Hoşgeldiniz  

DİL BİR KÖPRÜDÜR

Mehmet Zehir | 08 Şubat 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk bakın ne diyor? ‘’Düşün bir kere, Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan bugün ne kaldı? Demek hiçbir şey sürekli değildir. Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.

Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak!

Dil, bir köprüdür;

İnanç, bir köprüdür;

Tarih, bir köprüdür.

Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak? Elbette biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor… Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz… Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz, ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konarak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.’’

Türk Dilinin doğru yazılıp, okunması ve anlaşılması için seslerin birer tamga ile tanımlanması, tamgaların kolay yazılması, tamgaların ses akortlarının sıralanması, rakamsal değerleri ve hatta oluşturdukları açılar ve yaylar çok önemliydi. Bu nedenle bilinçli bir komisyon kurularak konu bütün yönleriyle bilimsel olarak ele alındı. Buradan hareketle Türklerin daha önce kullandığı alfabeler, sesler ele alındı. Bunun dışında dünyada kullanılan alfabelerin bütün özellikleri ele alındı. Nihayetinde seslerin teknik özellikleri ele alınarak yeni bir alfabe ortaya konulması istendi. Çünkü dilin varlığı için bunların varlığının değerlendirilmesi gerekliydi.

Türk Dilinin, Türk Milletinin varlığında birinci dereceden etkili olmasına rağmen, binlerce yıl bu konu çok ciddiye alınarak sorunları ortadan kaldırılarak çözüme Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’e kadar başarılamamıştı. En son Osmanlı İmparatorluğu’nda ll. Mahmut devrinde girişilmiş başarılmadan düşünce bile ortadan kaldırılmıştır. Birinci dünya savaşında yine konu ele alınmak zorunda kalmış, Ordu Savaş halindeyken Enveriye ismi ile bir çözüm ortaya konulmuş ama yine başarılamamıştır. Konu Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK, Türk Milleti ve Devleti’nin sorunlarını çözmek çalışmaları için karşısına çıkmış, yanında bulunanların hepsi karşı çıkmış; Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK diretip 3 ay içinde bu olacak dediğinde şaşıranlar, hayır diyenler ya koltuk ya işin içinde olma korkusu yaşamaya başlayınca herkes konuyu ikiyüzlülükleri ile içselleştirmiş ve başarılmıştır.

Bu çalışmalar kapsamında Uluğ Başbuğ kurulan komisyona yapmış olduğu önerilerde alfabe sorununun bütün sesleri içermesine ve bu seslerle oluşacak Türkçe’nin dil bilgisi yapısının kurallarının bütün Türklerce kullanılabilecek genişlikte ele alınmasını özellikle şart koşmuştur. Bu kapsamda bir örnek verecek olursak bugün dahi Türkiye Türkçesinde Jj tamgası ile hiçbir Türkçe köklü sözcük yazamadığımız halde bu tamganın Alfabemizde olmasının asıl nedeni Türk Cumhuriyetlerinde bu sözcüğün yaygın olarak kullanılıyor olmasıdır. Bu demektir ki, yapılan alfabe bütün Türklerin özelliklerini temsil etmeyi hedefliyor oluşudur. Yine dünya da ayrı ayrı kullanılan 13 sesli tamganın Türkçe içinde en geniş mana da kullanılabilmesi için dikkat edilmesi tavsiyesi olunmuş bunun sonucu olarak bu sesli harflerin 8 tanesi Türkçemize kavuşturulmuş olarak diğer bütün dillerden daha geniş doğa da ki sesleri Türkçemize kazandırmamız sağlanmıştır.

Bu teknik konular dışında Türk tamgalarının tarihsel yapısı birçok tartışmanın alt yapısını oluşturuyordu. Bu kapsamda Latin ve Runik Alfabeler olarakta anılan Etrüks Alfabesi, Uygur Alfabesi kurulan komisyonların masa da ana unsurlarıydı. Latin Alfabesi, Roma Alfabesi, Etrüks Alfabesi aynı alfabe olup, Roma’yı kuran Etrüks Türkleri’nin alfabesidir, Latin diye bir etno ve dil olmamasına rağmen; yapılan algılarla Türklerin tamgaları ve dili Türk’e bile yabancılaştırılarak adeta satılmaktaydı. Oysa Etrüksler Truva Savaşlarında yenildikten sonrasın bir bölümü Güney İtalya’ya giden Türklerdi. Uygur veya Runik Alfabe ise yine Truva Savaşı’nda yenilen Türklerin bir bölümünün geri Ata yurtlarına dönerek orada kullandıkları aynı alfabeydi.

Bu alfabelerimizden 15 tamgayı almış, diğer 14 tamgayı da komisyon hazırlayarak toplam 29 tamgalı Türk Alfabesi çağa uyarlanmıştır. Bu çalışmayı yapan komisyon 13 farklı teknik özelliklerle beraber alfabe ortaya koymuş, dönemin konuya vakıf olan ilgililerinin önerisiyle 1 Kasım 1928 tarihinde kabul edildi. Bugün günümüzde bu tamgalara üç tane daha ekleyerek Türk Dilini 32 tamgaya çıkartma anlayışının nedeni ise bu üç tamganın batılılarca da kullanıldığından Türk dilinin bunlarla birebir örtüşmesi istenmesinden kaynaklanmaktadır. Bunun bir zararı var mıdır yok mudur henüz bizlerce ele alınmış bir konu olmamakla beraber, bütün insanlığın aynı alfabeyi kullanmasından doğacak yararlar önemlidir. Ancak Türklerin bu işin sahibi olduğunu bütün yazılı ve sözlü alanlarda kayıtlara geçirilmesi için bütün Türklerin caba göstermesi gerekir. Ayrıca Türk tamgalarını doğru yazmak, doğru yerde kullanmak, güzel kullanmak, onları cazip halde tutmak hepimizin görevidir.

Buradan hareketle Türkçe sözcük sayısı ve Türkçe dilbilgisi kılavuzu halk içinde kullanılarak yaşatılması gerekmektedir. Bütün Türklerin aynı tamgaları, aynı sözcükleri kullandığı bize ait olan büyük bir söz varlığımızı ifade eden sözlüğe çok ihtiyacımız vardır.

Türklerin birliğinin her şeyden önce dilde olması gerektiğini ifade etmemiz gereken konumuzun başka bir boyutudur.  Bu boyutu canlı tutmak için Türkiye’ye gelen bütün Türk Soylulara Türkçemizi fedakârlık ederek mutlaka öğretme yoluna gitmeliyiz. Bu bizlerin halk olarak yapacağımız çalışma olurken; devletimizin çok hızlı bir şekilde kök Türkçe sözcüklerle bütün eserleri yeniden yazması ve bu yazmalarda kesinlikle ‘’dilbilgisi’ kurallarını uygulaması şarttır. Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün Türk Tamga Devriminde yaptığı gibi üç ayda başarıya ulaşan çalışma örnek alınmalı ve bütün Türkler için bu geçmişe dönük bütün eserlerin belirlenen kriterlere göre yazılması bir zaman dilimi içinde bitirilmeyi esas almalıdır. Böylelikle binlerce yıl geçmişimizde yazılmış olan bütün eserler günümüzde herkesçe aynı şekilde okunacak ve yarınlara yani binlerce yıl geleceğe bu şekilde taşınarak Türklerin dille ilgili sorunu ilk-kez tam olarak kökten çözülecektir.

26 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.