Hoşgeldiniz  

İLKLERİN KURULTAYI ERZURUM

Mehmet Zehir | 16 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Bir kurultayın da Erzurum’da gerçekleşmesinin birkaç sebebi vardır, eğer sebepler bilinemezse; sonuçlar tam ve doğru anlaşılamaz. Bu nedenle işe biraz da yanıt olarak görülebilen kurultayın toplandığı fiziki mekân ile yola çıkalım.

Kurultay, 1881 yılında ERMENİ MIGIRDIÇ SANASARYAN tarafından kurulan ve ERMENİ Tehcirinden sonra kapatılan bir okuldan, daha çok bölgedeki Ermeni toplumunun sevk idaresini üstü örtülü yapan, adeta bir ajan nüfusu ve kültürü yetiştirmekte olan SANASARYAN Koleji’nde gerçekleştirildi.

Bunun nedenlerinde birisi de 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde bağımsızlıkla bağdaştırılması mümkün görülmeyen mütarekenin 24. Maddesidir.

 Bu madde, “Vilayat-ı Sitte* de karışıklık çıktığı takdirde, adı geçen bu vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri muhafaza ederler.”  İfadelerini içeriyordu.

Bu hak üzerinden o zaman ki düşmanlarımızın başında gelen İngilizler ve müttefikleri Ruslar ile işbirliği sonucu DOĞU ANADOLU BÖLGEMİZDE bir ERMENİSTAN DEVLETİ kurmayı hedeflemişlerdi. Dolayısı ile bölge insanı bunu kabul etmediğinden çeşitli mücadele yolarına başvurmuşlardı. Bu kapsamda gerek İstanbul’daki doğulu Türkler, gerek yurdun çeşitli yerlerinde ki Türkler ve nihayetinde bölgede ki Türkler derin çalışmalar sonucunda halkın uyanışına büyük etki sağlamışlardı. Ancak bunların tamamında ERZURUM MERKEZ olmak üzere hiçbir devlet temsilcisinin bölgeye gelip halkı yerinde dinleyip, onlara moral vermişliği yoktu. Bölgeye atanan asker bile bir memur görevi ifade etmekten ileri gitmemişti. Dolayısı ile bölge insanının bir sahipsizlik içinde olmuş olması, moral değerlerini çökertmiş olması kurultayın Erzurum’da yapılmasında etkenlerden biri ve önemlidir.

Doğu İlleri insanları, ‘’vatanımız üzerinde vatan kurdurtmayız’’ derken, Osmanlı Devleti’nin bölgeye gönderdiği asker bile Mondros Mütarekesi’nin maddelerine göre hareket ediyor, bu nedenle kimse ondan şikâyet etmiyor oluşu gözlerimizin önünden bir an bile kaybolmamalıdır. Zira bir çoğunun kahramanlığı İstiklal Harbi’nde herkesin Mustafa Kemal Paşa’nın emrine girmiş olmaktan ibaretken; bir çoğunun karakteri, dünya görüşü, Türklük algısı ve insanlık algısı kendisini aşamamıştı.!

(Bunları ilerleyen zamanlarda sırası geldikçe açıklayacağız. Açıklayacağız ki, taşlar neden yerinden sallandığını ve yıkıma doğru Cumhuriyet Devleti nasıl götürüldüğünü herkes anlasın ve gelecek kuşaklara doğru anlatabilsin.)

Mustafa Kemal Paşa’nın Kurultayı 10 Temmuz 1919’da başlatmasını engelleyen hususlara da temas etmek lazımdır. Malum Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanmasını, öldürülmesini vb. isteyen İngilizler olmakla birlikte içimizde İngilizlerden daha İngiliz olanlar vardı. Bunlar şahsi çıkarları ile düşmanın çıkarlarını bir araya getirip bir taşla iki kuş vurmak isteyen Mustafa Kemal Paşa’nın en yakınından en uzağına kadar bir sürü devlet görevlisiydiler.

Mustafa Kemal Paşa yıllar sonra şöyle bir söz sarf ederken bunlara da gönderme yapmış olmasından anlıyoruz ki ta en baştan beri her şeyin bilincinde olan Mustafa Kemal Paşa Pragmatizmi neden içselleştirmiş olduğunu ancak anlayabiliyoruz. O söz neydi?

‘’Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.’’

Buradan hareketle Erzurum Kurultay’ın sonuçlarına baktığımızda: Manda ve himaye reddedilerek ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. İlk kez millî sınırlardan bahsedilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı açıklanmıştır. Toplanış şekli bakımından bölgesel olmasına karşın aldığı kararlar bakımından ulusal bir kongredir. İlk defa geçici bir hükûmetin kurulacağından bahsedilmiştir. Erzurum Kurultayı, Sivas Kurultayı’na bir ön hazırlık çalışması niteliğindedir. İlk kez başkanlığını Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı dokuz kişilik bir Temsil Heyeti oluşturuldu. Bu Temsil Heyeti (TBMM’nin açılışına kadar) bir hükûmet gibi görev yaptı.. Erzurum Kurultayı’nın bir önemi de Batı Anadolu’da Yunan kuvvetlerine karşı mücadele eden Kuvayi Milliye üzerinde büyük moral etkisi yapmış olmasıdır. Erzurum Kurultayı, Mustafa Kemal Paşa’nın askerlikten istifa edip, sivil olarak görev aldığı ilk yer olduğu karşımıza çıkmaktadır. Bunların tamamı birer ilklerdir.

Peki, burada bir soru soralım:

Alınan kararlar sonrasında Mustafa Kemal Paşa askerlikten istifa etti ve sivil olarak devlete başkaldırdığını ilan etti. Kazım Karabekir Paşa ise oranın komutanı ve resmiyeti temsil ediyor.

Sorumuz şu: Hem Osmanlı Devleti’nin komutanıyım diyeceksin, hem de Osmanlı Devleti’ne aleni olarak başkaldıranı tutuklamayacaksın! Sonra da ben de kahramanım diyecek olması bir çelişki değil mi?

Türk’ün karakterinde bu var mıdır?

Ya da tam tersi olarak bir an düşünelim:

Aynı Kazım Karabekir Paşa başkaldırsa; Mustafa Kemal Paşa’da oranın komutanı olsa ne yapardı?

—————————————————————————————————————

*Vilayat-ı Sitte (Altı Vilayet) :Doğu Anadolu’nun sancaklarıyla birlikte Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Diyarbakır, Sivas vilayetleriydi. Mutarekenin İngilizce metninde ise bu altı vilayet, “Altı Ermeni Vilayeti” olarak ifade edilmişti (Fahri BELEN, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara, 1983, s.13: Sebahattin SELEK, Anadolu İhtilali, İstanbul, 1976, s.48).

135 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.