Hoşgeldiniz  

KAMÂL ADINI ALMAKLA SÜREÇ BAŞLAMADI! II

Mehmet Zehir | 30 Eylül 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Pragmatik insanlar, ulaşmak istedikleri hedeflere giderken yolda nelerle karşılaşacaklarını az çok hesaplarlar. Hesap edemedikleri bir şeyler varsa; onun bedelini daha pahalı ödemekten başka şansı da olmadığını bilir.

Kamâl ATATÜRK bu yollardan geçerken zorunluluktan dolayı iş birliği yaptığı daha sonra yollarının ayrılacağı birçok kişi olmuştur. Ancak bunlar içinde hiç affetmediği sadece tarihçilerdir. Diğer herkesi affetmeyi kabul etmesinin belki de nedeni, herkes bir an için yanlışı yapabilir, o yanlış o andan sonra düzeltilebilir olanağına belki de sahip oluşundandır. Ancak tarihçileri affetmemesinin bizce birden çok nedeni vardır. Bunların en başında binlerce yıl Türkler yapmış oldukları tarihi yazmamış olması; ikincisi ise tarihçilerin yanlış bir şeyi ileri sürdüklerinde onun uzun yıllar insanların bilinç altını kirletmeye devam edeceğinin bilincinde oluşudur.

Bu nedenle Kamâl ATATÜRK ‘ün tarih hakkındaki görüşlerinin bir kısmını izninizle paylaşmak istiyorum.

‘’ Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir; Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtan bir hal alır 1931. (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)

Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., S. 297)

Türkleri bütün dünyaya geri bir millet olarak tanıtan görüş bizim de içimize girmiştir. Dörtyüz çadırlık bedevî bir kabileden bir imparatorluk ve millet tarihini başlatmak suretiyle imparatorluk zamanında Türklerin görüşü de bu merkezdeydi. Evvelâ millete, tarihini, asîl bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz. 1930 (Ahmet Hamdi Başar, Atatürkle 3 ay, S. 122)

Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder. Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr etmez. İnsan tarihin manasını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki birkaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim! (Yusuf Ziya Özer, Ulus Gaz. 10.XI. 1939)

Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme değil, belki bunlardan ziyade duygulardır. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, S. 116)

Alemdar Mustafa Paşa ile Mustafa Reşit Paşa’yı severim, fakat Alemdar’ın biraz kültürü olsa idi Cumhuriyet ilân ederdi. Mustafa Reşit Paşa’nın biraz kültürü, Alemdar’ın kudreti birleştirilseydi, ben tarihe başka bir vazife ile girerdim. (Enver Behnan Şapolya, Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, S. 532)

Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, özellikle ahlâkta gelişmemiş kavimler, en büyük kutsal kavramlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini men edemiyor. Tarihin sinesine geçen büyük hâdiselerde, bu hâdiseler içinde amil ve fâil olanların hal, hareket ve muameleleri onların ahlâk seviyelerini ne açık gösterir. 1915 (Mustafa Kemal, Anafartalar M.A.T. Yay: Uluğ İğdemir, S. 27)

Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova’ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon’u düşünürüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakiki ve millî menfaatlerine değil, kendi cihangirane emellerini tatmin içindi. Bunu tatmin için Fransa’nın milyonlarca seçkin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiğiniz akıbete uğradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, S. 161-162)

Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur. (Hikmet Bayur, T.D.K., Türk Dili, Belleten, No: 33, 1938, S.16)

Türk çocuklarında kabiliyet her milletinkinden üstündür. Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için lâzım gelen hamle kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir. (Şemsettin Günaltay, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 33)

Biz Balkanları niçin kaybettik biliyor musunuz? Bunun tek bir sebebi vardır. Bu da İslav araştırma cemiyetlerinin kurduğu Dil Kurumlarıdır, bizim içimizdeki insanların millî tarihlerini yazıp millî şuurlarını uyandırdığı zaman biz Balkanlarda Trakya hudutlarına çekildik. (Enver Behnan Şapolyo, 1951 Olağanüstü Türk Dili Kurultayı, S. 54)

Ben fani bir insanım, bir gün öleceğim, büyüklüğüne ve üstün kabiliyetlerine inandığım Türk Milleti’nin gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum. Onun için bu toplantılarda kendimden geçiyor, her şeyi unutuyor, sizi yoruyorum. Beni affedin. 1933 (Uluğ İğdemir, Atatürk ve tarih, Açılış 1962-1963, M.T.T.B., S. 24)

Kamâl Atatürk’ün birkaç sözünden bile anlıyoruz ki; O Türk tarihinin bütün ayrıntıları ile bilinmesinden büyük bir güç alınabileceğini, tarihin doğru aktarım yapması halinde gelecek nesiller daha farklı üst yapılar kurma gereksinimi ile karşılaşabilirlerdi.

Bir de bunun zıddını düşünelim:

Tarihin bilgiye, belgeye dayanmamış birilerini kendi hikayelerini başkaları için birileri tarih olarak yazdırıp, insanlarımızın buna tarihimiz deyip bunun üzerine bir üst yapı kurmak istediğini kurduğunu düşünelim.

Kökle dallar birbirinden çok farklı bir meyve olur değil mi? Bu meyve kimsenin ağız tadına, damak tadına uygun olmaz değil mi? Hatta meyveden bir ısırık alan meyveyi belki de hoşuna gitmediği için atar değil mi? Yani köklerden gelen tat ile aşılama ile yapılan ehlileştirme bile aynı değilken; uyduruk bir tarih üzerine yapılacak üst yapı kimsenin eseri olmadığı gibi, belki de düşmanın bize biçtiği eser olacaktır.

Bu nedenle sözü yine sözün sahibine bırakalım:

Sizler, üzerinize büyük bir mesuliyet almış bulunuyorsunuz. Genç dimağlar, ancak sizlerden ilham alacak ve kurtulan vatanı mamur kılacaklardır. Bir talebe, Cebirden bir formül unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat Efendiler; bir talebe, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O talebe, şanlı tarihinin bir sahifesini unuttuğu gün, memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte kıymetli Tarih muallimi efendilerden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin mesuliyetini idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç dimağlara hakikatleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, Tarih muallimleri, memlekete en az kanını tarihi için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, muallimdedir. Bunu asla affetmem.”

23 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.