Hoşgeldiniz  

KAMÂL ADINI ALMAKLA SÜREÇ BAŞLAMADI! VI

Mehmet Zehir | 06 Ekim 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

SATRANÇ OYUNUNUN KURALLARI

Satranç tahtası, sekiz satır (1-8) ve sekiz sütunda (a-h) bulunan, yarısı açık ve yarısı koyu renkte 64, kareden meydana gelir.

Oyun başlarken satranç tahtası, her zaman beyaz taşlarla başlanır. Beyaz oynayan oyuncunun sağında açık renk h1 karesi bulunmalıdır. Satranç tahtasında oyun başında toplam 32 taş bulunmaktadır. Bunların 16’sı beyaz (veya açık renk), 16’sı da siyahtır (veya koyu renk). Oyuncuların her birinin (kısaca beyaz ve siyah) şu 16 satranç taşı vardır.

SEKİZ FİGÜR

Şah (1) vezir (1) kale (2) at (2), fil (2), Asker(piyon) (8)

Satranç tahtası, oyuncular arasına oyuncu perspektifinden bakıldığında sağ alttaki kare beyaz olacak şekilde yerleştirilir.

Sondan bir önceki sırada piyonlar yer alır. Son sıraya da figürler yer alır. Bunların sırası (beyaz için soldan sağa, siyah için ters yönde) şöyledir: Kale, at, fil, vezir, şah, fil, at ve kale. Vezir, bu arada her iki tarafta oyunculara verilen rengin rengini taşıyan kare üzerindedir. 

Oyuna beyaz başlar ve oyuncular sırayla bir taşla oynarlar (İstisna: rok). Böyle iki kişinin arka arkaya birer kere satranç taşlarından birin hareket ettirmelerine hamle denir. Bununla beraber satranç rotasyonu, her zaman bir beyaz ve bir siyah taş hareketine bir sayı eşlemekte ve buna bir hamle demektedir. Bu bağlamdan genelde ne ifade edilmek istendiği anlaşılmakla beraber bazen bir oyuncunun yaptığı harekete yarı hamle de denir. Satrançta hamle sırası geldiğinde sıra gelen oyuncunun oynama zorunluluğu vardır.

Bir karede en fazla bir taş durabilir. Taş, o alanda durduğu sürece bütün diğer taşlar için o kareyi kendi taşları için bloke eder. Karşı tarafın taşları için bu böyle değildir. Bir taşın gitmek istediği hedef karesinde rakibin bir taşı durmaktaysa bu taş, kendi taşını o alana koymak isteyen oyuncu tarafından önce tahtadan uzaklaştırılır, sonra böylece boşalmış olan bu alana kendi taşını koyar. Buna satrançta karşı tarafın taşını almak denir.

Bir satranç taşı öbür hamlede vurulabilecek konumdaysa bu taş tehdit altındadır. Eğer akabindeki yarı hamlede onu alan taşı da almak mümkünse bu taş korunmuştur.

Şahlardan biri bir hamleyle tehdit altına girerse bu durumu oluşturan oyuncu, karşı tarafa ‘’şah’! diyerek ikaz eder. Eskiden karşı tarafı ikaz mecburiyeti var idiyse de bugünkü turnuvalarda artık bu alışılagelmiş değildir.

Buradan harekete satrancın bir savaşı canlandırma, bu savaşı kansız olarak başarıyla sonuçlandırma amacı güttüğü düşünülürse; bu durumda taşların renginin iki tarafın ayrışması için verildiği, oyuna beyaz taşların başlamasının nedeninin ise; savaşı açanın kendisini haklı gören olduğunu bu nedenle beyaz ile tanımlandığını ifade eder. Şah’ın en üst düzey komutanın yani devletin en başındaki kişiyi, Vezir ’in şahın verdiği yetkilerle başta şah olmak üzere bütün devleti çekip çevirip yönetmesini anlattığını, kalenin vezirin işlerini görmekteyken; vezire her şekilde yardım edebilmesini bir yönüyle ifade ederken; diğer yönüyle (ikinci kale) Şah (Hakan) dahil, vezirin ve ordunun konaklamasını sağladığını görmek ve göstermek gereklidir.

Yani Türk Dil Kurumu’nun kale için tarif ettiği ‘’ Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan, burçlu, mazgallı kolay girilemeyen, korumalı yer’’ tarifi karşılığını bulurken; bunun aynı zamanda bir devlet yapısını çağrıştırdığını da düşünmek gerekir.

Örneğin II.Mehmet’in İstanbul’u fethettiği mücadele de kuşatmış olduğu BİZANS KALESİ, SURLARI bu manada bir yapıdır. Yani yerine göre düşmanın gelmesini engelleyen yerine göre de yüzlerce yıl yaşanan yer anlamına gelmektedir.

Ordulara özellikle Türkler de atı ehlileştirdikten sonra güç kazandıran at olduğunu filinde yine savaşlarda ilk Türklerce kullanıldığını bilmekte yarar vardır. Haliyle piyon denilen asker, er konumunda olduğunu da kabul ettiğimizde masa başında aslında bir satranç oyun olarak oynanmadığını, bir savaşın kansız şekilde deneyimlendiğini görmek mümkün olduğunu ifade etmek isteriz. 

İşte Kamâl sözcüğünü Türkçe oluşturan unsurlardan biri olarak kalenin devlet içinde ki ve savaş anındaki konumu budur. Bir askerin, bir erin, bir neferin, bir bireyin, ilerledikçe kale olması; onun ve diğer bütün bireylerin kale olmayı hedeflediği anlamına gelmektedir. Türkler de her birey yarının lideri olmak üzere bu nedenle yetiştirilmeye gayret edilir, bu nedenle çocuklara doğar doğmaz ad verilmez olmasının nedeni çocuğun yetişmekteyken kabiliyeti ortaya çıkmaktayken göstereceği bir hüner üzerine ad verilmesinin nedeni buradan gelmektedir. Bu nedenle bizler doğrum günün kut alsın demek yerine ‘’ad’’ günün kut alsın deriz.

25 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.