Hoşgeldiniz  

KAMÂLİZM EVRENSELDİR III

Mehmet Zehir | 09 Kasım 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Almanca, İngilizce, Yunanca, Latince, Farsça, Arapça ve Sanskrit dillerinde uzman olan Friedrich Max MÜLLER Türk Dili hakkında yapmış olduğu tespit ile Türk dilinin doğallığına yapmış olduğu vurgu Kamâlizm’in doğallığı ile değerlendirildiğinde; Kamâlizm’in bu dili ortaya koyanların varlığından ortaya çıktığını da ileri sürmüş olsalar; aslında bir hakikati değerlendirmiş olurlar. O halde önce Friedrich Max MÜLLER’e kulak verelim:

Türkçenin bir dil bilgisi kitabını okuyanlar, bu dili öğrenmek niyetinde olmasalar bile, yine de, zevk duyarak okumaya devam ederler. İsim ve fiillerin çekimindeki düzenli sistem ve dil bilgisi ilgili diğer bütün durumların ortaya konuluşundaki ustalık insanı hayrete düşürür. Bu dili inceleyenler, dilin yapısındaki saydamlık, kolayca anlaşıla bilirlik vasfı ve insan zekasının belirtme gücü karşısında hayranlık duyarlar. Türk dili, düşünceyi, duyguyu ve heyecanı en ince ayrıntılarına kadar belirtecek bir kudrete sahiptir.

Türk dilindeki ses ve şekil elemanlarının, baştan sona kadar düzenli ve ahenkli bir sisteme göre birbirleri ile bağdaştırılması, insan zekasının bu dilde abideleşen bir başarısı olarak tecelli eder. Birçok dilde, bu vasıflar perde arkasına gizlenmiş durumdadır. Karşınızda, sisler içerisindeki seçilmez kayalar gibi dururlar. Bu dillerin yapısındaki organik elemanlar, ancak dil bilginlerinin mikroskobik araştırmaları ile ortaya çıkarılabilirler.

Türk dilinde ise, her şey apaçık ve aydınlıktır. İnsan billurdan bir arı kovanındaki petekleri izler gibi, dilin iç ve dış yapısını net olarak görebilir. Türk dili, seçkin bir bilginler akademisinin uzun bir çalışmasının sonunda meydana getirdiği mükemmel bir dil görünüşündedir.

Steplerde kendi başlarına yaşayan göçebe bir halkın, doğuştan edindiği dil duygusu ile meydana koyduğu Türk dili, dünya yüzündeki benzerlerinden hiç de aşağı değildir. Kaldı ki, hiçbir akademik kurul, Türk dili kadar güzel bir dil yapamaz.”

Yukarıda Friedrich Max MÜLLER’in anlattığı ve yine yukarıda kendisinin bildiği dilleri beraber ele aldığımızda kadim dünyanın önemli dillerini bilmiş olması; bu dünyanın kültürü hakkında da düşünce sahibi olduğunu gösterir. Kadim dünyanın doğallığı içinden süzülüp gelen Türkler, her gün bir adım öne hem tinleri ile hem bedenleri ile yürümenin gayreti içindeyken doğal kutsal tabiat ana ona her noktasında yer vererek onu ölümsüz kılmış olduğunu söylesek yanlış yapmayız. Bu ölümsüzlük Türk’ün ve Türklüğün ölümsüzlüğüdür.

Altayların ruhani lideri ve Şamanların başı olan Akay KİNE bakın neler söylüyor:

“Gök Tanrı’nın bütün kadim öğretileri, kadim bilgileri bu topraklarda yani Altay’da saklanmaktadır. Bu kadim öğretileri, Türklerle değişik yerlere dağılmıştır. Atanar Taş’tan dağları, taşlar Beşik Dağı’nda yaratılıp tüm dünyaya yayılan Türkler gibi birgün tekrar, Atanar Taş’ın yanında toplanacaklardır. Dünyanın başka yerlerine gitmiş farklı dinleri kabul edip, farklı devletler kurmuş, aralarına ayrılık düşmüş ve zaman zaman kavga etmiş Türk halklarının hepsinin tekrar bir araya gelebilecekleri yer ancak Altay’dır. Türkleri ancak Altay’da bir araya getirip toplamak mümkündür. Çünkü kardeşlerin kavga etmeleri yasak olan tek yer baba evidir. Türklerin ata yurdu ve baba evi de Altay’dır. Tüm dünyada Türkler birbiriyle savaşır ama Atayurt Ergenekon’da kimse savaşmaz.’’

Günümüzde yaşayan kendisini doğaya ve Türklüğe adamış olan Akay KİNE ortaya koymuş olduğu tespitlere de bakıldığında Türklüğün kadim hayatı her yönüyle incelemeye değer olduğunu ve bunu inceleyip günümüz ile bir köprü kurduğumuzda kadim tarihin özetini Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK liderliğinde yine Türklerde görülmesinin tesadüf olmadığını kabul etmemiz gerekir. Bu kabul edişi Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün duygu, düşünce, söylem, uygulama ve bıraktığı ülküler ile değerlendirdiğimizde tarihi sürekliliğin doğallığını ve bu doğallığından gelecek çağlara aktarılabilmesi için uygulamadan doğan teorisinin bir adı olması gerektiğini de kabul etmemiz gerekir. İşte bu nedenlerin sonucu olarak Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK, önce kendisine TÜRKÇE ve bütün TÜRKLERİN ortak paydası olan bir ad alarak soyadını da ATASI GİBİ TÜRK OLANLAR anlamına taşıdıktan sonra Kamâl ismine teorilerin evrensel eki ile Kamâlizm adını vermek durumunda kalmıştır. Tıpkı Türkiye Cumhuriyet Devleti’ni kurmuş olmasına rağmen bir siyasi parti kurmak zorunda kaldığı gibi.

Neden siyasi parti kurmuştu?

Çünkü İstiklal Harbi’ne şu veya bu şekilde katılanlar, hilafet ve hanedanlık peşinde olduklarını söylem, eylemleri ve amaçları bakımından ortaya koymuş ve bunda ısrar ettikleri için Parti kurmuş ve durumu böyle sürdürmüştür.

Peki parti kurmamak düşüncesinde olduğunu nereden anlıyoruz?

Türk Toplumunu bir ve bütün olarak görmek isteyen kişi ayrışmayı temellendiren bir düşünceye hizmet edecek bir eylem içinde bulunur mu? Ayrıca Kuvayı Milliye’ye katılmakta tek şart; parti ve partizanlık anlamına gelen ‘’firkalaşmak(partileşmek) yasaktır’’ anlayışını ortaya koymuş olmasıdır. Daha sonra da kurulan diğer partileri kapatması/ kapattırması/ kendiliğinden kapatılması tamamen bu ayrışmanın temellenmesini ortadan kaldırmak; Türkler de ayrımcılık olmadığını ortaya koymak içindir.

Buradan hareketle Uluğ Başbuğ Atatürk’ün Türk Toplumu’na bütünlüğü ifade etmesi için Türk Toplumu’nun geçmişindeki bir yandan hataları telafi etmeyi, diğer yandan ise olması gerekeni ortaya koymaya çalışmakta olduğu açıktır. Bu nedenle bazı değerler oluşmadan, olgunlaşmadan sonuçları görülmeden adlandırılmaması Türklerin yeni doğan çocuklara kendilerini ispatlamadan önce ad koymaması ile aynı anlamdadır. Bu kapsamda Kadro Dergisi’nin baş yazarı ve genel yayım yönetmeni olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yapılanlara bir ad vermesini arzu ederek Kemalizm’i de önererek yapmış olduğu teklifi nazikçe geri çevirirken ‘’ altında kalırız çocuk ‘’ derken, asıl altında kalınmasından korkulan insanın makineymiş gibi değerlendirilmesini sağlayan ideolojilerin, doktrinlerin, tabuların üzerinden kendimizi ifade etmemiz söz konusu olursa; insanın bir makine olmadığı bir canlı olduğu anlayışını zimmen ifade etmiş olduğu düşünülebilir. Çünkü insan canlı organizma olarak düşünen, uygulayabilen, muhakeme edebilen, güzellik anlayışı sahibi olan bir varlık olup; her türlü kalıbın dışında kalması gerekerek yaşamı sonsuz kılabileceğine inanılmaktaydı. İşte bu nedenle de Kamâlizm evrenseldir.

31 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.