Hoşgeldiniz  

KAMÂLİZM DOĞAL BİR EVRENSEL ÖĞRETİDİR III

Mehmet Zehir | 10 Aralık 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Yeni dünya düzeninde öncelikle tabu-dogmalarla birlikte doktrin-ideolojiler kendilerine yer edinerek kendilerinden olmayanları düşman ilan ettiler demiştik.

Tabu ve dogmaların bütün toplumlarda varlığı Ortaçağ Avrupa’sında yüzyıllık din ve bunun içinde 30 yıllık mezhep savaşını yaşatması sonucu Avrupa dinleri Vatikan’a teslim etmiş ve Rönesans’ı yaşayarak önce sanayi devrimini gerçekleştirmiş, ondan sonra da bütün dünyayı yönetmek, sömürmek içinde ideolojileri pazarlamaya başlamıştır. Bunun sonucu bloklar oluşmuştur. Uzun süre toplum Kuzey Atlantik Pakti ve Doğu Bloku denilen SSCB olarak varlığını koruyarak sürdürürken; arada çimler ezilmiştir. Bu çimlerde en çok zarar görende kıdemini de kattığımızda Türkler ve Türkiye Cumhuriyet Devleti olmuştur. İki kutbunda kendi tarafına çekmek istedikleri Türkiye’yi bir yandan tehdit ederlerken; diğer yandan da dost, müttefik kimliğine büründürmek için toplum ileri gelenlerini özellikle siyasetçi ve askerleri kendi anlayışlarına göre yanlarına çekmekte başarılı oluyorlardı. İşte böyle bir süreçte Türkiye İdeolojiler cenneti haline getirildi ve kanlı savaş ülkenin istikbalinin gençliğini toprağın altına attı. Burada üzerinde durulması gereken konuları kronolojik ve eş zamanlı ele almak konunun anlaşılması bakımından önemlidir. Bu nedenle en başa gidip konuları oradan bugüne getirmeye çalışmak gerekir. Birinci dünya savaşı ile birlikte patlak veren kavgaların temelini toprak savaşı, sömürge alanları oluşturur. Burada hiç kuşkuşuz uçsuz bucaksız Osmanlı Devleti’nin uktesinde bulunan topraklar herkesin iştahını kabartıyordu. Çünkü Asya, Avrupa ve Afrika’da Osmanlı toprakları birçok nedenden dolayı göz kamaştırıcıydı. Buna bir de Avrupa’nın Sanayi Devrimi ile elde etmiş olduğu üstünlük eklenince emperyal hareketlerini başka coğrafyalarda aramak yerine Osmanlı Toprakları’nda öncelikle aramak cazip geliyordu. Nitekim öyle de yapılmıştır. Peki Avrupalı Devletleri Emperyal hareketlere sürükleyen aslında neydi?

Avrupalı devletleri emperyal hareketlere sürükleyen hiç kuşkusuz Avrupalıların yaşama, yaşatma, geliştirme ve sonraki çağlara aktarma duygu, düşünce, söylem, eylem ve ülküden samimiyetle yoksun olduğu yatmaktadır. Diğer yandan saldırıya uğrayan Osmanlı yanısıra sömürgeleşen devletlerin buna karşı koymak için kendi gelişimleri adına ciddi ve elle tutulabilecek bir şey üretemedikleri de yatar. Eğer Osmanlı Devleti ve diğer sömürgeleşen devletler, bütün arazilerini ekip, biçebilmiş olsa; orada yaşayan halkların iyi üretim ile beslenmesi sağlanabilmiş olsaydı; öncelikle nüfus olarak daha büyük bir güç olabilirlerdi. Bunun ardından olanakları olacağı için kendilerini koruyacak silahları yapabilir ve satın alabilirlerdi. Bunun ardından Osmanlı ve Sömürülen devletlerin halkları kendi devletlerine sıkıca bir bağ ile bağlı olsa; birbirleri ile emperyal devletlere karşı ciddi bir ittifak ortaya koyarak hem savaşları engellerler hem de daha sonraki zamanlarda emperyal devletlerin dayatmalarına hayır diyebilirlerdi. Demek oluyor ki işin özü gerek Osmanlı gerek ise sömürülen devletler çalışmamış, mücadele etmemiş ve kendilerini hiçbir yönden geliştiremediklerinden emperyal Avrupalı devletlerin kendilerinin varlıklarını paylaşmak, yok etmek için zemin hazırlamışlardır.

Kılıcın sapana yenileceğini göremeyen binlerce yıllık devlet ve millet geleneği olan 600 yıllık Osmanlı Devleti aslında düşmanına buyur gel adeta kendisi demiştir. İşte bundan sonraki süreç bir yandan Avrupalı devletlerle, diğer yandan SSCB ile ve bir de bunlara kıtalar ötesinden katılan ABD ile devam etmekteyken; Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK sahne almış, toplam 19 yılda bütün dünyaya resmin yanlış çizildiğini doğrusunun kendi yaptığını kabul ettirmiş olması Emperyal devletler başta olmak üzere ABD ve SSCB’nin de Türkler karşısında açık ve üstü örtülü ittifaklar kurmasını sağlamıştır. Bu ittifakların sonucu olarak Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK 1935 yılında Mason Locaları’nı kapatınca ölüm fermanını adeta imzalamışçasına kahpece arkasından vurulmuştur. Bu kahpeliği anlayabilmek ve belgeleyebilmek için öncelikle geçmişin evraklarına eş zamanlı sahip olmamız gerekir. Bu nedenle tarihin 10 Kasım 1938 sonrasını yeniden belgeler üzerinden ele almak gerekir. Ancak ne yazık ki bu olanaktan yoksunuz. Gayriresmi bilgiler ile de burada anlatabildiklerimizi anlatarak anlaşılmayı herkesin amasız, çünküsüz, fakatsız ve lakinsiz Türk olma vicdanına bırakarak diyoruz ki, Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK’ün yerine kendinizi koyun ve bütün yaşanmışlıkları onun gözünden bir kere bakın.

Korkmayın daha iyi göreceksiniz, daha rahat olacaksınız, Kendinizi daha iyi geliştireceksiniz, çok daha iyi ve güçlü Türk olacaksınız.

40 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.