Hoşgeldiniz  

KAMALİZM EVRENSELDİR V

Mehmet Zehir | 09 Kasım 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

1 KASIM 1922 SAALTANATIN KALDIRILMASI II

Büyük Tarruzun sonrasında bir yandan İstanbul’da bir hükümet, diğer yandan Ankara’da bir hükümet varken; itilaf devletleri bunu dikkate alarak barış görüşmelerine hem İstanbul hükümetini, hem de Ankara hükümetini davet ederek sürdürmekte olduğu ikileme bir yenisini daha eklemiş oluyordu.

İtilaf Devletleri, daha önce Londra Konferası’na hem Ankara’da ki TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİNİ, hem de İstanbul’daki Osmanlı hükümetini davet ederek ikilemin ilkini önümüze koymuşlardı ve istediklerini de almışlardı.

İşte bu sefer bunları yine yapmak istediklerinde; Dr. Rıza Nur’un TBMM’de ki kanun teklifi ile Saltanat’ı kaldırdık. Bu hareket devrimlerin ilkidir. Dolayısı ile sürekli devrim ilkesi öncelikle kendi varlığına engel olacak ne varsa onları ortadan kaldırarak yola çıkıp, daha sonra kendisine özgü davranışlara bürünmesi bütün enerjinin bu yönde harcanmasının gereğini dikkatimize sunar.

Altıyüzyılllık babadan oğula geçen saltanat rejimi, kendisinden önceki devletin hakana ait olması ve hakanın oğulları arasında bölüşülerek güçsüz kalmayı görünürde ortaya koysa da, zaman içinde halkı köle olarak algılatmaya kadar giden bir yapılanma olmuştu. İktidar sahipleri, bu rahatlıklarından vazgeçmek niyetinde olmadıkları gibi, teba ise bir yandan durumu içselleştirmiş, diğer bir yandan korkaklığından başkaldıramaz oluşu yanında Türk dışı unsurlar her istediklerini organize olup veya kilit noktalarda sürekliliği sağladıklarından alırken; devletin asli unsurunun adeta köle yaşamını seçmiş olması insanlıkla bağdaşamazdı.

Bir de aynı anda iki devletin ortada durması demek; düşmanın istediği gibi at oynatmasının olanağı olarak masa da durmaktaydı. Tabii bu aynı zamanda Osmanlı öncesi çift başlılıklarının Osmanlıyla beraber bundan sonrada sürmesi anlamına gelecekti. Hâkimiyeti millete verecek olan bir iradenin önünde saltanatın varlığını sürdürmesi açık bir engel olması da yani ulus egemenliğine aykırı olması ayrıca dikkate alınarak konunun bizler için en önemli unsuru haline gelmesini sağlıyordu.

Böylelikle saltanatın kaldırılması birçok unsurun temizlenmesini sağlayacağına göre kaldırılmamasını istemenin, bunda diretmenin Osmanlı Soyu dışındakilerin ne işine yarıyordu sorusu da sorulup yanıtını bulmalıydı.

Öncelikle 1. Meclis, Meclisi Mebusa’nın İngilizler tarafından kapatılması nedeniyle kurulan meclisti ve üyeleri Anadolu’da ivedilikle seçilip gönderilen kişilerden oluşuyordu. Bu kişiler genel olarak belediyelerin, valiliklerin kısmen de halkın gözü önünde olan kişilerdi. İvedi olarak seçip göndermek için çok çok adil seçme; seçilme olanağı oluşarak yapılan bir seçimle gönderilen kişiler değildi. Bunlar bir şekilde öne çıkmış olan; bu mana da Kamâl ATATÜRK’ün otoritesini duyanlarca seçilip gönderilen geneli vatansever ama eğitimleri, bilinçleri zayıf kişilerdi.

Yani bunlara her şeyi ayrıntıları anlatmadığın sürece kolayca girift ilişkileri yönetebilecek oradan doğru sonuç çıkarabilecek kişiler değillerdi. Zaten bunları ikna etmek, bunlara detaylı olarak her şeyi anlatmaktan geçiyordu. İkna olduklarında sizin görüşünüze istisnası hariç kayıtsız şartsız katılıyorlardı. Ancak her konuda her zaman bunları ikna etmek için kullanılan zaman yeterli olmadığı gibi, Kamâl ATATÜRK’ten başka da gerçek manada aydın TBMM’de yok denilebilirdi.

Kamâl ATATÜRK bu nedenle kendisinin olmadığı yerde onların en çok önem verdikleri kişiyi yerine bırakıyor; diğer işlerinin peşine düşüyor; kendiişlerini yapıp meclise döndüğünde kendi planlarının yine masaya koyarak aydınlatma, ikna etme işlerini sürdürüyordu.

Birinci meclisin bu kararı aynı zamanda birinci meclisin aldığı ilk devrim kararıdır. Bu noktanın altını çizdikten sonra Kamâl ATATÜRK’ün MİLLİ İRADEYİ halka vermek için yapmış olduğu çalışmalarda dikkatleri bir noktaya çekmek isterim. O nokta da meşruluk ilkesidir. Bu nokta da Türklerin yapmış olduğu bütün işlerde aranan en büyük özellik meşruluk ilkesi olduğunun altını çizmek isterim.

Düşünelim ki, yedi düvele karşı savaşarak haklarını alan bir TBMM Hükümeti, sözde var olan Osmanlı Devleti’nden hükümranlık haklarını almak ve bütünüyle bunları temsil etmek istese edemez miydi?
Elbette ederdi. Ancak tartışmalar bitmezdi. Düşmanlar pireyi deve yaparak Aslan’ın zincire bağlar, fareye boğdurmaya çalışmaktan asla vazgeçmezlerdi. İşte bunların aşılması için Türkler de en büyük yasama organı olan MECLİS, bunu kanunlaştırdığında kimse buna karşı çıkmak istese de başarma iradesi elde etme şansı yakalayamazdı. Bu kapsamda Türkler geçmişte aksakalların, beylerbeylerinin, hakanın katılımıyla süreklilik halini alan meclislerinde kengeç/ kengeş; mecliste ki görüşmelere de keneş demekteydiler. Günümüzde bu meclis adını almıştır.

32 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.