Hoşgeldiniz  

KAMALİZM EVRENSELDİR VI

Mehmet Zehir | 09 Kasım 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

HARF DEVRİMİ ( 1KASIM 1928) I

Cumhuriyet öncesi özellikle Selçukiler ve Osmanlı Devleti dönemlerinde Türk yazı dili Arapça ve Farsça ‘dan büyük oranda etkilenmiş; çoğunlukla bu dillerin sözcüklerini alarak karma bir saray dili inşaa ederek; Türk Dili’ni büyük bir erozyona tabii tuttular. Bu tabii tutuş aynı zamanda yazı damgalarında da kendisini göstermiştir.

Selçukilerden sonra kurulan Anadolu beylikleri dönemlerinde döneminde Karamanoğlu Mehmet Bey dışında diğer bütün beylikler; atabeylikler suskun kalarak Selçukilerden kalan gelenek gereği herkes Farsça konuşmayı sürdürmektedir. Karamanoğlu Mehmet Bey, Türklüğün kendisini ifade etme biçimi olan yani iletişimin dili olan TÜRKÇE’nin bizlere atalarımızdan kalan bağımsızlığımızın bayraktan da daha önce gelen dilimizle başladığını ileri sürerek başkaldırmıştır.

Bunun neticesinde başlayan hareketler Osmanlı’nın kuruluşu ve Karamanoğlu beyliğini savaş ile ele geçiren II.Mehmet sonrasında TÜRKLÜĞÜN SES BAYRAĞI yere düşürülmüş FARSÇA, ARAPÇA ve TÜRKÇE’nin karışımı ile bir yeni dil konuşulacaktır. Bu dil OSMANLICADIR. Bu dile bir de yazı dili lazımdır; O’da Arap tamgaları olacaktır. Dolayısı ile Osmanlıca ve Arapça tamgalarla Türkleri yönetmek kolaylaşmıştır. Çünkü Türk Halkı bu dilleri bilmez, yetmedi şimdi de birde bunun üzerine Arap tamgalarını da eklediğinizde Türklerin artık devlet yönetimi ile irtibatı en düşük seviyeye indirildiğini görmek gerekir.

Zaten oluşan Osmanlıca dil, saray dili olarak ilerisi sürülmesinin ardındaki gerekçe halk ile sarayın arasındaki kopukluğunun oluşması içindir.

Neden ve niçinlerini geçmiş yazılarımızda yazdık; bu nedenle konuyu anlatabilmek için bu alana girmeye gerek görmüyoruz.

İşin özünde iki sıkıntımız var:

Birincisi, Arap tamgalarının dil ile söylenenlerini yazı ile anlatmaya yetersiz olmasıdır. Yani Arap tamgalarının teknik olarak yetersizliğidir.

Bununda en büyük nedeni sesli harflerinin olmamasıdır. Tamgaların resimlerinin de diğer diller ile örtüşmesinin mümkün olmamasına rağmen; çevremizde yazı dilini sürekli kullanan batılıların kullandığı yazı tamgalarının Araplar ile aynı olmaması Osmanlı’nın özellikle son döneminde çok ciddi sıkıntıları karşımıza çıkarmıştı. Bu harf devrimini II. Mahmut, II. Abdulhamit, Enver Paşa başarmak için çalışmalar yapmışlar ama hiç biri başaramamıştır. Bu nedenle de bu işe bir daha girişilmemesi kayıtlara not düşülmüş olduğundan Kamâl ATATÜRK dışında kimse herkes bir daha HARF TAMGASI için bir devrim çalışmasının başlamasını istediğini söylemek mümkün değildir.

İkincisi ise, halkın okuma yazma oranının çok düşük seviyede olmuş olması Türk Harf Devrimi’nin yarınlar açısından bakıldığında zorunluluğunu koruduğu açıktır. Bu zorunluluk aşılabilmesi için çalışmalar ne kadar zor olursa olsun yapılmalıydı. İşte bu nedenle Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK bu alana girerken; önce daha önce yaşanmış olan olumsuzlukların, bilinçsizliklerin, etkilerinden kurtulmak için bir zihinsel devrim yaptırılması gerektiği açıktır.

Konuyu Başbakan İsmet İnönü ile ele alan Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk, İsmet İnönü’nün mümkün değil, başarılamaz; sözlerine karşılık bu iş üç ayda başarılacaktır der. Bunun üzerine İsmet İnönü hem kanunun yazılmasını, hem kanunun oluşmasını hem de sonrasında uygulamanın canhıraş bütün yurtta başarılmasını sağlamaya çalışmış; bundan dolayı da sanki zamanın da muhalif olan o değilmiş gibi birçok konuşma yapmış, birçok genel göndermiştir.

Hatta konunun millete aktarılmasında Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’e başöğretmenlik teklifini yaptırtmış ve böylelikle de MİLLET MEKTEPLERİNİN açılmasının yolunu açma olanağından da payını almıştır.

MİLLET MEKTEPLERİ

Millet Mektepleri okuma yazma oranın çok düşük olması nedeniyle; insan toplamımızın yaşlı, sakat, kadın ve küçük çocuklardan ibaret olması dikkate alınarak sürekli eğitim amacıyla faaliyet giren okullardır. Bu okullar sürekli eğitim yapacağından halkın her bir ferdinin okuma yazma öğrenme olanağına sahip olması söz konusuydu. Bu nedenle bu okulların kuruluşu özellikle batılıları çok rahatsız etmişti. Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK, bütün toplumu TÜRKLÜĞÜN MÜCADELESİNE ortak etmek için eğitmeye, yarınları garanti altına almaya bir daha geçmişte yaşandığı gibi olumsuzlukların yaşanacağı bir TÜRKİYE’ye götürülmesine olanak bırakmamak için eğitmek istiyordu. Türklüğün medeniyete katkıları eğitilmiş Türkler sayesinde daha fazla olacağı gibi; Türklüğün medeniyet ufkuna bir güneş olarak yeniden gelecekte parlamasını da sağlayacağına inanıyordu. Bu inançla yapmış olduğu çalışmaları da çekinmeden açıktan yapıyordu ki, hem millete bir güven gelişsin hem de batılıların bu işleri derme çatma yapanlar gibi yapmadığını dolayısı ile Türklüğün üzerine kimsenin öyle rast gele saldırmaya cesaret etmemesini pekiştiriyordu. Daha sonraki zamanlar da emperyal zihniyetin yerli işbirlikçileri bu millet mekteplerini kapatılıp; kapatılmak üzere kurulan KÖY ENSTİTÜLERİ’nin kurulma gerekçesi yapıyorlardı.

29 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.