Hoşgeldiniz  

KAMÂLİZM İKAMELER İLE UNUTTURULDU 1

Mehmet Zehir | 30 Aralık 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm, adı henüz telaffuz edilmeden önce medya Kemalciler adını takmıştı bile, sonra Kemalistler diye medya dillendirmeye başladı. Sonra medyanın adlandırmaları ile beraber siyaset ve devlet adamları aynı şekilde adlandırmaya çalıştılar. Bu adlandırmalarla da halk yalan yanlış birçok saçma endişeye de sevk edildi.

Gel zaman git zaman sonrası Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK CHP’nin 4. Kongresinde bu yapılan işlerin 9 Mayıs 1935 Kamâlizm olduğunu açıklayınca; hemen Kamâlizm’in ne anlama geldiğini devletin resmi yayım kuruluşu olan ANADOLU AJANSI açıklayınca; bu tarihe kadar ikame ürünlerle herkesin kendisine yonttuğu, kendi düşüncelerine basamak yaptığı değerler birden ellerinden gidince bir takım dış ideolojilere içeride nefes aldırmak isteyenler başta olmak üzere hepsi açık düştü. Bu durum aynı insanları düşündürtmeye başladı ne yapmalı ne etmeli?

Devletin binbir derdi yanısıra halkın binbir derdi varken; Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK, yapısal ve düşünsel birçok reformu ard arda sıralayarak süreci hızlandırmaktayken; başta yanında olan beylerin dertleri onun duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülküleri ile bizlere kazandırdığı bizim olan değerlerimizi nasıl sekteye uğratırız diye arayışlar ortaya çıkmakta hiç gecikmedi.

Bunların en başında Mason Locaları’nın kapatılması ile başlayan süreç artık içeride ve dışarıdaki işbirlikçilerin her alanda bir ve beraber zihniyet olarak hareket etmesine olanak veriyordu. Dolayısıyle hepsi bir ve beraber bu olanağı değerlendirmek için rollerini üstlendiler.

Stratejiler oluşturdular. Oluşan ayaklanmaları da burada olanak olarak gördüler. Yalan yanlış bilgilerle yanıltma hareketleri de yapılmaya başlandı. Öyle bir hal ortaya çıkmıştı ki Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK, hükümetin ikircikli davranışlarını kendisinin görevlendirdiği bürokratlarla tespit eder hale gelmişti.

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün etrafı gittikçe boşaltılıyor, yanına hükümetin adamları ve özellikle Masonlar yerleştiriliyordu.  Düşünün ki, Mason Locaları’nı kapatan ATATÜRK’ün başhekimliğine Masonların 1. Numaralı üstadı Dr. Mim Kemal Öge getiriliyordu. Uluğ Başbuğ bundan şikayetini Manevi kızı Afet İnan’a yazarak adeta şikâyet ediyordu. Burada Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK bu şikâyeti neden yaptı diye sorduğumuzda; hemen karşımıza devrin siyasi iktidarını koruyan bir kalkan çıkıyor. Derken hastalıkları ağırlaşan Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK aramızdan ayrıldığı günün sabahı sözde güvenlik gerekçe gösterilerek Ankara’da Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılabiliyor, İstanbul’a TBMM üyeleri gelmiyorlar bile..

Buradan hareketle devrin medyasına baktığımız zaman, devrin siyaset erbabına baktığımız zaman ‘’ kral öldü, yaşasın yeni kral’’ diyen bir zümre ülkeyi ele geçirerek kendi projelerini uygulamaya başladıklarını görüyoruz. Kendi projelerini hazırlamak için bir çalışmaya gerek yoktu. Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün yaptıklarının tam tersini yaptığınızda oldu size sizin projeleriniz. Nitekim bu devletin çivisinin ilk çıkışı ve kırılma noktası Cumhuriyet tarihinde 11 Kasım 1938 tarihi olmuştur.

Burada ki somut adımları da görmek mümkündür.

Mart 1939 da yapılan seçimlerde listeler tamamen İsmet İnönü tarafından hazırlanmıştır. Bununla beraber eğitim müfredatının baş köşesini işgal eden Tarih Kurultayları ve Dil Kurultayları’nın eserlerinin yeniden basılması yasaklanmıştır. Yaklaşmakta olan ıı.Dünya savaşı için Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün katı emirleri unutulmuş başta İngiltere, Fransa ve Amerika olmak üzere 3 anlaşma Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün aramızdan ayrılmasından tam 144 gün sonra yürürlüğe girmişti bile. Ardından gelen süreçte Almanların eski başbakanı Popen Ankara büyükelçisi atanıp; Alman Politikalarının çıkarlarını Ankara’dan yürütmüş ve Türkiye’yi de kendi istediği istikamette stepne olarak tutuvermiştir.

Ne acıdır ki, bu stepne pozisyona göre halk kıtlığa bağlanmış, ekmek karne ile verilmiş ve bunun adına sizi babasız bırakmadı almıştır. Aynı zihniyet 1683’ten beri taarruz yapmayarak gerilemiş olan Osmanlı’nın çöküşünü getirdiği gibi şimdi de aynı zihniyetin ürünü olarak Amerika’nın adeta kucağına bırakılmıştık.

Evet 1 Nisan 1939 tarihinde ABD ile yapılan anlaşma Türk Tarihi’nin olduğu kadar dünya tarihinin de gördüğü en kapsamlı kapitülasyon anlaşmasıydı ama sözcükler öyle yerli yerine yerleştiriliyor ki; kapitülasyonun k harfini dahi hiçbir yerde karşı devrim hareketi içinde göstermiyorlardı. Ardından gelen Amerikan başkanın mektubu ve ardından 27 Aralık 1947’de imzalanan ve “Fulbright Anlaşması” ile de köklerimiz tamamen koparılarak ABD’nin adeta uydusu olduğumuzun altı çiziliyordu. Bunun öncesinde de ‘’ ÇOK PARTİLİ SİYASİ SİSTEME GEÇMEK’’ demokrasiye geçtik diye aynı karşı devrimciler tarafından sunuyordu. Çok basit bir ifade ile çok parti demek, herkesin kendi doğrularının sahne alacağı ve çatışmanın oluşacağı sistem demek olduğu ülke kan gölüne döndüğünde bile saklamayı bu zihniyet başarmıştı. Üstelik yapılan seçimlerin ‘’ GİZLİ OY, AÇIK SAYIM’’ ile yapılmasını bu zihniyet yağlandırarak ballandırarak anlatabilmişti.

Bu zamana kadar anılmakta olan Kemalizm, CHP’nin tüzük tadili ile 9 Mayıs 1934’ten beri olan varlığı da artık ortadan kalkmış, Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ten siyaset bahsetmek mümkün olmamaya başlamıştı. Cidden sevenler de açıktan bu sevgilerine paralel haykıramamaktaydılar. Zira artık jünalcilik almış başını yürümüştü!

Kime niye?

Nato’ya bunun ardından giriş başvuruları üst üste yapıldı ve 1950 de yapılan seçimle koltukları değişen Celal Bayar – İsmet İnönü ikilisi NATO’ya girmeyi sahiplenerek seçimlerde karşı tarafa üstünlük sağlama politikası olarak bunu sununca karşı taraf durur mu, Nato’ya girmek için gerekçe olan Kore Savaşı’na asker göndermeyi gündeme getirerek, ‘’ tencere dibin kara, senin ki benden kara ‘’ tahteravallisi oynanmaya başladı.

Ancak esas oğlan olan ABD artık halkın önünde kavgayı, kapalı kapılar ardında da soyut ve somut paylaşıma gözetmenlik yaptığından SOĞUK SAVAŞ PROJESİ DEVREYE KONULDU.

Bunu anlamanın en basit yolu 10 Kasım 1938 öncesi neler yapılmış bakmak yeterliydi. Ancak bunların teorik ve pratik izine ulaşabilmek sorun haline getirilerek yeni MİLLİ ŞEF ne derse kanun o olduğu bir süreç yaşatıldı.

Bunun gereği olarak YEŞİL KUŞAK TEORİSİ hayat bulması için halk arasında ileri geri davranış ve konuşmalar nümayişler başlatılarak terör ortamı oluşturuldu. Bu dönemde proje gereği unutturulmakta olan Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK değerlerinin Kemalizm olarak ifadesi de yokluğunu Demokrat Parti Atatürkçülük olarak doldurmaya başlamıştı. Amerika ile çok yakın temasları olan Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı’nda ve Adnan Menderes’in başbakanlığında Atatürkçülük bir proje olarak sahneye konularak gelecek kuşaklar YEŞİL KUŞAK TEORİSİ için yumuşatılarak sahne de yerini almıştı.

33 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.