Hoşgeldiniz  

KAMÂLİZM’İN GÜZERGAHI

Mehmet Zehir | 30 Eylül 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’nda kısa zamanda tanındı ve sevildi. Hele sınıf öğretmeni Mustafa diyordu da başka bir şey demiyordu. Öğretmenler odasında devamlı olarak bu başarılı öğrencisini anlatıyor, O’nu övüyordu.

’Arkadaşlar, az önceki matematik dersinde sınıfa çok zor bir problem sordum. Kimse duymasın, soruyu üçüncü sınıfların ders kitabından almıştım. Sınıfta kimsenin problemi çözemeyeceğinden emindim. Problemi önce yüksek sesle okudum, daha sonra tahtaya yazdım. Öğrencilerin çoğu soruyu okumakla meşguldü. Oysa çalışkan öğrenciler defterlerine çözüm işine girişmişlerdi. Problemi doğru çözdüğünü söyleyen altı öğrenciden beşinin bulduğu sonuç yanlıştı. Sadece Mustafa doğru sonuca ulaşmıştı. Siz olsanız böyle bir öğrencinizi alnından öpmez misiniz? Gelecekte Türk Milleti bu çocuktan çok şey bekleyecektir.’’

Mustafa’nın yaşamında ilk olağanüstü başarısı 1893 yılında çocukluk çağında orta öğrenimi döneminde matematik dersinde olmuş ve bunun sonucu olarak dersin öğretmeni O’nun adına Kemal adını eklemiştir.

’Mustafa Kemal bu olayla alakalı anısını şöyle anlatıyor: Rüştiyede en çok matematiğe merak sardım. Az zamanda bize bu dersi veren öğretmen kadar belki de daha fazla bilgi edindim. Derslerin üstündeki sorularla uğraşıyordum, yazılı sorular düzenliyordum. Matematik öğretmeni yazılı yanıt veriyordu. Öğretmenimin adı Mustafa idi, bir gün bana dedi ki: Oğlum senin de adın Mustafa benimde. Bu böyle olmayacak arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun. O zamandan beri adım gerçekten Mustafa Kemal oldu.’’

’Öğretmen sert bir adamdı. Sınıfta birinci, ikinci tanımıyordu. Bir gün bize:’’ Aramızda kendine kimler güveniyor, kalksınlar, onları çalıştırıcı yapacağım dedi. Önce durakladım. Ayağa öyleleri kalktı ki ben kalkmamayı tercih ettim. Bunlardan birinin çalıştırıcılığı altına girdim, çalışmanın ortasında daha fazla dayanamadım. Ayağa kalkarak: – Ben bundan daha iyi yaparım dedim, bunun üzerine öğretmen beni çalıştırıcı yaptı. Eski çalıştırıcıyı benim çalıştırmamın altına verdi.’’

Mustafa Kemal ve öğretmeni Mustafa’nın anlattıklarından sonra biraz yorum yapmakta yarar vardır.

Türkler, İslam dini içine girdikten sonra İslam dini ve İslam dini ile beraber Arap Kültürü, Türk Kültürü’nün üzerine adeta çökmüştü. Bunun sonucu Selçukilerin sonlarına doğru başlayan doğan çocuklara ARAPÇA isim vermek zaman içinde Türk Çocuklarına hiçbir kimse Türk ismi vermesinin önüne geçmiş ve artık DNA’sı Türk, ismi ve kültürü Arap olan bir toplum olmuştuk. Bunu Alaattin Keykübat, Alaattin Keyhüsrev gibi isimleri, Osman, Ömer, Hasan, Ali, Muhammet, Mehmet, Mustafa, Ahmet, Abdullah … gibi isimler Türk Devleti’ni ve bütün Türk Milleti’ni sardı. İşte bunların sonucu olarak Aliriza Efendi ve Zübeyde Hanım çifti de çocuklarına bu kültür içinde isim vermek durumunda kaldı. Mustafa ismi peygamber ismiydi. Müslüman olan bir toplumda peygamber isminden daha güzel isim olabilir miydi? Elbette ki hayır. O halde çocuğumuza Mustafa ismini vererek biz onu en baştan ödüllendirmiş olmalıyız diye düşünmekle pek hatalı oldukları söylenemez. Çünkü Müslüman bir devlettik. Ve üstelik devletimizde MÜSLÜMANLAR bir ÜMMETTİR. Ümmet içinde ayrı gayri olamazdı.

Çünkü Müslüman olmayanların tamamı MİLLET olarak kabul görülürken; Müslüman olanların soyuna, rengine, meziyetlerine bakılmaksızın hepsi ümmetti.

Oysaki Türkler, İslamiyet’e girmeden önce çocuklarına ad verme doğuştan başlamazdı. Çocuk doğar, yürür, konuşur eğitilir ve bunların sonucunda olağanüstü bir davranış kendi yetenekleri içinde gösterirse işte o durumda ebeveynleri çocuklarına bir ad şölenle birlikte koyarlardı. Bu bütün Türklerde yasaydı. Oysa Araplarda böyle bir durum yoktu. Onlar kız çocuklarını canlı canlı toprağa gömerken; erkek çocuklarına da hemen isim verirlerdi. Bu çelişki Türklerin İslamiyet boyunduruğuna girmesi sonucu yaşanıyordu. Kimse bu dini sorgulamıyordu. Bu din ile birlikte gelen kültürü ise içselleştirmiş kendi kültürü olarak görecek kadar benimsediklerini görüyoruz.

İşte böylelikle sözlü Arap Kültürü zaman içinde öyle alışkanlıklar Türkler de geliştirdi ki, Arapların isim olarak kullanmadıkları kalıplar, zamirler türetilerek Türkçe’ de ve Türkiye (Osmanlı Devleti) ‘de ad haline getirilerek kullanıldığını görüyoruz. İşte bunun sonucu olarak Mustafa Öğretmen, aslı Türkçe asker, kale, ordu, devlet anlamına gelen Kamâl adından bozularak olgunlaşma, kemale erme anlamına gelen KEMAL adını vermesini sağlamış oluyordu.

Rüştiye’den sonra Mustafa Kemal, 21 Haziran 1934’te çıkarılan 2 Temmuz 1934 günü Resmî Gazete ’de yayımlanmış, 2 Ocak 1935′te yürürlüğe giren 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her vatandaşın öz adından başka bir de soyadı taşıması zorunlu kılındı.

Soyadları Türkçe olacaktı.

Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet adları ile ahlaka aykırı ve gülünç sözcükler soyadı olarak kullanılmayacaktı.

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 Sayılı Kanun’la, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir.

1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Paşa” gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlar kaldırılmıştır.

Aynı kanunla yurt savunmasında, Millî Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da yasaklanmıştır.

İşte bu kanundan sonra Mustafa Kemal ATATÜRK, artık adına ve soyadına tam bir çekidüzen verecekti. Bu da adının Türkçe asker, kale, ordu devlet anlamına gelen KAMÂL, soyadı olarak ‘ataları gibi Türk olan’ anlamına gelen ATATÜRK soyadını almıştır. Bunun dışında Kamâl ATATÜRK gerek yasalar gereği gerekse kendi tercihi nedeniyle resmi sıfatı olan CUMHURBAŞKANI sıfatı dışındaki hiçbir sıfatı kullanmadı. Uçmağa Cumhurbaşkanı Kamâl ATATÜRK olarak vardı. Kamâl Atatürk’ün uçmağa varmasından sonra tekrar Mustafa, Kemal, Mustafa Kemal, Mustafa Kemal ATATÜRK, gibi terk ettiği isimleri gündeme sürekli getirmek için kullanmak onun maddi ve manevi şahsiyetine saygı sayılamaz!

Bu konuda yaşadığı tarih ile alakalı anekdotlar verilirken; yaşadığı dönemdeki ismi, sıfatı ne ise onlar kullanılmalı ancak günümüzden bir ATATÜRK kimliği ile ifade kullanılacaksa; bunun kesinlikle KAMÂL ATATÜRK olması gerektiğini ifade etmek isteriz.

Burada isim konusu sadece bir isim değişikliği değildir. Türkçe’ye öze dönüştür. Bu öze dönüş devlet başkanı ile başlamış ise; vatandaşlar bu durumda ne yapmalıdır? Şayet şuur gelişmezse; bir yandan Türk’üz der, diğer yandan mevcut haliyle Arap Kültürü’nü yaşarız. Peki Türklüğe hizmet borcumuz ne olacak? Bizim kendimiz ile barışmamız için ne yapmalıyız?

Diğer yandan Kamâl ismi üzerine Kamâl Atatürk’ün duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülkülerinin tanımlanması için kendi beyanlarını ele alıp, O’nun yolundan gitmeyi başlatmak zorundayız.

25 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.