yapması ile öneminin ortaya çıkmış olduğu bir gerçektir.

Bunlara Kamâl ATATÜRK, kendisi tarafından verilen ismi ile ÜÇ MİSAK denir.

Yani Misak-ı Milli, Misak- Maarif, Misak-ı İktisadi.

Bu üç Misakı ele almadan önce normal koşullarda bir düşünce adamı için düşünceler var olunan, varlığından şüphe duyulmayan mekân üzerinde yapılır diye düşünebilinir. Ancak Kamâl ATATÜRK için durum böyle değildir. O üzerinde kuşku duyulan, varlığından şüphe duyulan mekân üzerinde düşüncelerini ileri sürmek zorundaydı. Sadece düşüncelerini değil, canını da ortaya koymak zorundaydı. Hatta sadece kendi canını değil, o mekânın üzerinde yaşayan herkesin canını ortaya koymak zorundaydı!

Aynı şeyler eğitim için ve ekonomi içinde geçerliydi. Bunlar yüzlerce yılın sorunlarıydı. Bu yüzlerce yıllık sorunları çözmek için yüzlerce yıllardan daha çok eskiye gidip binlerce yılların us, mantık, bilim, estetik, varlığından yararlanmak gerekiyordu!

Ancak bunu kimseye anlatma olanağınız yoksa; anlattığınızın anlama olanağı yoksa; ancak ve ancak içinizde tutar, günü zamanı geldiğinde uygulamaya koyduğunuzda çevrenizdekilerin bundan haberi olması kadar doğal bir şey olabilir miydi?

Bu nedenle birçok konuyu yaverine not ettirmiştir. Bazen yaver bile not alırken; hayalperest olarak kendisini görmüş ve bunu yakın diyalogun şımarıklığı ile dile bile getirebilmiştir. Düşünün ki, normal şartlarda esas duruşunu bozamayacak kişiler ile arkadaş olmak zorunda kalışında seni anlamayanlara kendini anlatmak için bir olanaktır.

İşte durum böyle olunca seni mücadele ettiğin düşmanlar, düşmanlarla işbirliği içine girmiş düşmanın yerli uşakları elbette kendilerine göre tanımlayacaklardır. Bu tanımlamalara baktığımızda biri Kemalciler derken, diğeri Kemalistler diyordu. Yerli uşaklara düşman olduğunu ifade eden bazıları da yerli uşakların dilini kullanarak onlarda aynı terimleri kullanıyorlardı.

Bunun nedeni ise ismine Matematik öğretmeninin Kemal ismini katmış olması, Kemal ismine mevcut kültürde olgunlaşmış anlamından Kemalist, Kemalciler ise yine isminden kaynaklanıp diğerlerini de dahil ederek ileri sürülen tanımlamaydı.

Ancak bu tanımlamanın içi dolmamışken verilen bu isimler daha sonra üzerine konulanları da kapsayarak Kemalizm, Kemalist olarak anılmaya düşman, düşmana uşaklık yapan yerli işbirlikçiler ve bunlara karşı olduğunu ifade edenlerin kullandığı dil oluyordu.

Oysa Kamâl ATATÜRK düşünceleri, söylemleri, eylemleri ve ülkülerini tanımlamak için kimseye yetki vermemiş, kimseye bir beyanda bulunmamıştı. Durumu buradan ele aldığımızda Kamâl ATATÜRK yalnız değildi.

‘’Yapayalnızdı.’’

Konuya dönersek; Kamâl ATATÜRK var olmayan vatan, var olmayan para, var olmayan eğitimi yoluna koymak için başladığı süreci kendi öz birikimleri ile taçlandırmasını 9 Mayıs 1935 yılında şöyle ifade ediyordu.

’Yalnız bir kaç yıl için değil, geleceği de kapsayan tasarılarımızın ana hatları burada toplu olarak yazılmıştır.

Partimizin güttüğü bütün bu esaslar, Kamâlizm prensipleridir.’’ İşte bu tanımın içeriğini oluşturan CHP Parti Programına konulan Türk Devrim unsurları binlerce yıllardan gelen birikimdir. Örnek Harf Devrimi, herkesçe Latin Alfabesi’nden geldiği varsayılır. Oysa tarihte Latin diye bir etnosun olmadığını bilmeyenler bunu kolayca kabul eder. Ya bilenler!

Örnek : Medeni Hukuk, Ceza Hukuku.. vb. Bunların Türk Devrimi içinde yeri Üç Misakın paydası olarak görülmesi gerektiği yüksek bir bilinç seviyesini yakalamaya bağlıdır. Dolayısı ile üç Misakın ilki olan Misak-ı Milli’yi herkes bir şekilde ifade eder; çünkü görsel bir varlıktır. Ancak Misak-ı Maarifi ve Misak-i İktisadi öyle değildir. Tamamen canlı bir bilinç tarafından yaşatılmak zorundadır. Bizler bu kapsamda ilk olarak 1. Maarif Kurultayı ve bu kurultaya bağlı olan Millet Mekteplerini ele almayı ve ardından da Misaki iktisad adına İktisat Kurultayı’nı ele almaya çalışarak Kamâlizm’in temeli olan üç misaktan ikisini yeniden halkımızın ve insanlığın bilinçlenmesi için ele almaya çalışacağız.

21 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.