Hoşgeldiniz  

DEVLETLEŞMENİN TEORİK TEMELLERİ

Mehmet Zehir | 09 Temmuz 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Kamâlizm’in kaynağı Türk Kültürü, bilim, us, mantık, sanat, deneme-yanılma ile ortaya konulmuş ve Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bize bıraktığı eşsiz eserin ve ülķünün tanımıdır.

Anadolu’da geçen günler göstermektedir ki, İstanbul hükümeti asırların kokuşmuşluğu üzerine oturmaya devam etmek, Türk Budunu’nun neyi varsa sömürmeye ve sömürtmeye devam etmek istemektedir.

Mustafa Kemal Paşa, Amasya genelgesinin son maddesinde aşağıda ifade etmiş olduğumuz hareketi uygulamaya koyulur. ‘Doğu illeri adına, 23 Temmuz’da Erzurum’da bir kurultay toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas’a gelebilirlerse, Erzurum Kurultay’ının üyeleri de, Sivas Genel Kurultay’ına katılmak üzere hareket ederler.”

Ancak İstanbul Hükümeti’nin, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları hakkında yaptıkları engellemeler, yayınladıkları beyannameler, Kurultay’ın Erzurum’da yapılmasına neden olmuştur. Bir haftalık yorucu yolculuk sonrasında 3 Temmuz’da Erzurum’a gelen Mustafa Kemal Paşa hemen hazırlıklara başlar ve İstanbul hükümeti tarafından yapılması olanaklı bütün girişimlere karşı dikkatli ve hazırlıklı olmalarını bildirir. Bu çalışmalarda amaç, dağınıklıkları engellemek, bir araya getirmek, tek merkezden yönetilir hale getirerek çıkabilecek bütün karışıklıkları en baştan engellemek, temel amaçları ile özetlemek mümkündür.

Burada yapmış olduğu toplantı öncesi konuşmasında “Büyük bir vatan ve millet davasına atılıyoruz; bütün bir milletin maddi ve manevi seferberliği, mücadelesi. Böyle muazzam bir dava gizlice görülemez ve yürütülemez. Millet davası ancak mil­let huzurunda görülüp yürütülebilir. Bunun için ortaya çıkmak, bir millet ferdi olarak çalışmak icap edecektir. Toplantıya 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir, Hüseyin Rauf Orbay, Erzurum Valisi Münir Bey, İzmit Mu­tasarrıfı Süreyya Bey, Ordu Müfettişi Kâzım Bey, Erkânı Harp Binbaşısı Hüsrev Bey, Doktor Binbaşı Refik Bey ka­tılmış ve Mustafa Kemal Paşa’yı başkan olarak seçmişlerdir.

Burada yapılan konuşmayı ve katılımcıları değerlendirdiğimizde, İstiklal Harbi’nin sonrasındaki durumda kimin ne kadar pay sahibi olduğu, kimin lider, kimin lider olmadığı ve/veya olamayacağını da aslında görülmektedir.

23 Temmuz-7 Ağustos arasında gerçekleşen Erzurum Kurultay’ı yukarıda özetle belirttiğimiz amacı aşağıdaki maddeleri karara bağlayarak teorik ve pratik olarak sağlamışlardır.

1. Milli sınırlar içinde vatan parçalara ayrılamaz bir bütündür.

2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin dağılması halinde, millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir.

3. İstanbul Hükümeti vatanı koruma ve istiklali elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır bu hükümet üyeleri Milli Kurultayca seçilecektir, eğer Kurultay toplanmamışsa bu seçimi Heyet-i Temsiliye yapacaktır.

4. Kuva-yı Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.

5. Hıristiyan azınlıklara siyasi hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. 6.Manda ve himaye kabul olunamaz.                                                                                                7. Millî Meclis’in derhal toplanmasını ve hükümetin yaptığı işlerin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.

Görülüyor ki, tam bağımsız bir yapılanma yapmaya çalışılırken bile var olan İstanbul hükümetine karşı bir düşmanlık beslenmediği gibi o görevini yapamazsa ve/veya o vatanı koruyamaz şekilde yabancı işgaller yaşar ve hükümet dağılırsa; burada biz varız denilmektedir. Ancak aynı şeyi İstanbul hükümeti düşünmemekte veya düşünememektedir. Çünkü uzun yılların oluşturduğu soyut ve somut tembelliğin yanında Türk Kültürü’nden kopmuş bir yönetim tarzı, Türk gibi düşünüp, Türk tarafından bir uygulamayı önce kendisi için sonra bütün insanlık için uygulamayı unutalı birçok asır olmuş ve kan hafızası artık kuşakları tanıyamaz hale gelmiştir.

Erzurum Kurultay’ının bu kadar uzun sürmesinin birçok nedeni olmasının en büyük nedeni İstanbul hükümetinin kendi kendini mahkûm ettirmiş ve yabancılara yaranmayı çare olarak görmüş olmasının içselleşmesinde aramak lazımdır. İstanbul hükümeti adına saraydan us, mantık, bilim adına çıkan bir söz duyulmamakta olma yanı sıra; devlet adamı rolüne uygun davranabilecek bir sesinde çıkmaması çok hazindir.

Bu kararların alınmasında, İstanbul hükümetinin ve yabancıların olumsuz etkileri yanında kurultaya katılanların da kendi başlarına buyruk istem ve talepleri de kurultayın uzun sürmesine eklenmesinde sayısız yarar vardır. Bu kurultay sonrasında oluşan dokuz kişilik ‘Heyeti Temsiliye’ İstiklal Harbi ve sonrasında da birbirleri ile sürtüşürken TBMM çatısı altında bir arada olmaları; mutlak bir birliktelik olduğunu ifade etmemektedir.

O zamanki lakaplarına bulabildiklerimin soyadlarını ekleyerek bilginize aşağıda sunacağım kişilerin, ilerleyen yıllarda ilişki ağındakilerin kurulan genç Türkiye Cumhuriyet Devleti’nde ne gibi olumlu ve olumsuz tavırlar içinde olduklarını da aslında hepimizin takip etmesi gereklidir.

Heyeti Temsiliye üyeleri:

1.Mustafa Kemal Paşa (Erzurum),

2.Hoca Raif Dinç (Erzurum),

3.Mutki Aşireti Reisi Hacı Musa Efendi (Bitlis), 1928’de öldüğünden soyadı almamıştır. Torunları Mirzabeyoğlu soy ismini kullanır.

4.Sadullah Fevzi Eren Bey (eski mebus, Bitlis),

5.Rauf Orbay Bey (eski Bahriye Nazırı, Sivas),

6.Bekir Sami Kunduh Bey (eski Beyrut Valisi, Sivas),

7.Servet Bey (eski mebus, Trabzon),

8.İzzet Eyüpzade Bey (eski mebus, Trabzon),

9.Şeyh Hacı Fevzi Baysoy Efendi( Erzincan).

Erzurum Kurultayı’nın başka bir zorluk derecesi de Doğu İllerinin insan potansiyelini barındırıyor olmasında yatmaktadır. Doğu illeri yıllar yılı, devletin merkez teşkilatlarına uzak olmasının vali ve mutasarrıfların kendilerini devlet olarak tanıtması sonrasında oluşan ahbap-çavuş ilişkisi; şeyh-ağa; maraba ilişkisi olduğunu düşünürsek; örgütlenmenin ilkel bir kabile yaşamı olduğu varsayımını da kabul etmemizi zorunlu kılar.

Alınan kararlar içerisinde İstanbul hükümetini en fazla rahatsız edecek olan Kuva-yı Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak olarak ifade edilen maddedir. Bu nedenle İstanbul hükümetinin Kuva-yı Milliyeyi tek kuvvet tanımak istemeyeceği çok açıktır. Çünkü yetkiyi paylaşmak, olanakları paylaşmayı da beraberinde getermektedir. Bu durumda İstanbul’un fethine kadar halk ile iç içe olan hanedan ve hükümet, İstanbul’un fethiyle birlikte taşındığı sarayda kurmuş olduğu kendisine özgü dünyaya, ya halkı ortak edecek ya da kendi yaşadığı sarayı kendi başına yıkmakla karşı karşıya kalacağı da açık hale gelecektir.

231 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.