Hoşgeldiniz  

DEMOKRASİ/ DEMOKRATLIK BİR TÜRK KÜLTÜR YAŞAMIDIR

Mehmet Zehir | 24 Şubat 2021 | Köşe Yazıları


Mehmet Zehir
mehmetzehir@hotmail.com.tr

Bilindiği gibi Batı ve batılılaşma anlayışı dünyadaki bütün uygarlık değerlerinin Batı’nın malı olduğunu iddia eder ve bütün dünyayı buna inandıran kabul görmüş anlayıştır. Bu anlayış kültür ve uygarlık adına ne varsa hepsini Antik Yunan/Greklere, sonrada Rönesans’a mal ederek reform ve aydınlanmanın anasının Batı olduğunu sürekli vurgularlar. Buna içimizde inananlar sayesinde ülkemizde ki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bütün okullarda kullanılan materyaller bu anlayışa göre 11 Kasım 1938 sonrasında düzenlenmiştir.

Uluğ Başbuğ Kamâl ATATÜRK, Batı’nın askeri, siyasi ve kültürel anlayışa karşı mücadeleyi 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıktığı an itibariyle başlatarak önce askeri başarıyı elde etmiş, ardından siyasi başarı ve kabul edilebilirliği gerçekleştirmiş, ardından ülkenin ekonomik olarak kalkınması için tarım, ziraat, hayvancılık, sanayi alanlarında faaliyetlere girişirken diğer yandan da kültürel alanda mücadeleyi sürdürmüştür.

Batı ile askeri, siyasi ve kültürel alandaki mücadelenin belki de en önemli cephesi kültürel alandaki cepheydi. Çünkü diğer alanları ve alanlarda ki üstünlüğü sağlayan kültürel alanın ortaya koyduğu gelişme ve bu gelişmenin geri kalmış toplumlarda fark yaratmasıydı. Bu nedenle yapılan savaşın asıl mecrasını kültürel alana çekmiş ve bu alan bütün savaş dönemlerinden çok daha uzun ve kesintisiz sürmesi gereken bir savaştı.

Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ü anladığını sananlar korkak, anlamayanlar kahpe, anlayıp ta gereğini yapmayanların hain olduğunu bugün söyleyebiliriz. Ancak bunu dün kimse söyleyemezdi. Çünkü kim ne söylerse söylesin; hemen karşısına çıkabilecek ben senden daha iyi biliyorum diyen devlet yöneticileri vardı. Bu devlet yöneticilerine göre Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk Türkiye Cumhuriyet Devleti’ni Batı’nın değerleriyle değil, dünya kültür ve uygarlık tarihinin evrensel değerleri ile yüklemiştir. Peki Dünya kültür ve uygarlık tarihinin oluşturduğu evrensel değerleri kimler oluşturmuştur? Bu soruya şüphesiz ki verilebilecek en doğru yanıt Türkler olacaktır. Çünkü dünyanın yazılı tarihini ele aldığımızda yazının bulunduğundan bugüne kadar geçen dönemi ifade eder ve o tarihte 5400 yıla karşılık gelir. Bu 5400 yıllık sürecin 4500 yıllık dönemi şu veya bu ad altında Türklerce yönetildiğini tarih kayıt altına almıştır. Peki Bu değerler özet olarak nedir? Bu değerler us (akıl), mantık (eseme), bilim ve sanattır.

İşte Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk elindeki bu birikim ile Batı Merkezli Tarih, Kültür, Medeniyet anlayışlarına karşı açıktan savaş açmış, onları çürütmek için her konuda doğru nedir, ne değildir sorularına yanıt aramak için dünya çapında Kurultaylar düzenlemiş ve bu kurultaylara bütün dünyadan nitelikli katılımcılar katılarak tezlerini sunarak Türk Tarih Tezi’nin karşısında kendilerini adeta imtihana sokmuşlardır. Bunun sonucunda 1930’larda kurulan Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Türk Antropoloji kurumu gibi kurumlar üzerinden Batı’nın iddialarını çürüttüğü gibi Türk Tarih Tezi’nin bütün dünyaca kabul edilmesini sağlamıştır. Bunun sonucu olarak Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk ‘’ Türk Tarihinin Anahatları, Tarih I-II-III-III, Medeni Bilgiler ve Yurttaşlık, Geometri kitaplarını ortaya koyarak okullarımızda okutularak Türklüğün bu tür saldırılara karşı her bireyinin yetişmesini istemiştir.

Bu anlayışın sonucu olarak özellikle Almanların üstün ırk teorisi yıkılmıştır. Almanlar kendilerini Cermen Irkı olarak ifade eder ve kendilerinin Arı ırk olduğunu iddia ederek üstün olduklarını söylerlerdi. Bunun içinde fiziksel yapılarının bunu doğal olarak sağladıklarını iddia ederlerdi. Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk bunun doğru olmadığını tam 64.000 denek üzerine Prof.Dr. Afet İnan’a yaptırdığı çalışması ile ispatlayarak gerçeğin fiziksel özelliklerle değil, beyinle ortaya konulabileceğini, beyinle ortaya konulabilenlerinde tarih sayfalarında kayıtlı olduğunun altını çizdirir.

Aynı batının hiç sorgulamadan kabul ettiği ‘’ Demokrasinin Antik Yunan – Grek ‘’ kaynaklı olduğu şeklindeki anlayışa da karşı çıkmıştır. Batı’ya göre Antik Yunan’daki ‘’demos-halk’’ , ‘’kratos- otorite’’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşan Yunanca-Grekçe demokratlar sözcüğüne dayanır.

İşte bu anlayışa Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk karşı çıkarak demokrasi sözcüğünün kökeninin Sümer’e dayandığını ileri sürmüştür.1930 yılında yazdığı Vatandaş İçin Medeni Bilgiler kitabında Demokrasi İlkesinin Gelişimi başlığı altında şunları yazmıştır.

‘’ Bundan en aşağı 7.000 yıl önce Mezopotamya’da insanlığın uygarlıklarından birini kuran Sümer, Elam ve Akat kavimlerinde demokrasi ilkesi uygulanmıştır. Gerçekte bu Türk Irkları birleşik bir Cumhuriyet kurmuşlardır. Bundan sonra Atina ve Sparta gibi Yunan şehirleri bu tür demokrasi ile idare olunurlardı. Roma’da demokrasi hayatı yaşanmıştır. Türk Milleti en eski tarihlerde meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarda devlet başkanlarını seçmeleriyle demokrasi düşüncesine ne kadar bağlı olduklarını göstermişlerdir.’’

Şimdi Batı’nın ve Batıcılığın etkisinde kalan Türkiye’deki bir takım aydın! Uluğ Başbuğ Kamâl Atatürk’ün bu iddiasını kabul etmesi mümkün değildir. Ancak Sümer araştırmaları göstermiştir ki, Sümerler Türk oldukları için kültürleri de haliyle Türk Kültürü olup kullanmış olduğu sözcüklerin birçoğu günümüz Türk Dil ve Lehçeleri ile örtüşmektedir. Sümerolog Samuel Noah Kramer’in bu ifadesi gerek Batı’yı gerekse Batılı gibi düşünen yerli aydınsılarımızı çok üzmüştür.

Bu mana da Sümercedeki Dumugiratuku sözcüğü demokrasinin ilk etimolojik kökenini ortaya koymaktadır.

M.Ünal Mutlu, Sümerce ve Etrükçe, Arkaik Türk Dilleridir, adlı makalesinde bunu şöyle ifade etmektedir.

Demokrasi Kavram ve sözcüğünün ilk görüldüğü uygarlık Sümer Uygarlığı’dır.  Sümerce’de ki ‘’Dumugiratuku ‘’ sözcüğü günümüze ‘’Demokratika, Demokrasi’’ olarak gelmiştir. Bu sözcük ve kavramı Sümer Uygarlığı’nın doğuşundan 3.000 yıl sonra tarih sahnesinde görülen Grek Uygarlığı’na mal etmek bilim ve insanlık adına utanç verici bir durumdur.

Buradan yapacağımız çıkarıma göre demokrasi tarihte sözcük ve kavram olarak ilk kez M.Ö 3000’lerde Kengerler/ Sümerler de görülmüştür. Yine ilk Meclislerde Sümerolog Samuel Noah Kramer’in ifadesi ile Sümer’de görülmüştür.

Sümerce de Dumugiratuku, ‘’halkın gücü’’ anlamına gelmekteydi.M.Ö 3000’lerde Sümerce Dumukuratuku sözcüğü M.Ö 500’lerde Grekçe/ Yunanca Demokratia olarak ses değişimine uğramıştır. Batı dillerinde ilk kez Latince’de M.S 1300’lerde Democratia, MS 1400’lerde Fransızca’da Democratie İngilizce’de 1570’lerde Democracy olarka ortaya çıkmıştır.

Dolayısıyla Batı ve Batılılaşma kültürü, Antik Yunan/ Grek içinde her şeyi toplamış ama işin ilk sahibini ifade etmediği için Romalıların tabiri ile hırsızdırlar.

Sorun onların hırsız olması değil, bizimkilerin bu hırsızlığı kabul etmesinde yatmaktadır.

14 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN SON HABERLER

© 2017 Haber Marmara Gazetesi Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle