Hoşgeldiniz  

KAMÂLİZM’İ, KEMALİZM VE ATATÜRKÇÜLÜKLE İSTİSMAR ETMİŞLERDİR I

Mehmet Zehir | 05 Ocak 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülkülerini iyi anlarsak onların tamamen TÜRKLÜĞÜN değerlerinden çıktığını, kendisinin üstün birikimleri birikim ve yetenekleri ile ortaya konulduğunu görürüz.

Buradan hareketle ne Fransız Devrimi’nden etkilenmesi, ne Roma’ya ait bir hukuku aldığı, ne Latinlere ait bir yazıyı, ne İsviçrelilere ait bir kanunu, …vb aldığı söz konusu olmadığını da görürüz.

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK yukarıda ki konuları ve başkaca bir çok konuyu içine alan soruya verdiği yanıtta ” biz bizim olanları aldık günümüze uyarladık ” demiştir.

Dolayısıyla Uğur Mumcu’nun geniş geniş konuştuğu sözler kendisini ve kendi ilişki ağındakileri bağlar.

Ancak ATATÜRKÇÜLÜK kisvesi altında sahneye sürülenler bütün Türk Milleti’nin kafasında derin bulanıklıklar oluşturduğunu ifade etmek isterim.

Yani işin her tarafında sıkıntı var. Yıllardan beri diyorum ki ATATÜRKÇÜLÜK, 1954 tarihinde Celal Bayar tarafından üretilmesi öncesinde CHP tarafında Türk Devrimi’nin ilkeleri CHP tüzüğünden çıkarılmıştı. Bu ilkeler CHP tüzüğündeyken bunlara Kemalizm diyenler Atatürk sonrasında Atatürk’ün her türlü donmaya, kalıba, tabuya, dogmaya, ideolojiye, doktrine Atatürk’ün karşı olduğunu yapmış olduğu açıklamalar ile bilmelerine rağmen Kemalizm diyerek ATATÜRK’ün 9 Mayıs 1935’te Kamâlizm olarak ilan etmiş olduğu Türk Devrimi ilkelerini kendi çıkarları ve ATATÜRK değerleri karşıtlığında sahneye sürerek kime yarandığını en basit ve masum anlamıyla ifade etmeye kalktığımızda; bir tarafta saltanatçılar, bir yanda hilafetçiler ve diğer bir yanda Cumhuriyeti savunduğunu iddia edenler bir araya gelmişse; orada kesinlikle Türklüğün değerleri, Cumhuriyet’in değerleri ve nihayetinde bu değerleri bir kez daha derli toplu ortaya koyan Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün yanında değil, karşısında oldukları açık olarak görülür.

En son kerte de sahneye sürülen ATATÜRKÇÜLÜK konusunda toplum kandırılmıştır. Hiçbir kimse ATATÜRK ile yüzleşerek ortaya bir ATATÜRKÇÜLÜK koymamışlardır. Daha da kötüsü ATATÜRK, ATATÜRKÇÜLÜĞÜ kabul eder miydi, etmez miydi kimse sormamış ama buna rağmen herkes kendi gücü oranında ATATÜRK öznesinde görülerek bir ATATÜRKÇÜLÜK ortaya sunulmuştur. Yani ATATÜRK’le hesaplaşma gözü alınamamış ama alınmışçasına bir anlayışla ATATÜRKÇÜLÜK sahnede yerini almıştır.

Kısaca özetlersek; Atatürk yapmış olduğu devrimlere Türk Devrimi deyip; tek partili siyasi sistemde istikrar oluşturduktan sonra bunları CHP tüzüğüne yerleştirdikten sonra uçmağa varana kadar bunlara Kamâlizm demiş ve Edirne Saylav(Milletvekili) Şeref AYKUT 1936’da yazdığı Kamâlizm isimli kitap ile CHP tüzüğünü anlatırken; Türklerin bundan sonraki yolunu Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün ortaya koyduklarının ışığında yazmış ve Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’te bu kitabı görmüş okumuş ve hiçbir düzeltmeye ihtiyaç görmeyerek kabul etmiş olduğunu tarih bizlerin önüne koymaktadır.

Buradan hareketle ATATÜRK’ün tek parti ile devam ettiği yolda ileri de parti de kaldırılarak; partisiz CUMHURİYET’in ortaya konularak tam demokratlık anlayışını Türklerin başarabileceği anlaşılmaktadır. Dünya’ya sayısız katkı sunan Türklerin insanlığa son bir katkısının da bunun üzerinden olarak insanların savaşsız, tasasız, anlayışlı ve sürekli gelişmeyi hedefleyerek yaşayabileceklerini göstermeleri zaruri olduğunu eğer bunu başaramazlarsa; Türklük kendisini ispatlamakta zaafa düşeceğini göstermektedir. Öncelikle Türkleri bırakın ATATÜRK Türkiyesi’nin hemen ardından gelenler çok partili siyasi sisteme geçerek iflaslarını ilan ederek; Türklüğün bekasını çıkmaza sokmuşlardır.

Çok partili siyasi sistem, dış güçlerin içerimizdeki siyasi aktörlerle istedikleri oyunları oynamalarına olanak vermiş ve bunun sonucu olarak taviz üstüne taviz verilmeye başlamış, Fullbryt Anlaşması, Nato’ya girişler ve ardından 27 Mayıs Darbesi gelmiş; darbe bir çok şeye etki etmesine rağmen asıl etkisini ATATÜRK’ün yapmış olduğu ANAYASA olan TEŞKİLAT-I ESASİ’yi kaldırmış,yerine 27 Mayıs ANAYASASI’nı koymuştur. Bu ANAYASA bizlere sonraki sürecin nasıl oluştuğunu göstermektedir. Bu süreçte ortaya konulan ANAYASA gereğince kurumlar ve şahıslar ön plana çıkarılarak SINIF anlayışının oluşması sağlanmış; bir zamanlar birimiz hepimiz için hepimiz birimiz için olan binlerce yıllık Türklüğün yaşam anlayışı olan Türkçe Yaşam ortadan kalkmış yerini sınıfcılık anlayışının sonuçları kökleşerek yaşama katılmış ardından ülke siyasi arenaya çevrilmesi sağlanmıştır.

Bunun sonucu olarak da sahneye karşıtlık üzerine konumlanmış onlarca parti, dernek çıkartılarak bunların arasındaki kavgalar körüklenmiş, bu kuruluşların yöneticileri ardına sarılan her şeyi sorgulayan ama bir konuyu  sorgulamayan karşıt görüşler çıkmıştır.Bu karşıt görüşler sürekli toplumun ana değerlerini çürütürken; din sosu ve zenginlik geçer akçe olarak sürekli korunmuş olarak var edilmiştir.

İşte bu kapsamda Ordu içinde darbeler, muhtiralar ve nihayetinde 12 Eylül 1980 askeri! Darbesine gelene kadar acaba kaç tane sivil darbe yapıldığı hiç ele alınmamıştır. Oysa ki askeriyesi darbe yapan bir ülkenin sivil inisiyatifi darbe yapmamış olabilir mi?

Mesela 24 Ocak 1980 kararları bir sivil darbe değil miydi?

Paramızın değer kaybetmesini, alım gücümüzün zayıflamasını sağlayacak olan kararlar darbe değil miydi?

Konuyu isteyen araştırabilir ama bu darbenin mimarları arasında da Amerika’nın uzayan kolunu bir Türk Pasaportu ile sağladığının altını çizmek isterim.

35 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.