Hoşgeldiniz  

DEVLET YAPISINI TARIM KÜLTÜRÜ OLUŞTURMUŞTUR!

Mehmet Zehir | 21 Ekim 2020 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Toplum değerlerini tarımın etkinliği ile elde ederken; kültürünü de bu değerlerden oluşturmuş olması çok doğaldır. Zaten ekin, hars kültür anlamına geldiğine dikkat ettiğimizde bu doğallık kendiliğinden tanımlanmış olmaktadır. Tarımın zor koşulları, topraktan birden çok verim alma isteği ve ihtiyacı, insanların sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlarını giderme arzuları bir araya geldiğinde başarıya ulaşabilmek için değerleri yok saymadan sistemleştirmekten geçmekteydi. Bu nedenle tarımdan elde edilen kültür, devlet hayatında da karşılığı Türkler de bulmuştu. Hiçbir makama rastgele bir kişinin atanması mümkün olmadığı gibi, liyakat ölçütleri çok ağır oluşturulmuştu. Bu ölçütleri elde edebilenler devlette görev alabiliyordu. Ancak devletin, toplumun baş belası olan üleş sistemi gözden geçirilip; devlet bir tarla değil ki baba tarafından çocuklarına taksim edilsin denilemiyordu. Üleş sisteminin bu yönü dışındaki yaptırımları Türklüğe hiçbir zarar vermeyen; hatta Türklüğe büyük katkıları olan bir sistem olan bu üleş sistemi daha sonra Ahilik olarak bir devlet yapılanmasında karşımıza çıkarak ne kadar doğru bir yapı olduğunu adeta söylüyordu.

Ahilik sistemi öyle sadece imece, yardımlaşma, paylaşım, çırak-usta-kalfa sistemi olarak basitçe anlatılabilecek bir sistem değil. Müthiş bir sosyoekonomik sistem. Araştırıp öğrendikçe hayran kalmamak mümkün değil. Anadolu Selçuklu devleti en parlak dönemine bu teşkilat yapısı sayesinde ulaştı. O dönemde Anadolu’daki birçok il ticaret merkezi haline geldi. Ticaret kervanları, kervansaraylar bu merkezlere göre planlandı. Teşkilat kısa zamanda öylesine yayıldı ki, neredeyse Anadolu’nun en ücra köylerine kadar yaygınlaştı. Anadolu bolluk, bereket ve refaha kavuştu. Bu sistem tarih boyunca ülke genelinde uygulanabilen ilk kooperatifçilik sistemiydi. Halka hem üretim teknikleri öğretiliyor hem de ürünleri kooperatifçilik mantığıyla pazarlara ulaştırılıyor, farklı şehir ve ülkelerden gelen tüccarlara satılıyordu. Almanya sanayi de ve Hollanda tarımda son yüzyılda bu sistemi başarıyla uygulayan ülkelerin başında geliyor.

El sanatlarının yanı sıra tarım, hayvancılık ve dericilik alanlarında da çok başarılıydılar. Kadınlar da ekonomiye önemli katkılar sağlıyorlardı. Halı, kilim gibi el sanatlarının yanı sıra Turfanda sebze meyve üretiminde de çok başarılıydılar. Çünkü en az ikibin beşyüz yıllık Turfanda tarımını iyi bilen bir kültürün çocuklarıydılar. Halk sürekli olarak üretime yönelik eğitimlere tabi tutuluyordu. Bu eğitimleri Ahi muallimleri veriyordu. Sadece zanaatkâr, üretici, esnaf, tüccar değillerdi. Aynı zamanda iyi savaşçıydılar. Kadın erkek ayrımı yoktu. Kadınlar da erkekler gibi, at biniyor, kılıç kuşanıyor, ok atıyorlardı. Ahi teşkilatı olan şehirlerin, doğu-batı-kuzey-güney kapıları olur, bu kapılardaki hanegâhlarda teşkilatın görevli elemanları bulunurdu. Şehre gelenler buralarda ağırlanır, şehre ne için geldikleri öğrenilir, bir yardımcı eşliğinde şehre girmeleri sağlanırdı.

İşte bu Ahilik yapısı Selçuklularda zirve iken aynı şeyi Çandarlıoğlu ailesi ile Osmanlı’ya uyarlamaya çalışan Türklük bilinci II. Mehmet’in şahsına münhasır dünya görüşü sayesinde boynu vurularak devletten koparılınca Türkler Osmanlı devletinden adeta tasfiye edildiler. Dolayısı ile bütün Osmanlı’da Ahilik teşkilatı uygulanamadı. Halk ancak tarım alanlarında devletin müdahalesi olmadığı durumlarda kendilerine özgü bir şekilde tarımsal politika olarak uygulamaya çalıştılar. Osmanlı’nın devlet yapılanması Türkleri askere alması, bazı sınıf askerlerin toprak edinmesini yasaklaması, toprakların çocuklar arasında bölüşülmesi zamanla halkın fakirleşmesini ve dolayısı ile Türk dışı tefeci unsurların eline düşmesine sebep oldu.

Bunun sonucu olarak ta Türk dışı unsurlar Türklerin mallarını haraç-mezat satın alarak Türklerin öz kültürlerini kendi kanları ile kurdukları devlette yaşamalarının önüne geçildi.

Topraksız kalan Türk, devlet kademesine yerleştirilmeyen Türk ancak ve ancak ya asker olabilirdi, ya da maraba. İşte Osmanlı Türklerin bir kısmını asker, diğer bir kısmını da maraba yaparak Türk dışı unsurların Osmanlı toprakları üzerinde keyif satmasını sağlarken; Türk soyuna yapılan tecavüzler sayesinde Türk Soy kırılması savaşsız yapılması da Osmanlı idarecilerinin göz yumması sayesinde sağlandığının da altı çizilmelidir.

Türklüğün öz kültürü devlette oturtulamadığı için de Osmanlı Devleti’nin yapmış olduğu fetih hareketleri Türklere amansız Türk düşmanlığından bugüne başka bir şey bırakmamıştır. İşte böyle süreçlerin sonucunda yıkılan Osmanlı Devleti içinden çıkan Uluğ Başbuğ Türk tarihinden edindiği bilgiler ve üstün dehası ile Türklüğü yeniden sahneye koymak için sürekli okudu, okuttu, tartıştı, tartıştırdı ve Türkiye Cumhuriyet Devleti’ni us, mantık, bilim, sanat, Türk tarihi ve insanlığın kazandığı değerler üzerine Türk Soyu adına kurdu. Bize de bu nitelikler üzerine kurulan devlete sahip çıkmamızı, onu geliştirmemizi ve kendimizden sonraki nesillere aktarmamızı istedi?

Ancak bizler bunu başarmak yerine onun ortaya koyduğu değerleri yok etmek için ego savaşı verdik. Bu savaşın bize yararı olmadığını düşünmek bile istemedik! Hala daha isteyip istemediğimiz şüphelidir.

Gelinen noktada onun ortaya koyduklarını değil de, ona bizim fikirlerimizi enjekte etmeye çalıştığımızı saklayarak sözde onun yolundan gidiyor olduğumuz yalanına önce kendimiz inandık sonra başkalarını inandırmaya çalıştık. Bu nedenle KAMÂLİZM’İ kendi dışındaki hiçbir tanımın ifade etme olanağının olmadığının altını çizmek istiyoruz. O bir öğreti olarak us, mantık, bilim, sanat, tarih gibi değerlerin oluşturduğu erdemlerin tamamı ile iç içe; insan yetileri ile sürekli beslenen, deneme yanılma yapmayı ilke edinen asla egoyla işi olmayan, toplumun ortak değeridir. Paydasında bulunan herkes ona katkı yaparak Türklüğün gelişmesi için elinden geleni yapabilir. Ancak bunun için hiçbir bedel bekleyemez. İşte Kamâlizm bu gerekçelerle üç misak üzerine kurulmuştur. Bu misaklar hiçbir zaman Türklüğün kaybetmeyi göze alamayacak misaklarıdır. Bu üç misak ele geçtikten sonra bize kalan şartları görüp; us, mantık, bilim ve sanat değeri ile en iyisini ortaya çıkarmaya çalışmaktan ibarettir. Bunların anlaşılması için Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün zaman zaman yaptıklarını gözlemlemek, onları okumak anlamaya çalışmak gerekmektedir. Bizlerde bunlarla alakalı anekdotlarla çeşitli yazılar ekleyerek konunun anlaşılmasına gayret etmeliyiz..

‘’Atatürk devrimlerinin dayandığı temel ilke, Türkiye Cumhuriyeti’ni siyasî yapısı bakımından olduğu gibi, sosyal yapısını şekillendiren kültür değerleri bakımından da çağdaş bir devlet hâline getirmektir. Dolayısıyla Harf Devrimi de milli değerlere bağlı bir çağdaşlaşmanın ifadesidir. Ayrıca, sosyal ve kültürel alandaki öteki yeniliklere de temel oluşturan bir özellik taşımaktadır. Türk devrimleri içerisinde en dikkate değer olanı, Türk dilinin, bilim ve kültürünün gelişmesinde temel yapı taşı görevi göreni dil üzerine yapılan düzenlemeler ve Harf Devrimi’dir. Türk devrimlerini genel olarak siyasi, ekonomik ve kültürel çerçeve içerisinde ele almamız halinde, siyasi devrimler tamamıyla radikal bir iradenin sonucuyken, kültürel devrimlerin toplum içerisinde alt yapısı oluşturulduktan, kapsamlı bir hazırlık aşamasından geçirildikten sonra gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu yönüyle kültürel devrimlerin halka benimsetilmesi bugünkü yaklaşımla halkla ilişkiler ve tanıtım alanının konusunu oluşturmaktadır. Yeni Türk alfabesine geçiş, yasal bir zorunluluk olmakla birlikte halkın ilgisinin uyandırılması ve umulandan daha kısa sürede geçişin sağlanması halkla ilişkilerin ve tanıtımın konusudur. Kültürel devrimlerimiz içerisinde; medeni dünya ile olan bağların kopuk kalmasının temel nedeni olarak gösterilen Arap alfabesi yerine “en önemli devrim” olarak nitelenen Türk harflerinin kabulü, bu devrimin hazırlık aşaması, Türk halkına tanıtılması ve benimsetilmesi çalışmaları, bu çalışmaların yurtdışındaki etkileri, Türk devrimleri arasında çok önemli bir yer tutmaktadır.’’ Prof.Dr.Emel ULTANIR

52 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.