Hoşgeldiniz  

DİL BİRLİĞİ

Mehmet Zehir | 24 Şubat 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

İngilizler der ki, ‘’bir ulusu köle yapıp sömürgeleştirecekseniz ilk yapmanız gereken şey, o ulusun kimliğini silmek olmalıdır. Bunun içinde en önemli ve önceliklisi o ulusun tarihini önce tartışmalı duruma getirmek sonra silmek daha sonra da yerine sizin yazacağınız tarihi o ulusa yutturmaktır. Hindistan’da, Afrika’da dünyanın her yerinde bunu denedik ve çok başarılı olduk.’’  Yukarıda ki söz içinde geçen kimlik sözcüğü üzerinde biraz duralım. Kimlik aidiyet belirleyen bir unsurdur. Bu unsur, kişinin birtakım yazılı veya yazılı olmayan özelliklerini kendi içinde tanımlayıp ister bir belge ister belgesiz olarak o kişi veya toplumun aidiyetini ifade eder. Tarih denildiği zaman Türk Dil Kurumu sözlüğünde bizim konumuza uygun olarak şöyle bir tarif var ona bakalım: Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyeti inceleyen bilim.

Prof.Dr. Erich Feigle* İstanbul Üniversitesi Konferans Salonunda 2005 yılında şöyle diyordu. “Sizler Anadolu’ya MS 1071 Malazgirt zaferiyle yerleşmediniz. Malazgirt Türklerin Anadolu’ya Müslüman ve devletli olarak gelişlerinin tarihidir. Emperyalistler Osmanlı’yı Balkanlar ve Anadolu’dan atıp buraya yerleşmek istedikleri için 1071 tarihini kullanırlar. Bilinen kadim tarihte sizler Anadolu’da var idiniz. Sadece Çatalhöyük’teki arkeolojik bulgular bile sizlerin 10.000 yıldan daha uzun süredir burada bulunduğunuzu kanıtlamaktadır. Türkler milattan önce 13.000 yıldan daha önce Anadolu’nun dip kültürünü oluşturdular. ‘’

Başkurtistan-Ural Şölgen Taş Mağarasında Rus ve Fransız araştırmacılar bulunan yazıtlarda tespit ettikleri ‘’Türklerin M.Ö 14.000’li yıllarda yazıyı bulduklarına ve tek bir inanç birliğine sahip olduklarını’’ ifade etmektedirler ve bu bulgular bilimsel yayınlara geçirilmiştir. Tarihin oluşumunu gözlemlemeye çalıştığımız taşlara yazılmış hatıraları bize bugün tanıtan yazıdır. Yazının bulunması ortak bir dilin olduğunu gösterir. Bu dil ile taşlara kazınmış bir şeyi aradan geçen yaklaşık 16 bin yıl sonra bile anlayabiliyorsak kültürün halen kendisini koruduğunu gösterir.

Yukarıda ki özetlerden anlaşılmakta olan Türklerin tarihi kayıtlarının tesadüfler içermediği, devamlılığı olduğu bu manada da dünyanın en eski milleti olduğudur. Bu milletin tarihinde yazı ve dilin önemi ortaya konulmalıdır ki, kültürün taşıyıcılığı nesillere aktara-bilinsin.

Şöyle bir an düşünelim. 19.20 ve içinde bulunduğumuz 21.yüzyılı saymasak; Türkler kimdir diye bir soru sorulsa, Türklerin vereceği yanıt ne olabilir? Hiç düşünen olmuş mudur, olmuşsa ne yanıt bulunmuştur bilinmez…

Bunun nedeni aslında şudur: Önceki asırlarda birçok başarımızdan bahsedilmekle beraber, bu başarılar Türklere ait olarak tanımlanamamıştı. Çünkü Türkler o kadar çok parçalara ayrılmış ki, ayrılan her parça kendisine bir aidiyet hazırlayarak farkındalığını ileri sürmekteydi. Bu farkındalık bir asır sonra aynı babanın çocuklarının birbirlerini tanıma olanağını ortadan kaldırıp, kendi aralarında savaşmalarını bile sağlamıştır.

Buna bir örnek verecek olursak; Bizans’ta yaşayan Peçenek ve Kuman Türkleri kendilerinin Türklüğünü unutmuş ama ait oldukları dip kültürün birtakım özelliklerini temsil etmeye devam ediyorlardı. Günlerden bir gün Horasan’dan gelen Müslüman Türkler, Bizans’a savaş açtılar. İki ordunun yakınlaştığı anda Bizans’taki Peçenek ve Kuman Türkleri savaşacakları ordunun atlı olduğunu atlarının kuyruklarının kendi atlarının kuyrukları gibi bağlı oldukları ta uzaktan fark edip meraklanınca, yakınlaşma arttı. Artan yakınlaşma ile konuştukları dilinde kendilerinin konuştukları dille aynı oldukları gördüklerinde mevcut Bizans Ordusu’ndan ayrılıp karşı ordu saflarına geçerler ve savaşı saflarına geçtikleri ordu kazanır. Bu savaşa Malazgirt Savaşı, Ordu’nun komutanına ve devletin sahibine de Alparslan denilir.

Müslüman olan Alparslan, bundan sonra Anadolu’da bir Müslümanlık gelişmesini sağlayarak, Müslüman olmayanları düşman olarak görmenin ortamını da hazırlar. Peki Peçenek Türkleri, Kuman Türkleri hem savaşı kazandırmış hem de Bizans’ta kültürlerini koruyarak yaşamışlardır. Bunlar ne olacaktır? Bunların çaresine zamanla bakılma siyaseti izlenerek Türklüğün genelinde yozlaştırma politikası sonucu olarak Müslüman olanlar Türk sayılmış, Müslüman olmayanlar gavur, düşman sayılarak her türlü malına, mülküne tecavüz meşrulaştırılmıştır.

Acaba bu yozlaştırma siyaseti güdülmeseydi Türklerin hepsi korunma politikası güdülseydi bugüne kadar Türklüğün çektiği sıkıntıların yüzde kaçı çekilebilirdi ve bugün Türklük alemi hangi yoğunlukta olurdu? Bu soruda sorulup sorulmadığını bilmiyoruz ve dolayısıyla alınan yanıtta ne bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Günümüzde Müslüman olmadığı halde Türklüğünü ön planda tutan bir GÖKOĞUZLAR ya da diğer adıyla GAGAUZLAR var. Kızılderililer var.  Gagauzlar gibi Türklüğünü unutmamış olanlar ortada başka bilinen olarak kalmamış, ama Türklüğünü arayan Kızılderililer gibi birçok yerde Türk olduğunu ortada yaşadıkları kültürlerden anladığımız karındaşlarımız var.

Yukarıdan aşağıya anlatmaya çalıştığımız aslında Türklerin ‘’dil birliğini ‘’ sürdürememelerinin bedelini bütün Türklerin dünyanın her yerine dağılmış olarak görmemizi ve bunlara şimdi de Türklüklerini hatırlatmak zorunluluğunun olmasıdır. Öyleyse mevcut dil hakkında bugüne kadar yapılan bütün incelemeler, kurallı Türk Dili’nin yaşatılması gereğidir. Bunun kuralları açık açık herkese öğretilmeli ve herkes bu kurallarla kök sözcükler eşliğinde Türkçeyi okuyup, yazmalı ve konuşmalıdır. Bunun sonucu olarak kök sözcükler sayesinde geçmişte atalarımız bir olan bugün kendilerini farklı farklı kimliklerde tanımlayanlarla bugünden itibaren bir ve beraber olarak bütün dünyayı Türkçe okuyup, yazıp, konuşabiliriz.

Şimdi konunun en başına dönelim. İngilizlerin emperyalist hareketleri döneminden kalan düşüncesi bugün belki yaşamıyordur, belki açıktan değil de her İngiliz’in içselleştirdiği bir duygu olarak içinde yaşıyordur. Bunu biz bilemeyiz veya bilmemizden bizim için daha önemli olan kendi ayaklarımız üzerine durmak için kendi değerlerimize sahip çıkıp, onları korumak, yaşatmak ve geliştirmek olmalıdır. Yoksa İngiliz şöyleydi, Amerikalı böyleydi diyerek kendimizi konumlandırmamız, hiçbir zaman kendimiz olamamamızı sağlayacağı açıktır.

* Prof.Dr. Erich Feigle, Tarihci ve Yazar Prof. Erich Feigl, 1931 yılında Viyana’da doğdu. Öğrencilik yıllarında başladığı yazarlık yaşamını, televizyon için belgesel programalar ve filmler yaparak sürdürdü. Feigl, Orta Doğu, Uzak Doğu, Orta Asya ve Amerika gibi çeşitli bölgelerde dinler ve kültürlerle ilgili araştırmaları sonucunda, çok sayıda belgesel film ve biyografiler hazırladı.

Türkiye ve Türklerle ilgili konulara yönelerek, Osmanlı tarihini irdelediği filmler de yapan Feigl, yakın arkadaşı Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan Özen’in 1984 yılında Ermeni teröristlerce şehit edilmesinden sonra, Ermeni terörizmi konusunda kapsamlı araştırma yapmaya yöneldi.

Ermeni terör örgütü ASALA ile Ermeni diasporasının soykırım iddialarının, Ermeni yazar Aram Andonian’ın ortaya attığı gerçek dışı bazı belge ve fotoğraflardan kaynaklandığını kanıtlayan Prof. Feigl, elde ettiği bilgi ve belgeleri “Bir Terör Efsanesi” adlı kitabında topladı.

Feigl, Türkçe, Almanca ve İngilizce yayımladığı kitabı Erdoğan Özen’e ithaf etti. Sayısız kitap ve filme imza atan Prof. Erich Feigl, yaptığı çalışmalar nedeniyle Avusturya Cumhuriyeti Bilim ve Sanat Şeref Nişanı ve Viyana Eyaleti Altın Hizmet Madalyası ile ödüllendirildi.

13 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle